Küba'da camii yapılacaksa, onu da biz yaparız

Küba'da camii yapılacaksa, onu da biz yaparız DİN
4,0
11.12.2013 06:18:37
A+ A-

Geçtiğimiz günlerde gazetelerde ‘Diyanet Küba’da cami inşa edecek’ başlıklı bir haber yer aldı. Bu habere göre Küba’daki müslümanların ihityaçlarını karşılamak adına, öncelikle bir cami yapılacakmış. 

Haberin başlığında bulunan ‘diyanet’ kelimesini görüp de, sakın bunun ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) bir projesi olduğunu düşünmeyin. Anlaşılan o ki, Diyanet İşleri’nin bu konuyla hiçbir  alakası yok. Küba için hayırlı(!) olacağı düşünülen bu projenin bütün hazırlıklarını ve çalışmalarını, ‘Türkiye Diyanet Vakfı’ (TDV) yapıyor. 

Küba’ya bir cami yapmak meselesine gelmeden önce TDV’yi yakından tanımakta fayda var diye düşünüyorum. Böylece Küba’ya neden bir cami yapılmak istendiği daha iyi anlaşılabilir. Bu ‘Vakıf’, kuruluş amacını şu cümlelerle açıklıyor: 

“İslam dininin gerçek hüviyeti ile tanıtılmasında, toplumun din konusunda aydınlatılmasında Diyanet İşleri Başkanlığı’na yardımcı ve destek olmak, gereken yerlerde cami yapıp donatmak, fakir hastalar için tedavi kurumları açıp işletmek, zekat, fitre gibi Müslüman vatandaşlarımı tarafından yapılacak yardımları şartlarına uygun olarak toplum ihtiyaç sahiplerine intikal ettirerek sosyal yardım ve hizmeti geliştirmek.”

Buradan da anlaşılıyor ki, 2013 yılı bütçesi 4.6 milyar lira, 2014 yılı bütçesi ise 5.4 milyar lira olan ve 141 bine ulaşan kadrosu ile ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’ Türkiye’deki müslümanların dini hizmetlerini karşılamakta maalesef(!) yetersiz kalıyor. İşte Türkiye halkının dini hizmetleri almasındaki yetersizlikler ve eksiklikler nedeniyle olacak ki, bu ‘Vakıf’ kuruluyor. Fakat burada küçük(!) bir sorun var. Şöyle ki, aslında DİB sadece müslümanların değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin dini hizmetlerini karşılamakla yükümlü olan bir kurum. (Gerçi bu kurumun kaldırılması en doğru karar olur.) Fakat o bunu yapmıyor. Tüm halkın vergileri ile sadece ‘Sünni-Hanefi’lere hizmet götürüyor. Diğer yandan TDV kendisini, İslam dinine hizmet eden bir sivil toplum örgütü olarak DİB’e yardımcı olmakla tanımlıyor. Dolayısıyla tek amacı yurtiçi ve yurtdışındaki ‘Türk’ ve ‘Müslüman’ topluluklara hizmet götürmek olan bu Vakıf’tan bu ülkenin bütün vatandaşlarına hizmet götürmesi beklenemez. Fakat sorun şu ki, bu vakfın Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, aynı zamanda Diyanet İşleri Başkanı. Garip bir rastlantı diyelim. Herneyse, burası Türkiye olur böyle şeyler.

Bu açıklamada, TDV’nin ‘gereken yerlere cami yapıp donatmak’ gibi bir misyona sahip olduğunu görüyoruz. Örneğin en son ‘Mali’de DİB ve TDV tarafından ortaklaşa inşa edilen Eyüp Sultan Camii törenle ibadete açıldı. Dolayısıyla Vakıf ‘gereken yerlere camii yapıp donatmak’ derken, bunu sadece Türkiye ile sınırlı tutmadığı ve bu hedefini dünyanın farklı yerlerine de camii inşa ederek gerçekleştirdiği anlaşılıyor.

Yine Vakfın kuruluş amacında ‘fakir hastalar için tedavi kurumları açıp işletmek’ gibi bir ifade yer alıyor. Fakat şu ana kadar yapılan herhangi bir hastane veya bir sağlık ocağı haberi mevcut değil. Yapılan hizmetler, çoğunlukla camilere odaklanmış durumda. İşte bu durum oldukça garip. Yani insanların daha öncelikli ihtiyaçları olduğu halde, örneğin cami yapmak yerine önceliği okul, kütüphane, hastane, sosyal tesis ve istihdam alanları yaratmaya vermek sanki daha ‘hayırlı bir iş’ olur gibi gözüküyor. Bakın bu konuda Vakfın şöyle bir açıklaması var: 

“Bugüne kadar temelden 14 cami ile 1 ilahiyat fakültesi, 1 lise binası inşa edilmiş, ayrıca bir çok okul, cami, tarihi eserin de tamir ve restorasyonu yapılmıştır.”

Görüldüğü gibi 14 camiye karşılık, bir lise yapılmış. Bir tanede ilahiyat fakültesi. Hastane yok. Anlaşılacağı gibi eğer herhangi bir ‘tedavi kurumu’ açılmış olsaydı, böyle bir haber Vakfın bu açıklamasında yer alırdı. Buradaki kasıt büyük bir ihtimalle afet bölgelerindeki seyyar sağlık hizmetleri olabilir. Fakat bu konuda TDV’nin herhangi bir açıklamasını bulamadım. Dolayısıyla insanlar için okul, hastane ve istihdam alanları yaratmak daha önemli ve gerekliyken, bunun yerine cami yapmak ne kadar mantıklı olabilir? Eldeki imkanları, şiddetli bir şekilde ihtiyacı duyulan daha önemli ve gerekli şeyler için kullanmak doğru olmaz mı? 

Öyleyse burada bir sorunla karşılaşıyoruz. İnsanların ‘serbest pazar ekonomisi’nden kaynaklı yaşadığı sıkıntılar bu derece artmışken, bu sorunları çözmeye dönük değil de, bunların yerine camii yapmak nasıl bir dini, ahlaki hizmettir, anlamak mümkün değil! Fakat Vakfın düşünce yapısını daha iyi anlamak için yine şu ifadelerin dikkatlice okunması gerekiyor: 

“Hedef kitlemiz genelde soydaşlarımız ve diğer Müslüman topluluklar olmakla birlikte, bu ülkelere hizmet götürülmesi ve ikili ilişkilerin kurulması kolay olmamaktadır. Zira faaliyetlerimizin ağırlıkta olduğu ülkeler, genelde Türk Cumhuriyetleri ve Türk toplulukları olmakla birlikte, bu ülkelerin uzun yıllar boyunca esaret altında kalmaları, onların düşünce yapısında ve dünya görüşlerinde ister istemez bazı farklılıklar meydana getirmiştir. Her ne kadar bu ülkeler, Serbest Pazar Ekonomisini benimsedilerse de, henüz bu yeni sistemin gereği olan kurumlar tam olarak işlemeye başlamamıştır. Bu ülkelerde halen eski sistemin bazı alışkanlıkları ve gelenekleri yaşamaya devam etmektedir. Bu alışkanlıkların tamamen ortadan kalkması, ister istemez zaman gerektirmektedir.”

Buradan da anlaşılıyor ki, ‘neo-liberalizm’in söylemlerini aynen benimsemiş görünen TDV, insanlara İslam ve ‘milliyetçilik’ temelinde ve ‘anti-komünist’ bir ideoloji ile yaklaşıyor. Sonuçta TDV dini hizmetlerde bulunmak hedefindeki bir sivil toplum örgütü olarak, ilginç bir şekilde neo-liberal bir politik söylemi benimsemiş olduğu görülüyor. (Bu arada bir insan nasıl olur da hem İslamı, hem kapitalizmi benimser bu da ayrı bir konu.) Anlaşılan o ki, Vakfın derdi sadece cami yapmak değil. Demek ki, cami işin kamuflajı. 

O halde TDV tarafından 40 yıldır Amerika ambargosuna maruz kalan ve ABD emperyalizmi ile mücade eden Küba’ya cami yapmak da ne demek oluyor? Bu durumla ilgili olarak TDV Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Tutkun şöyle bir açıklama yapıyor: 

“Küba’daki Müslümanların lideri diyebileceğimiz kişiyle bağlantımız sürüyor. Kendi hükümetiyle görüştü, bizim orada cami yapmak istediğimizi söyledi. Onlarda yazılı bir şekilde Türkiye’nin Havana Büyükelçiliği’ne dönüş yaparak söz konusu çalışmaya olumlu baktıklarını ve süreci başlatabileceğimizi belirtmişler. Gerekli yazışmalarla süreci başlattık. Gidip Havana’da incelemelerde bulunacağız.”

Peki, Küba’da ne kadar müslüman varmış?

300-500 kişi civarında.

Artık öyle bir dönemde yaşıyoruz ki, 10 kişi cami istese hiç bekletmeden yapılıyor. Artık buna Allah aşkı mı, müslümanlara hizmet mi ya da buradan daha çok ekmek yeriz düşüncesi mi sebep oluyor bilemem! Diğer yandan bu açıklamadan da anlaşılacağı gibi aslında Kübalı müslümanlardan herhangi bir camii talebi yok. Bunu TDV’nin Genel Müdür Yardımcısı söylüyor. Açıkça “biz oraya camii yapmak istiyoruz” diyor. Sanki Kübalı müslümanların bütün derdi ve isteği buymuş gibi! Sanki bir araya gelip ibadet edemiyorlar, sanki bir caminin olmamasından dolayı zor durumdalarmış gibi. Zaten Küba’ya bir camii yapılsa, ortada ne dert kalacak, ne de tasa!

Küba’ya camii yapılması fikrinin elbette bir geçmişi var. TDV bu durumu kendi sitesinde söyle açıklıyor; “Bir Güneydoğu Asya Ülkesi olan Vietnam’dan bile Vakfımıza bazı taleplerin ulaşması, bizi hem gururlandırmış, hem de millet olarak bir daha düşünmemizi gerekli kılmıştır.”

Böylece ‘Sovyetler Birliği’nin çözülmesi sonrası, uluslararası alanda neo-liberalizmin, ‘Yeni Dünya Düzeni’nin tek geçerli sistem olduğu propagandası ve dayatması ile uyumlu bir biçimde TDV, bu gibi konuları düşünmüş ve zaman içinde artık sıranın Küba’ya geldiğine inanmıştır.

Fakat ‘mücahit’likten ‘müteahhit’liğe evrilen bu İslamcıların anlayamadığı birşey var. Anlaşılmayan bu şeyin anlaşılabilmesi için öncelikle Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in şu açıklamasına bakmakta fayda var. Mali’deki cami açılışında şöyle konuşmuştu; Camiye girdikten sonra, renklerimiz, soylarımız, ülkelerimiz ne olursa olsun Allah’ın huzurunda eşit kardeşler olduğumuzu ortaya koyarız.”

Bu sözler İslam dinine mensup insanların yaklaşımına güzel bir örnek olarak gösterilebilir. Aynı şekilde bu sözler müslümanların günümüz dünyasında neyi anlayamadıklarını da gösterir.

İslamcıların, müslümanların veya muhafazakar demokratların anlayamadığı şey şudur; sorun bir camii yapmak veya herhangi bir camiye girmek ve girmemek değildir. Sorun camiye girdikten sonra Allah’ın huzurunda eşit olmak da değildir. Burada farkedilmesi gereken şey camiye girmeden ve Allah’ın huzuruna varmadan da eşit olabilmektir. Yani bir insanı sadece insan olduğu için, herhangi bir dine inanıp inanmadığını önemsemeden eşit bir kardeşin gibi görebilmektir maarifet. Ayrıca Sayın Görmez söylememiş, ne yazık ki inancından dolayı bunu söyleyemiyor, insanın cinsiyeti ne olursa olsun o insan da diğerleri ile eşittir. Dolayısıyla hiçbir gerekçe bu din adına olsa bile, insanlara yönelik bir ayırımcılığın, dışlamanın, küçümsemenin ve öldürmenin sebebi olamaz. Bilinç ve vicdan şunu der; “bütün insanlar, insanlık huzurunda kardeştir!”

Dolayısıyla Küba’nın paylaşımcı, dayanışmacı, hümanist, enternasyonalist ve sosyalist değerleri, geleceğe dair evrensel bir içeriğe sahiptir. Bu evrensel değerler, insanlık ailesinin hak ettiği, onurlu ve özgür bir dünyanın da nüvelerini taşıyor. Olur da eğer Küba’ya bir cami yapılırsa, bu sadece o caminin yapılacağı yere ayrı bir görsellik katar ve adına İslamiyet denen bir dinin mabedinin nasıl birşey olduğunun görülmesinden başka da bir anlam ifade etmez. 

YORUMLAR

Bir de şu var: -

Türkiye Diyanet Vakfı, Bakanlar Kurulu kararıyla kamu yararına çalışan ve 'izin almadan' yardım toplayabilen bir vakıf imiş. Bu 'kamu yararı' hikayesini geçelim de, işin özüne bakalım. Yani bu 'izin almadan' yardım toplayabilme meselesine. Bu da herhalde Allah'ın bir takdiri olsa gerek! Bu nasıl bir imandır ki, Bakanlar Kurulu bile hiç sıkıntı duymadan böyle bir karar alabiliyor. Bence gerçek başarı da zaten bu şekilde izin almadan, kimseye hesap vermeden, dinsel amaçla 'yardım' toplayabilmekte. Aslında buna 'yardım' yerine, 'para' toplayabilen demek daha uygun, doğru ve anlaşılır olur. Bununla beraber yine de bir mümin için 'İlahi Aşk'ın yanında, paranın ne önemi olabilir ki? Allah'a 'hizmet' etmenin yanında para dediğin nedir ki?

10 7
neden en yüksek kaynaklara sahipler? -

Diyanet bakanlıklardan eğitim hatta spor bakanlıklarından yüksek kaynağa sahip olması neye hizmet ediyor. Sanırım "hizmet ettiklerini" hepimiz biliyoruz.

3 5
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.