Kuran-ı Kerim'de Namaz geçiyor mu?

DİN
1,0
01.11.2013 20:08:55
A+ A-

Kuran-ı Kerim de din adına ve insanlık her şey vardır, o eksiksiz bir kitaptır” dedikçe, sanki ben Kuran’a iftiraediyormuşum gibi klasikleşmiş bir tepkiyle ve şu soruyla karşılaşıyorum
 Hadi o zaman bana Kuran’da namazın nasıl kılınacağını göster!!!     

İlmihalleri inceledim bir kez daha.
Ne niyetler, ne tekbirler birbirini tutmuyor.
Ne elinizi nereye koyacağınız.
Fatiha’nın besmeleleri olup olmamasından tutun ayaklarınızın duruş şekline, ellerinizi yere koymanızdan, rükûda ne kadar eğileceğinize, hangi duayı neden okuyacağınızdan, peygamberimizin bunları okumuş olup olmadığına hadislere
dayalı olarak anlatılan namazda o kadar farklılıklar var ki!
Şafi mezhebi Hanefi mezhebini zayıf rivayete uyduğu için suçluyor, Hanefiler en doğrusunun kendilerininki olduğunu söylüyor. Birbiriyle o kadar çok yerde çelişen mezhepler sonra tutup birbirini hak mezhep kabul ediyor. Namaz sadece
peygamberimizin olduğu iddia edilen hareketleri taklide değil, ondan sonra gelenlerin bile namazı nasıl kıldığına yönelik rivayetlerine dayanıyor.
Bazı ilmihallere göreyse namaz kılacak olursanız yine aynı ilmihale göre o namaz esnasında bir yığın mekruh, hatta haram işlemiş oluyorsunuz. Tam bir rivayet karmaşasına bulanmış birçok çeşit namaz tarifi. Tek ortak durum, hepsinde
bir şekilde kıyam, kıraat, rükû ve secde olması. Abdeste, namaz dışı şartlara hiç girmeyeyim bile, içinden çıkılamaz bir haldeler. Namazın asıl önemli tarafına, ne dediğini bilmeye, anlamına, manasına, istemeye tam anlamıyla atıf yapan ise
yok.

Hadi o zaman bana Kuran’da namazın nasıl kılınacağını göster, diyen kişilere bundan sonra “hadi sen göster” diyerek kendi namazlarının kaynağını öğrenmek gerek. Görün bakın sahih diyebilecekleri bile bir tane sağlam kaynak
çıkmayacak. Bir kitaba işaret edemeden “Peygamberimiz öyle kılmış biz de öyle kılıyoruz” demek bir kaynak göstermek değil zanna tabi olmaktır.
Hadis külliyatında da namazı baştan sona dosdoğru anlatan bir hadis bulamayacakları için şu dünyada gösterecekleri yegâne kaynaklar, Y.T. Namaz Hocası ve Ö.N.B. İslam İlmihali olacaktır. O kitapların kaynakları da işte bu birbiri ile çelişen onlarca farklı hadis ve hatta peygambere bile dayalı olmayan onlarca rivayet.

Geçen gün bir televizyon konuşmasında, Diyanet İşleri Başkanımız, dinde öyle konular vardır ki, asla değiştirilemez dedikten sonra, şöyle bir örnek verdi.  “Sabah namazı 2 rekât fazdır, bunu birisi çıkıp ta, dört rekât kılalım diyemez.”
dedi.

Gerçekten de sabah namazını, iki rekât farz namaz kılmak yerine, dört rekât farz kılamaz mıyız? İki rekât kılınması Allah emri midir? Gelin bu konuyu birlikte, elimizdeki Kur’an ve diğer bilgiler ışığında birlikte düşünelim.

Önce şunu söylemeliyim ki Allah, biz Kur’an`da her şeyden nice örnekleri, değişik misallerle açıkladık ki anlayasınız der. Ayrıca yine bir ayetinde, biz Kur’an`da hiç bir eksik bırakmadık, Allah unutucu değildir diyerek, bizlerin Kur’an`ın ipine sarılmamızı emreder. Çok daha önemlisi Zühruf 44. ayetinde bakın çok açık bir hüküm verir.


Zühruf 44: Doğrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.

Bu bilgiler ışığında, namazın rekât sayıları konusunu gelin önce Kur’an`a soralım. Bakalım bizlere nasıl bilgiler verecek, çünkü Allah sizleri Kur’an`dan sorumlu tutuyorum diyor. Tabi aşağıdaki ayeti de unutmadan.

Hud 1: Elif, lâm, râ. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri önce sağlam kılınmış, sonra da detaylandırılıp açıklanmış bir kitaptır

Allah namazı kılarken, ses tonumuzun bile nasıl olacağının örneğini vermiş ise, namazımızın uzunluk ya da kısalığı hakkında da, bizlere mutlaka bir bilgi vermiştir. Allah Kur’an`da yeni doğan bir bebeğin, kaç ay anne sütünü emmesi
gerektiği konusunda bile bilgi veriyorsa, Kur’an`ın üzerinde çok durduğu namaz konusunda, eğer sabit ve değiştirilemez bir rekât sayısı olsaydı, onu da bizlere bildirmez miydi? Konu üzerinde düşünmeye ve araştırmaya devam edelim.

Nisa suresi 102. ayetinde Allah, zor bir anımızda, korku ve savaş halinde kılacağımız namazımızın tarifini yapıyor.
Peygamberimizin imamlığında, askerin bir bölümünün namaza durması ve kıyam, rükû, secdeden sonra namazın bittiğini, daha sonra da geri kalan askerle aynı şeklide diğerlerine de namazı peygamberimizin kıldırdığı örneği verilir.

Buradan da anlıyoruz ki, kısaltılmış namaz bir rekâttır. Şöyle düşünenler de var. Normal şartlarda ise tüm namazlar Kur’ an a göre iki rekâttır. Çünkü peygamberimiz askerlerinin her iki yarısı ile ayrı ayrı kılarak, iki rekâtı tamamlamıştır. Bu örnekten bu sonucu çıkarmak, bana göre çok zorlayıcı olur. Kur’an`ın anlatım mantığını da uymaz. Peki, o zaman
normal kılacağımız namazlarımız kaç rekât olmalıdır? Sınırlama var mıdır?

Allah kısaltılmış rekâtı tarif ettikten sonra, normal namazlarımızı kılma konusunda ise şöyle söyler.


Nisa 103: Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, müminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.

Allah bu ayetinde, aslında sorduğumuz sorunun cevabını veriyor ve güvenli bir ortamda, NAMAZINIZI TAM OLARAK KILIN diyor. Sizler tam olarak kılın sözünden ne anladınız? Kur’an`da Allah güvensiz bir ortamda kılınacak
kısaltılmış namazın tarifini, uzunluk-kısalık örneğini verdiği halde, güvenli sakin bir zamanımızda kılacağımız bir namazın sınırlandırılmış örneğini vermiyor, herhangi bir sınır koymuyor. Peki, bizler bu sözlerden ne anlamalıyız?


Allah müminun suresi 2. ayetinde bakın ne diyor.

(Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler.)


Demek ki huşu içinde, Allah`ın huzuruna duracağımız zaman bizlere bırakılmış, Allah tarafından bir sınırlama asla konmamıştır. Eğer bir sınırlama konmuş olsaydı, her şeyden nice örnekler verdim diyen Rabbimiz, bunu da açıklar ve
kısaltılmış namazında izah ettiği gibi, bunu da bizlere örneklerle bildirirdi.


Allah Enam suresi 57. ayetinde, hüküm yalnız ve yalnız Allah`ın der. Bu demektir ki normal şartlarda kılacağımız namazlarımızın rekât sayısını Allah sınırlamamış, bu konuda hiçbir hüküm vermemiştir. Allah`ın hüküm vermediği bir konuda bizlerin konuşması, bunlar Allah katındandır demesi, haramların en büyüğüdür.

Allah Araf suresi 33. ayetinde çok dikkat çekici bir uyarı yapar ve hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi söylememizi, haram kıldığı uyarısını yapar. Lütfen söylediklerimizi ve inandıklarımızı, Kur’an süzgecinden geçirelim.

Zaten Allah elçisine, sana indirdiğimle kullarıma hükmet, diye ayet indirmişti hatırlayınız. Sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum diyen Yaradan, daha sonra Kur’an dışından, Kur’an`ın hiç bahsetmediği bilgilerden, hükümlerden de
sorumlu tutar mı?

Sizlere verdiğim bu bilgilerden sonra, sizler sabah namazının farzını iki rekât yerine, dört rekât kılamayız diyebilir misiniz? Bu sözü Kur’an doğrulamıyor.

Allah fecir vakti kılınan, yani sabah namazından bahsederken, İsra 78. ayetinde, bu zamanın huşu içinde, Allah”a kulunun zikir yapacağı, günün en huzur içinde yakardığı, bir zaman olarak bahseder. Bu zamanın, melekler tarafından
şahitli olduğu yorumu da yapılmıştır ayette.

Allah”ın çok özel, namazın en uygun vakti olarak işaret ettiği, sabah namazının vaktinde, sizce Allah bana iki rekâttan fazla, namaz kılmayın demiş olabilir mi? Eğer demediyse bunu söylemekle, Müslümanları namazın en uygun zamanı
olan fecir vaktinde, gerektiği kadar namaz kılmak isteyenleri, engellemek değil de nedir?

Namaz Allah ile kulu arsında bir kapıdır. Kulunun Rabbinden istekte bulunma anıdır. Allah buna üst bir sınır koymadıysa, başka hiç kimse buna sınır koyamaz. Lütfen bunu unutmayalım. Önemli olan namazlarımızda, huşu ve ciddiyetle Allah`ın huzurunda kalabilmektir.



Peygamberimiz Kur’an dışından asla hiçbir bilgi yazdırmamış, yazımını yasaklamış ve bizleri yalnız Kur’an`a sarılmamızı istemiştir. Bu konuda birçok ayet zaten vardır. Bunun tersini düşünmek, Kur’an`ın birçok ayetini
inkar etmek, üstünü örtmektir.


Peygamberimizin vefatından sonra, dört halife devrinde de, hadis yazımı ve nakli yasağı devam etmiştir. Peygamberimiz ve en yakın ashabı, hadis nakli konusunda çok titiz davranmış ve toplumu Kur’an`a yönlendirmiştir. Peygamberimiz Kur’an dışından hiçbir bilgi yazdırmadıysa, bizleri bağlayan yalnız Kur’an olduğunu bilmeliyiz. Elbette Kur’an`ın özüne ters düşmeyen, geleneklerimizin de yaşanmasında hiçbir sakınca yoktur. Ama geleneklerimizi dinleştirmeden, bunlar olmadan İslam`ı yaşayamayız demeden.

İslam dinine fitne ve fesat öyle bir girmiş ki, neyin doğru neyin yanlış olduğu birbirine karışmış. Çünkü Kur’an devre dışı kalmış. Dilerim Rabbimden elde Kur’an, aklıyla iman eden, O azınlık halis kullarından olur,

SADECE KURAN-I KERİM MÜSLÜMANI OLARAK YAŞAR VE ÖLÜRÜZ.


Her Şeyin Doğrusunu Yanlız ALLAH bilir !                  1 Kasım 2013

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.