Kur'ân mucizesidir yaşadığımız "altın çağ"

Kur'ân mucizesidir yaşadığımız "altın çağ" DİN
4,4
12.10.2013 21:29:08
A+ A-

Sevgili okurlar!

Bayramınız kutlu olsun.

Bugün sizleri; KONUK YAZAR Üstad Ahmed Hulûsi'nin kaleme aldığı nefis bir makale ile başbaşa bırakıyorum. 

Noktasına ve virgülüne dokunmadan.

***

Kur'ân mucizesidir yaşadığımız "altın çağ"

Öncelikle belirteyim ki, fakîrin müşahedesine göre...

Kur'ân-ı Kerîm'in ana mesajı, ismiAllâh” olanın, El Vâhid – El Ahad – Es Samed özellikleri dolayısıyla; kendinden gayrına yer olmadığı (lâ gayrıhu) realitesini 1400 küsur yıldır vurgularken; sonunda bu yüzyılda, yaklaşık son 35 yılda da bilim tarafından, varlığın sonsuz sınırsız bir TEK olduğu açıklanmıştır. Bu nedenledir ki, bu çağ beklenen “Altın Çağ”dır! “Altın Çağ” vurgusu, insanlardan açığa çıkacak olan TEK'lik ilminden dolayıdır. Kur'ân-ı Kerîm, bugün bilimsellikle erişilen realiteyi, sistemi, Varlığın hakikatini 1400 küsur yıl önceden bildirmiştir mucize olarak.

Sigaranın, insan sağlığına, beyine zararları tespit olduğu için, başta Amerika olmak üzere, batı ülkelerinden tahtını yitirip; bilimsel bulgu ve gerçeklerden geri kalmış ülkelerde hükümranlığını sürdürmeye çalışması gibi; “MADDECİLİK” de günümüzde bilim dünyasında iflâs etmiş olarak; yalnızca, geri kalmış kesimlerde, madde” tabanlı dinî veya felsefi tartışmalara konu oluşturmaktadır.

Madde” sanısının sadece algısal yanılsama olduğunu keşfeden fizik ve tıb, Şimdilerde beyini çözüme yönelmiştir, bizim 1985'te yazdığımız üzere. Çünkü bütün sırlar, dışsal dünyada değil; algılamakta olan beyinin boyutsal derinliklerindedir. Bu derinlik itibariyle, İsmi Allâh olanın esmâ özellikleri bileşimi olan ismi beyin konmuş yapı, keşfedildiği kadarıyla Rabbine yaklaştıracaktır insanı.

Fizik, günümüzde ulaştığı nokta itibarıyla, artık teori-fizik aşamasına geçmiş; varlığın ve insanın, beyinin, evrensel enerji/wave ya da bilgi/data/ilimden oluştuğu; yani hologram evrende yaşanmakta olduğu realitesi ile yüzyüze gelinmiştir.

Ben” ve “tanrı” anlayışından kaynaklanan, maddeci görüşü baz alan “ATEİSTLİK” ise, bilim dünyasında iflâs etmiştir! Temelini yitirmiştir! Varlığın gerçekte TEK BİR olduğu fark edildikten sonra, bu ikilemden söz edilemeyeceği apaçık ortadadır. Kur'ân-ı Kerîm'deki “İhlâs Sûresi”, tamamen bu realiyeti kavratmak içindir, düşünebilen beyinlere!

Çünkü “madde” kavramının gerçekliği kaybolmuş; madde-ruh ikilemi tükenmiştir derin bilim alanında; yani fizik bilim gerçekleri üzerine kurulu teori-fizik alanında! İnkâr edilesi, reddedilesi bir “tanrı” kavramı artık kalmamıştır... TEKİL bir varlık gözlenir olmuştur! Bilimsel bulgu ve tespit, “bir ben var bir de ÖTEMDE tanrı var” anlayışına son vermiştir!

Esasen, bilim adamları dünyasında oluşmuş “ateist/tanrıtanımaz”lık; bu bilim adamlarının, yetişme süreci başlangıcında aldıkları, gökteki baba tanrı ve oğlu, anlayışına dayalı din terbiyesinden kaynaklanmıştır.

Milyarla galaksiden oluşan uzay-evren gerçekliği önünde, gökte lokalize olmuş bir tanrının yanından oğlunu yollaması gibi bir saçmalığın sözkonusu olamayacağını fark eden beyinler; bu “tanrı” kavramını reddedip, “ateist”liği seçmişler ve kiliseye karşı çıkmışlardır. Kiliseler de onları afaroz edip, tukaka etmiştir! Oysa bu “ateist” bilim adamları, tanrının var olmadığı (lâ ilâhe) gerçeğini fark etmelerine rağmen; ne yazık ki, Hz. Muhammed (sav)'in açıkladığı Kur'ân-ı Kerîm'e, ismi “ALLÂH” olan bilgisine ulaşamadıkları için son noktayı koyamamışlardır.

Varlığın TEK'liğini bilmelerine rağmen, Hz. Muhammed ve dolayısıyla Kur'ân-ı Kerîm'i kabul etmemeleri neyi kaybettirir? Bu konuyu açalım biraz. Çünkü pek çok kişi burada takılmakta; varlığın TEK'liğini bilmek yeterlidir; anlayışında saplanıp kalmaktadırlar.

Kur'ân-ı Kerîm, gerçekte, teklif görünümü altında tespittir! TEK'liği bilmek de insan için, amaç değil araçtır!

TEK'liği bilmenin getirisi şu olmalıdır:

Kişi, ötesinde bir tanrı olmadığını fark ederek; TEK'e kulluk hâlinde yaşamakta olduğunu fark eder; bir. İsmi ALLÂH olanın mutlak sistem ve düzenini (İslâm'ı) fark eder ve buna göre, bir önceki aşamada kendisinden ne açığa çıkarsa, bir sonraki aşamada da onun sonuçlarını yaşayacağını kavrar, iki. Buna göre, varlığını oluşturan Allâh Esmâsı özellikleriyle yapabildiği her şeyi yapmaya gayret ederek, Rabbinin dünyasını buna göre oluşturmasına çalışır, üç.

TEK'liği fark etmek, TEK'ten çoka bakmayı getirmiyorsa yaşamda, henüz TEK'lik hakkıyla hissedilmemiş, gereği yaşanmıyor, olay sadece bilgi boyutunda kalmış demektir. Çoktan TEK'e bakış, hiçbir zaman tüm cevapların algılanmasını sağlamaz.

Mevlâna'dan Nakşıbend'e, Gazalî'den Geylânî'ye, Yunus'tan Hacıbektaş Velî'ye kadar tüm tasavvuf ehli, hep, TEK'i fark edip kavramakla kalmamış, bunu yaşamlarının her anında hissedip açığa çıkararak ömür sürmüşlerdir. Böylece, kendilerini yakan şeylerden kurtulmuşlar huzura ermişlerdir.

İşte, önce TEK'i fark etmek, yegâne kurtuluş “kapısı”dır bu yüzden! Bu yüzdendir ki TEK'liği fark etmenin en açık seçik yolu da, mecaz-misaller dünyasından sıyrılıp; günümüzdeki bilimsel bulgulardan yararlanmaktır. Zira, bilimsel bulgular dahi, ismi Allâh olanın iliminin, insan adı altında açığa çıkardığı en değerli “rızık”tır! Şuur sahiplerine bahşedilen bu “rızık” da, “altın çağ”ı oluşturan beyinlerin rızkıdır!

Evet, şimdilerde “ALTIN ÇAĞ”ı yaşamaktayız, çünkü...

Bilim, çok çok önemli bazı bulgular elde etmiştir:

     a.   Bilim, beynin dalga boyları (wave) olarak kendisine ulaşan data/bilgiyi işleyip; sonucuna göre, kendi içinde, bu dalgaboyu/hologram dünyasında yaşamakta olduğu gerçekliğini görmüştür.

     b.   “Madde”, yalnızca algılayıcılara GÖRE var kabul edilir. Tüm algılayanlar, gerçekte, dalgaboyu/data/bilgi evrenin, algılama kapasitelerine giren bilgi karesi ile muhatap olmaktadır. Mutlak evreni algılamak imkânsızdır.

     c.   Maddenin hakikati sorgulanmış ve bulgularla, madde diye gerçekte ayrı-özel bir şey olmadığı; evrenin, tümüyle TEKİL bir enerji (kudret açığa çıkışı) ve data/bilgi/wave okyanusu olduğu sonucuna ulaşılmıştır ki; bu yapıda her şey tekil bir hologramdan başka bir şey değildir. (“TEKİN SEYRİ” isimli kitabımızda bu konuyu tüm detayları ile okuyabilirsiniz.)

Bunları biraz daha açalım, konulara fazla yakınlığı olmayanlar için...

Kesinlikle bilelim ki... Algıladığımız ve üzerinde fikir yürüttüğümüz her şey, çeşitli dalgaboylarını/bilgileri beynimize ulaştıran; -gene gerçekte, dalgaboyu yapı olan- organlarımızdan gelen; data/bilginin beyin tarafından çözümlenmesiyle ortaya çıkan yorumlardır. (Konunun detayları “Beynindeki hologram dünyan” isimli yazımızda incelenebilir.)

Gerçekte, orijini itibariyla, enerji/dalgaboyu/bilgi paketi olan, beyin ismi takılmış yapı; kendisinde açığa çıkan bilgi sentezi sonucu “ben”lik kazanır ve bilgisine göre oluşmuş “hologram dünyaSINDA” yaşamına devam eder, sonsuza dek ölümsüz olarak.

Bu bilgi toplamı varlık (şuur/insan), varlığında açığa çıkanların tamamını, kendi orijininin, sonsuz sınırsız TEK'in, potansiyelinden ve ilminden alarak varlığını sürdürür. Her birim gibi! Çünkü gerçekte TEK BİR var olmasına karşın; algılayan farklılıkları, çoklu varlık boyutu algısını oluşturur.

Şuur (insan), ölümsüzdür; çünkü varlığının orijini ölümsüzdür! İlimdir “insan” (RUH'tur/Esmâ özellikleri bileşimidir)!.. Beden/hayvan ise tükenir, dönüşüme girer!

Bu itibarla, şuur olan “insan”, ölüm (bedensiz yaşamı tadarak) ile, yani beden denen algılama organına-aracına veda edip, oluşmuş bilgi-şuur potansiyeli ile farklı algı boyutunda yaşamına devam eder.

Şuur (insan), ismi ALLÂH olanın ruhu (esmâ özellikleri) ile varolmuş ruhtur; beden dünya yaşamındaki varlıkların oluşma süreç ve şartlarına tâbi bineği, ya da içinde bulunduğu boyutu algılama aracı/organlarıdır.

Bu konunun içsel yönüydü. Dışsal yönüne gelince...

Geri kalmış toplum fertlerinin fark edemediği, milyarla galaksinin yer aldığı evrende yaşamamız realitesi... Milyarla galaksi şimdilik tespit edilebilen! Ve de Tüm bilgilerimiz, evrensel enerjinin yüzde 4'ünün oluşturduğu bir alan... Yüzde 96 ise bugünkü bilime göre karanlık hâlâ!

Bunun bir ötesi daha var...

Algılayana ve algılanana GÖRE var olan mekân ve zaman kavramlarının; varlığın hakikati itibarıyla hiçbir anlamı olmadığını kavrayabilirsek...

Madde kavramına ve temeline dayalı tüm felsefi ve dinî tartışmaların günümüz realitesi önünde çoktan iflâs etmiş olduğunu ve konu edilemeyeceğini görürüz!

Dolayısıyladır ki, bilimsel gerçeklik dünyasında, yukarıda ya da ötende, yönetici bir tanrı veya insanlara merhameti dolayısıyla oğlunu yollamış bir tanrı anlayışlarının tümüyle geçersiz olduğu aşikârdır!

Güneş bir mânâda batıdan doğmuş; bilimsel bulgu ve bilgiler, insanlığı önüne katmış, “illâ ALLÂH” anlayışına yönlendirmeye başlamıştır!

İşte bu yüzdendir ki son 34 yılda -yani hicrî yüzyılın başında- “ALTIN ÇAĞ”a girmiş bulunuyoruz!..

ALTIN ÇAĞ” dedim çünkü...

Kur'ân-ı Kerîm'in vurguladığı, “Tanrı ve tanrılık kavramı yoktur; sadece ALLÂH - Lâ ilahe illâ Allâh” gerçeği, günümüz bilim dünyası tarafından da reddedilemez bir şekilde açığa çıkmıştır. Madde Dünya ve madde Evren anlayışı tümüyle iflâs etmiş; “SADECE ALLÂH” realitesi bilimsel bulgu olarak açığa çıkmıştır; henüz toplumun çoğunluğuna yansımasa da!.. İnsanların çoğunluğu hâlâ madde, et-kemik toprak dünyasında yaşadığını veya yaşayacağını sansa da!

Kur'ân-ı Kerîm'de, Rasûlullâh (sav) açıklamalarında ve dahi Hz. Musa ve Hz. İsa tarafından anlatılmış teşbih/benzetme, misal, mecaz yollu pek çok konunun mahiyeti ve oluş mekanizması artık fark edilebilir hâle gelmiştir. Meselâ “semâ” kelimesi hem uzay anlamına gelir hem de kişinin boyutsal oluşum derinliğine işaret eder. “Nüzûl” kişinin orijin (Rububiyet) boyutundan bilinç/farkındalık alanına iniş anlamındadır. (Bu konunun tüm detaylı açıklamaları “Kur'ân-ı Kerîm Çözümü” isimli kitapta mevcuttur. www.ahmedhulusi.org adresinden okunabilir veya indirilebilir.) Buna rağmen bütün bildiklerimiz Allâh'ın bildirdikleri kadardır. Yani, TEK'in, bizler adı altında açığa çıkardığı bilgi kadarıyladır. Elin, beynin hükmü ve iradesiyle hareket etmesi misalinde olduğu gibi!

Kur'ân-ı Kerîm'in iki ana temel vurgusu vardır.

     a.   Sadece ismi “ALLÂH” olan vardır O'ndan gayrı “yok”tur (lâ gayrıhu)!..

     b.   İnsan Rabbine (beyninin orijini olan Allâh Esmâsı bileşimine) kulluk (esmâ özelliklerini açığa çıkarmak) için yaratılmıştır Rabbi tarafından; Rabbi, varlığını oluşturan Allâh Esmâsıdır, dışardaki bir tanrı değil. Rab dilerse, O'nu, kendinde bulup tanıyabilirsin!

Şimdi bu iki realite de, teori-fizik ve tıp noktasından şöyle dillendirilmektedir:

Evren diye bildiğimiz, gerçekte, tümüyle bilgi/ilim olan, dalga/wave okyanusudur. Buna sınır getirmek imkânsızdır. Çünkü henüz bildiğimiz alan yüzde 4'tür. Gerisi dark madde ve dark enerjidir, ilimdir. Evrendeki tüm oluşumlar ve çevremizden tüm algıladıklarımız, bu bilgi dalgalarının, ismi beyin olan tarafından çözümlenmesiyle açığa çıkmaktadır. Bu TEK için, zaman ve mekândan veya bugüne kadar algıladığımız hiçbir sınırlayıcı kavramdan söz edilemez!.. Beyinler/şuurlar, varlıklarını oluşturan bilgi/ilim kapasitesi kadarıyla oluşan kendi dünyalarında yaşarlar; algılama organlarının alanına giren boyuttan algıladıkları kadarıyla. Evren içre evrenler, algılayanlara GÖREdir. Gerçekte ise TEK BİR vardır!

Mutlak REALİTE (ismi Allâh olanın Zâtı/gayb el guyub) ise asla bilinmez!

Evren içre evrenlerin orijini olan Wave/dalga/data/bilgi okyanusu, esasen Kur'ân-ı Kerîm'de bildirilen Allâh isimlerinin işaret ettiği özellikler toplamı tekil potansiyelden başka bir şey değildir. Her şey bu boyutta/planda olup bitmiştir ismi Allâh olan ilminde.

İnsan” adı verilmiş, gerçekte bedensiz, bir esmâ bileşiminin oluşturduğu şuur varlık; her an, ismi beyin, orijini dalga/bilgi paketi olan yapısı itibarıyla, algılama alanına girenleri kâh seyredip kâh onlara yön vererek yaşamını sonsuza dek sürdürecektir. Zira, o isim ardındaki varlık, RAB ismiyle anılan Allâh Esmâ özellikleri bileşimidir.

Eğer burada anlatılan TEK'liği ve TEKİL'liği kavrayabilirsek görürüz ki...

Kur'ân-ı Kerîm'de tanımlanan ismi “ALLÂH” olan, evren içre evrenleri ilminde ilmiyle yaratıp ilminde seyreden, bunu tek kare (AN) olan da yaşarken (El HAYY); tüm seyrinde olduklarından da berîdir Zâtı itibarıyla (münezzehtir)!..

Ez Zâhir'dir (evren içre evrenler olarak sonsuz Esmâ bileşimleri olan yaratılmışlar) her AN yeni bir şe'nde (oluşta) iken; El Bâtın oluşu itibarıyla da Zâhirle sınırlanmaktan münezzehtir!

“İnsan”, ne kadar Kur'ân-ı Kerîm'deki mecaz, misâl, benzetme yollu anlatılan realiteleri çözebilirse, o kadarıyla gerçekleri fark eder ve “ALTIN ÇAĞ”ı daha iyi değerlendirir. Kur'ân-ı Kerîm'in bilgi olarak nasıl bir mucize olduğunu daha iyi fark eder. İslâm'ın, Allâh'a teslim olmak değil; ismi Allâh olana teslim olunmuşluk, anlamına geldiğini anlamanın huzuruyla yaşamak için bildirildiğini fark eder.

Esasen bu alanda sorulacak pek çok sorunun cevabı da vardır ama ne çare ki o kadar detaya girmek istemiyorum.

Bu yazdıklarımın anlaşılması da yıllar alacaktır. Muhtemelen sonuçlarını görmeyeceğim. Ama önemli olan, zaman içinde, birilerinin yazdıklarımın gerçek olacağını tasdik etmesi. 1985'te Dünya'nın sonunun Güneş içinde eriyip kaybolmak olduğunu yazmıştım. (“İNSAN VE SIRLARI” kitabında “Dünya'nın âkıbeti Güneş'e yolculuk” konusunu okuyabilirsiniz. İlgili hadisleri inceleyebilirsiniz.) Bugün batıda okullarda okutulan bu gerçeği, Türkiye'de hâlâ reddeden sayısız müslüman varken; bugün yazdıklarımın da çoğunluk tarafından anlaşılacağını beklemek elbette yanlış olur. Dolayısıyla şimdilik daha fazlasını yazmaya gerek yok.

Şimdilik bu konuda sadece şu kadarını ekleyebilirim... Şu an ki yaşamda, varlığın aslı, nasıl data/wave/bilgi boyutu ise, buna rağmen, biz madde algısıyla yaşıyorsak; bundan sonraki tüm yaşam evrelerinde de gene aynı hissediş ve kabul, devam edecektir hemen hemen genelimiz için... Tasavvufî deyimiyle, yaşarken perdesi kalkmışların algıladıkları boyutsallık ise elbette ki bu anlattığımızdan farklıdır ki; onu da ancak yaşayan bilir. Tarifi, anlatılması mümkün değildir.

Biline ki... Bu nesil “ALTIN ÇAĞ” neslidir. Kur'ân-ı Kerîm bilimsellikle de tasdik edilmiştir. Olay farklı isimlerle tanımlansa da!

Rasûlullâh Hakk'tır; tüm bildirdikleri evrensel gerçekliklerdir. Ölümle birlikte yaşanacak olan sorgulama mekanizması; kâbir yaşamının cennet veya cehennem yaşamı hissiyatı içinde devam etmesi; mahşer süreci ve bu süreçte yaşanacakları bildirilenler; nihayet kişilerin cehennem veya cennet olarak bildirilen boyutlarda yaşaması hakkındaki Kur'ân-ı Kerîm ve Rasûlullâh (sav) açıklamaları Hakk'tır gerçektir. Ancak bunların hepsinin nasıl olacağına dair açıklama ve yorumlarımız da mevcuttur. (Bu konun detaylarını “İNSAN VE SIRLARI” isimli kitaptan okuyabilirsiniz www.ahmedhulusi.org sitesinde.)

Kur'ân-ı Kerîm baştan sona Hakkı bildirmektedir!

“OKU”yabilene!..

 

NOT:BEN”liğinizi kurban ettiremediyse bu bilgiler; bir bayram daha kurbansız geçti; bilgi ile sanki “hac” yapıldı TEK'e erildi, velâkin, “benlik” kurban (ve nahr) gerçekleşmedi; demektir! 1434 Hac Bayramınız Mübarek olsun.

AHMED HULÛSİ

11 Ekim 2013

Raleigh, NC, USA



 @AhmedHulusi on Twitter

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

Okumak beyin antremanı oldu... -

Ne kadar dolu bir makale. Bir yazıda, hem bu kadar dini kelimeler, hem de bu kadar derin bilimsel kelimeler nasıl olabiliyor? Aklım karıştı ama, güzel karıştı..! Yaşımız ilerledi de, eskilerde mi kaldık diye düşünenler de olabilir okurken... Hele de son bilimsel ilerlemeleri takip etmiyorsa kişi! Her satırı dönüp, dönüp bir kez daha okuyunca- anlamak için- haliyle beyin antremanı da oluyor:)) Sizin yazılarınızda da geçen beyin bölümleri vardı ya, amigdala - talamus vb. işte hangisiyse hareketleniyor sanırım:)) Gerçi en etkilenen FRONTAL KORTEX olsa gerek; çünkü akıl daha çok orasıyla ilgiliydi… Dikkat edin en enteresan geleni, özellikle, LA İLAHE’yi bilimin bulmuş olması!!! //havva

0 0
önemli bir fark var! -

Tam da başlığı okurken soruyordum, neden Altın çağ? Sonra bir de baktım, Sayın Hulusi, sanki bunu tahmin etmiş, ve altlara doğru, neden altın çağ diyerek, açıklamalar yapmış. Anlaşılan birçok kişinin kafasına bu sorunun da takılacağını hesap etmiş. Sağ olsun, biz de o bölümü daha dikkatle okuduk, elhamdülillah. Çünkü, malum bazı çevreler de hep bu ALTIN ÇAĞ’a takmışlardır. Reenkarnasyon ve uzaylılar dersem, bu çevrelerin kimler olduğunu, anlayan anlayacaktır…Bu da önemli bir detaydı bence, zira akıl karıştıran ve İslam'ın özüne uygun bilgiler verirler o çevreler de. İkisi arasında ise kocaman farklar vardır. Bu farkı unutmadan yazıyı değerlendirmek gerekiyor.. -kenan/er-

0 0
Sema ve Nüzul ve diğerleri.. -

Az önceki muhteşem yazıdan sonra(Üst Madde), geriye giderek birkaç yazı daha okumak icap etti, o heyecanla:)) Taşlar yerine daha bir otursun diye.. Bu makalede geçen SEMA ve NÜZUL kelimelerinin açılımı çok ilgimi çekti. Zaten bol bol parantezler olunca, haliyle, onları da okumak icap edecekti. Orijin kelimesinin parantezi; Rububiyet, Rab kelimesinin parantezi; beyninin orijini olan ALLAH ESMASI BİLEŞİMİ.v s. vs… Bunlar bana yakın olan kavramların anlatılışı. Bir de güneş ile ilgili kısım var! Onu daha detay ve tam olarak anlamak gerekiyor.. Sanırım ilgili kitapları, bahsi geçenler okunduğunda daha doğru analizler yapılacaktır.. Özellikle; İnsan ve Sırları,TEK’in SEYRİ gibi… gresever G.//

0 0
Önemli tespitlerin olduğu bir yazı! -

Oldukça dikkatli okunması gerekiyor bu yazının. Yaşadığımız çağın ALTIN ÇAĞ olması ve dahi, KUR’AN MUCİZESİ olması önemli bir uyarı. Ya da analiz, (ya da uygun kelimeyi bulamasam da), buldum; TESPİT! Her satırı özenle seçilmiş, her cümlesi düşünülmüş ve kelimelerin arasına bilgiler doldurulmuş. İlgimi çekenleri buraya taşımak isteseydim, adeta, yazıyı kopyalamak gerekirdi. Benim sitemim medyaya, neden bu kıymetli bilgilerin peşine düşmüyorsunuz. Bu kişiler ülkemizin düşünürleri değil mi! Örneğin, BİLİM ve DİN tarzında programlar yapılamaz mı? Hala televizyonlarda klasik anlatımlar ve şekilcilik(atv’yi seyredenler, gündüz kuşağına biraz takılırlarsa beni anlayacaklar)..Ne diyeyim, iyi ki varsın; Radikalblog! (Uzun zamandır takip etmeme rağmen, üye girişine üşendiğimden, yorum siftahım bugüneymiş:)) / nye.h

1 1
Kutsal topraklarda ne zaman Beyin Yılı olacak? -

2014 yılı şimdiden Avrupa’da BEYİN yılı ilan edilmiş demiş bir arkadaş. Ona bakarsak, ABD 2013’ü BEYİN YILI ilan etmemiş miydi? Bakalım biz ORTADOĞU’da ne zaman BEYİN YILI ilan edilecek. Dinler coğrafyasında yani! Ve ne yazık ki, bırakın beyni- bilimi- ilimi, kan gövdeyi götürüyor! Ne yazık ki, o beyinleri taşıyan kafaları uçurmakla meşguller! Şimdi nasıl ALTIN ÇAĞ OLACAK? Nasıl yaşayacağız?.. Bilemiyorum, çok karamsarım. Tam Ülkeme bakıyor iyimser oluyorum. Hele de yukarıdaki gibi makaleler okuyunca: ‘’Tamam işte’’ diyorum. ‘’Aranan kan- can bizim ülkemizden çıkacak kesin’’ Ama nedense sonra haberleri filan izliyorum. Tekrar karamsar oluyorum. Hele de dini bazı programları izlerken. Bazı dedim, çünkü az da olsa bazen farklı- hoş şeyler yakalanabiliyor. Özellikle tasavvuf bahsi işlenirken. Temennim; en kısa zamanda biz dinler tarihinin çıktığı kutsal topraklarda da BEYİN YILI İLAN EDİLSİN.

0 1
Heyecanla okudum.. -

Üstad Ahmed HULUSİ’yi elbette okuyan birisiyim. Elbette demem, ukalaca ya da yazara yağcılık vs. algılanmasın lütfen! Zaten kendisiyle şahsen ne tanışmışlığım ne de görmüşlüğüm vardır. Ama YAZARLAR zaten OKUYUCULARA AİT değil midir?. Bu yüzden, elbette dememin izahı şu; sonuçta Din- Tasavvuf- Sufizm kelimeleriyle tanışan birisi, ‘elbette’ Ahmed Hulusi’yi duymuştur. Özellikle internetle de sıkı fıkıysa... Bu yüzden bu yazıyı çok heyecanla okudum. K.Tnçy

0 0
Pirincin taşları ayıklanabilir mi? -

Gel de ayıkla pirincin taşını! Neden mi… Yazıda: tanrı ve tanrılık yoktur, maddecilik bilimle ölmüştür, bildiğimiz alan yüzde 4’dür, her şey Tek şuurdan oluşmuştur vb. bilgi ve anlatımlar var. Bunlar benim gibi meraklı ve çağdaş sayılanlara harika gelen cümleler. Oysa madalyonun bir de öbür yüzü var: Dinde taassup sahibi olanlar, eskiye bağlılar, katı tutumlular. Aslında ne sizi yorayım ne kendimi: YOBAZ KESİM yani. İşte bunlara nasıl anlatacağız bu pirinci, nasıl bu taşları ayıracağız bu güzel dinden. İster istemez aklıma bunlar geldi. C.V.

0 1
Bir kaç kere okunası bilgiler -

Güneş batıdan doğmuştur diyor Üstad A. Hulusi. Evet, bu kıyamet alametleriyle ilgili bir hadistir. Üstelik okuduğumdan beri, nasıl olacak deyip durduğum! Oysa akılla düşününce; uygun- mantıklı geleni belirtmiş! Hem de çok doğal bir düşünce gibi!.. Oldukça bilgi dolu bir makale! Böylesi akıcı ve uzun cümleler olan yazılar, lisan-ı hal ile der ki : ‘’BENİ BİR DAHA OKU’’. İzninizle ben de öyle yapacağım. Madem ALTIN ÇAĞ’a girdik ve söz konusu olan İslamiyet: inancımız, ölüm ötemiz! O halde konu önem arz ediyor. Kuranın Ruhunu daha iyi anlayabilmek kolay olmasa gerek… //düzgün

0 2
Bilim adamları gerçeklerini yaşayabiliyor mu? -

Şöyle bir soru oluştu kafamda, madem LA İLAHE(tanrı yok), anlamını bilim adamları buldular. Çünkü, onlara anlatılan yukarıdaki krallığında oturan bir yaratıcı olamazdı. Mantıklı düşününce, hele de oğlunun olamayacağını anladılar. Ve kendilerini adeta bilime adayarak, bu konuda zaten, dünyaya- İslam Alemine de açık ara fark attılar. Yazıda da geçtiği gibi, özellikle son 34 yılda. Kuantum fiziği vb.konularda. Sorum şu, gerçekten de Tanrının olamayacağının bilincine, tahkiken mi erdiler. Yoksa, henüz takliden mi bu anlayıştalar. Yani; yaşama geçirebiliyorlar mı bildikerini?!..Farkı benim için şu, eğer, tahkikle vardılarsa, adına ALLAH da demeseler, EVRENSEL ŞUUR’a adım atmışlardır. Aksi takdirde bilgilerinin değeri olmayacaktır./ZeZe

0 1
Özellikle bilimsel özetler önemli! -

Ne mutlu ki, bu bloglar var. Ve bizler bu sayede, Ahmed Hulusi ile de tanıştık. Sizlerin övgü ve sevgiyle bahsettiği yazarı, neden bu kadar geç fark etmişim diye de, üzüldüm açıkçası. Ve hemen, internet üzerinden ücretsiz sipariş edebileceğim kitaplarını istettim. Şu sıralar okuyorum. Anlıyorum, ama, daha da anlamak lazım gelir elbet. Zaten Sayın Hulusi’nin dili, Türkçesi pırıl pırıl ve çok samimi. Bunu belirtmek istedim, okumak isteyenlere! Bu yazıda da oldukça güncel ve yeni bilgiler var. Özellikle, bilimsel özetlerde! Ve ben bilimsiz din algısının eksik kalacağını ve tek kanatlı kuş misali olup uçamayacağını düşünenlerdenim. Z.kayacan

0 0
Altın Çağ önemli bir saptama... -

Sayın Yüksel, malum, blog yazılarınızı uzun süredir takip ediyorum. Okumamın başlangıcı, hiç unutmadığım şu başlıklı yazıdır: ‘’Beynimiz Bilimle Oyunlarını Açıklıyor’’. Her ne kadar Radikal de çıksa, genel olarak hak ettiği yeri almadı diye düşünüyorum, neyse. Doğaldır ki, sizin köşe yazılarınız sayesinde USTA İSİM: AHMED HULUSİ ile de tanışmak kaçınılmaz oldu. Tanışmak derken, elbette kitaplar ve yazılarıyla:)) Şimdi de alıntı yaptığınız bu yazı, gerçekten de süper! Hicri yüzyılın başında ALTIN ÇAĞA girmemiz önemli bir saptama diye düşünmekteyim...Ayrıca bu Şeb-i Aruz gecesinde, Mevlana ve Şems ile ilgili makalelerinizi de zevkle okudum. Bu gece kalpler Konya'da atıyor.../Tarkan T.

0 2
Ehil Bilgileri Ehli anlatınca değerleniyor.. -

Sayın Yüksel belli ki, çok önemli bir makaleyi yayınlamışsınız. Şu anda en popüler konu bunlar. Hatta son yıllardır. 21 Aralık 2012’yi bile daha unutmadık. Bir altın çağ ya da kıyamet çılgınlığı almış başını gidiyor. Ama itiraf etmeliyim ki, bu makale ÇOK FARKLI ÇIKTI! Ben biraz da o tip makalelerden, daha hafif konuları olan filan sanmıştım okumadan. Fakat, inanın şu an nutkum tutuldu diyebilirim. Hatta oldukça şaşkın! Her cümlesi içinde BİLGİ YÜKLÜ CÜMLECİKLER! Adeta BEYİN FIRTINASINA TUTULDUM, bir başıma, şu 3 odalı evimin içinde. Ne kadar önemli konular oysa... Hep, kuantumu hologramı duyarız. Ama açıkçası hologramı reklamlarda bile duyunca, kuantumu da önüne gelen falcılık gibi yapınca soğuyor insanlar. Şimdi insan anlıyor ki, EHİL BİLGİLER; EHİL KİŞİLERİN elinde değerleniyor, hakkı veriliyor, anlaşılıyor ancak.. Çok çok çok teşekkürler..birol g.

0 0
Neo-Platonizm... -

İslam'ın İ'si dahi yokken... Bu cümleyi kurmuş olmakla, tüm bilgi birikiminizi ortaya dökmüş bulunmaktasınız... İslam, Hz. Adem'den beri anlatılagelen bir düzenin adıdır ki; her dönemde farklı isimlerle anılsa dahi öz itibariyle her devirde aynı şeye işaret edilmiştir. Vakt-i zamanında, Allah'ın çoook yukarılarda oturan bir tanrı olduğunu söyleyen bir akrabamla İslam Tasavvufu üzerine yaptığımız sohbet sırasında bana demişti ki; "Aristo'nun da peygamber olduğunu söyleyenler var, bu konuda ne diyeceksin?"... Cevap olarak demiştim ki; Aristo'nun peygamber değil ama Resul olma ihtimali vardır, Allah bilir. Farsça kökenli bu mecusi kelimesinin savunulacak bir yanı yok bence fakat halkın büyük filozof olarak bildiği bazı isimlerin Resul olma ihtimalini asla inkar edemem. Bu girizgahtan sonra; bahsettiğiniz Plotinus adlı kişiden tutun da Aristo'ya kadar; Sokrates'ten Budha'ya kadar... vs vs pekçok kişinin, sahip oldukları derin düşünebilme yetisi sonucunda bu tarz bir "Birlik, Teklik" meselesini gündeme getirmeleri, mevzunun İslam'a aykırılığını ıspatlamaz. Kaldı ki, bugünün bilimsel verileri ışığında olay bir felsefe, bir inanış olmaktan çıkmış; laboratuvar ortamında konuşulan, ünlü bilim dergilerinde yazılan bir hal almıştır...

0 3
Farkı farkedebilmek üzerine -

Farkı, fark edemeyene farkı fark ettirmeye çalışmayınız, çünkü farkı fark edecek kabiliyet ve istidatta yaratılmamıştır. Farkı fark etmemek üzere var olmuştur. Ahmed Hulûsi

1 24
Dürüst Olunuz Lütfen -

Ahmet Hulusi Bey'in sözünü ettiği öğretinin kökeni Neo-Platonizmdir. Neden dürüst ve yürekli biçimde Neo-Platonistim denmez de sinekten yağ çıkarırcasına Kuran ayetleri ''Birlik Felsefesi'' için eğip bükülür anlamıyorum. ''Her şey birdir'', ''Benlik ile Tanrı ayrımı yoktur'', ''Evren Tanrının yansımasıdır, gerçek değildir'', ''İnsan Tanrıyı kendinde bulur'', ''Bulamayan cahildir, yanılgıda durmaya devam eder'' v.b. temel fikirlerin kökü eski Yunan felsefesidir, bilhassa Neo-Platonizmdir. Genel olarak Gnostisizm çatısı altında toplanabilir. Hıristiyanlık da ilk çıkışı itibariyle Gnostik kökenlidir. Neo-Platonizmin önde gelen ismi Plotinus'tur ve Plotinus'un İslam'la zerre kadar ilgisi olmadığına emin olabilirsiniz. Zaten kendisi din adamı değil filozoftur. İslam'ın i'si dahi yokken Neo-Platonizm vardı. Ahmet Bey'den etkilenenlere Neo-Platonizmi araştırmalarını öneririm. Ama ne yazık ki insanlar kendi kültürleri içinden gitmeyi seviyor. İslam adı altında bu felsefeyi kabul ediyorlar da kendi yalın haliyle (Neo-Platonizm olarak) bir türlü kabul edemiyorlar.

18 4
İntizar: '' Kendimi, Allah'tan ayrı sanmışım, yıllardır.. A. Hulusi'yi okudum ve çok etkilendim'' -

Ben bu yazıya galiba ilk yorum yazanlardan birisiyim. Ve hem blog yazarını hem de sayın HULUSİ'yi keşfettiğimden( yeni okuduğumdan) bahsetmiştim. Bugün çok enteresandır, grip olduğum için evdeydim ve GÜLBEN ERGEN'in sabah programını izliyordum. Konuk sanatçı olarak İNTİZAR hanım geldi. Meğer hacca gitmiş, hayırlı olsun. Çok güzel bir cümle söyledi. hemen kaydettim. '' BEN YILLARDIR KENDİMİ KENDİM SANMIŞIM!'' ve ''Kendimi ALLAH'TAN AYRI SANMIŞIM, şirk halindeymişim'' NAsıl bu söze dikkat edilmez. Ardından da AHMED HULUSİ'yi okudum ve çok etkilendim demez mi!!! E bunu paylaşmak istedim, ben yeni keşfettim, ama, acaba, geç mi kalmışım. Okuyanlar bana güldüler mi, bilemedim. Tekrar selam ve sevgilerle.. Tüm hastalara acil şifalar..

2 12
Asıl Mesele... -

Sevgi, bazen öyle ağır bir perdedir ki; sevdiğinin, Resulullah öğretisine aykırı düşen hallerine, söylemlerine kör olmayı, hatta yanlışta ısrar etmeyi getirir bizlere... Ahmed Hulusi'ye yöneltilen eleştirilere, suçlamalara bakıyorum; Üstad'ı -en azından temel itibariyle- anladığımı düşünen biri olarak yapılan eleştirileri şu gözle değerlendiriyorum... Çelişki gibi görünen Ahmed Hulusi açıklamaları; kendisini okumamış, anlamamış ya da başka şekilde düşünen kimselere olan sevgisi, bağlılığı nedeniyle anlamak istememiş olanlar tarafından, kendi hevalarına paralel bir biçimde yorumlanmak suretiyle çelişki olarak lanse ediliyor. Bu, yalnıca şu veya bu cemaatin yahut vesair kimsenin bağı altında olanlar için geçerli değil yalnızca. Biz, yani Ahmed Hulusi Bey'i, Üstad'ı sevenler için de geçerli. Sevgi; bizi, sizi veya onları öyle bir zindana itiyor, öyle bir karanlığa götürebiliyor ki bazen, sevdiğimizin sözünün üstüne söz; asla kabul edemiyoruz! Üstad'ın adını ilk kez duyduğum günden önceki dönem, hayatımın "Hira devri" idi. Bir yandan evrendeki muazzam işleyişe, bir tek hücredeki "bilince" teslim oluyorum; diğer yandan, bana o zamana kadar verilen din eğitiminde kesinlikle yeri olmadığı söylenen "Evrim" konusunun bilimsel veriler ışığındaki aklıma, izanıma yatan yanlarına kapılıyorum. İlkokula giderken dahi, Allah'ın ezeliyeti üzerine kafa yoran fakat bir türlü materyalist müslümanlığa bağlı kalarak sorununu çözemeyen ama içinde sarsılmaz bir Allah inancı bulunan biri olarak; şahit olduğum için asla reddedemeyeceğim, evrende hakim güç olan "Şuur" ile; bize "Darwinizm, komünizm, terörizm" propagandalarıyla telkin edilen fakat bilimin hergün yeni bir sırrını keşfettiği "Evrim" ya da "Biyolojik, psikolojik değişim ve gelişim" meselesini bana akılcı bir biçimde izah edebilecek olan, bana bu zamanın verileriyle hitap edebilecek birini aradım; bulamamanın sıkıntısı ile de çok zor zamanlar yaşadım. Sonunda, bundan yaklaşık 3 yıl önce Ahmed Hulusi adında bir zatın ismini gördüm internette ve web sitesine baktım. İlk izlediğim videosu olan "Expo Tv - Selam" videosu ile, "İşte bu!" dedim. O gün tüm sıkıntım sona ermiş, artık biriken tüm sorularıma cevap verebileceğim bir insana rastlamıştım. Biriken ve beni sıkan, bunaltan o soruları daha önce akla, mantığa uygun bir biçimde cevaplayanı görememiştim ve bu benim hayatımın dönüm noktasıydı. Yaşadığımız çağın, "Altınçağ" olduğunu söylüyor o Zat... Aşağıdaki, "Altınçağı görmeye, altın yürekler ister" başlıklı yorumumda kastettiğim mana, işte bu "görebilme" yetisi idi. Ne var ki, basiretimizi körleştiren bir sevdamız var, ki buna "Tanrılarınız" deniliyor Kur'an'da... Üstad'ı tanımış olmamnın bana en büyük faydası, şüphesiz soru sormakta aldığım yoldur. Her ne kadar pekçok soru biriktirdiysem de, cevaplamakta özgür değildim; korkuyordum! O bana, korkmamayı, cesur olmayı öğretti. Bunu daha önce başarabilseydim, din ve bilim arasında kalıp sıkılmazdım. Vicdanımın, yani özümdeki Resulün sesini işitebilmekten beni alıkoyan o korkularımın yerini eğer sevgimden kaynaklanacak bir "görememe" problemi alırsa; yine başa döneceğimi çok iyi biliyorum; en başa! İdrak edemiyorsan, hiç değilse inkar etme, bir süreliğine askıya al, demişti Üstad'ım. Altınçağ, şehadet çağıdır. Körü körüne kelime-i şehadet getirmeye güvenenlerin yarı yolda kalacağı çağdır Altınçağ. Onu görebilmeye yürek gerek; en başta, soru sormaktan çekinmeyen, cesur bir yürek. Ve sevgiyle köreltilemeyen, kocaman bir yürek!.. Buna da "Hürriyet" denir. Sizin hürriyetiniz, başkalarının dedikodu malzemesi olur bir zaman sonra. Yadırganır, yargılanır, ötelenirsiniz. Ama işlemez bu size bir nebze bile; çünkü siz, Allah ile birliktesiniz. Herkes O'nunladır elbette ama; artık buna şahitsiniz!... eren_onur trabzon

1 7
SEVENLERİNİN DİKKATİNE -

Mustafa CECELİ gazeteciliğe soyundu ve ilk röportajını yaptı. Altın Çağda İslam hakkında ki sorularını Üstad Ahmed HULÛSİ cevaplıyor. http://www.youtube.com/embed/W6YS6e6b1Iw?fs=1&vq=hd720&rel=0

1 1
Anlayanlar okusa yeter -

Az önce bir yorum yazmıştım, ama şunu da belirtmek istiyorum. Bir iki arkadaşım, madem bu kadar övüyorsun, neden çok tanınan bir yazar değil diyorlardı. A. Hulusi için. Çünkü ben araştırınca kitap sayılarının fazlalaığını da gördüm. Onlara şunu demek istiyorum: 1)Tanınmışlık görecelidir. O konuya ilgili kişilerce tanınmış olabilir. 2)( ve daha önemlisi) Tanınmasa ne olur, anlayanlar okusun yeter! İlahi ne diyor, bize bizi bilen gerek/ Çağırmadan gelen gerek..

2 6
''Tüm eserlerimiz gibi, bu kitabın da telif hakkı yoktur.'' A.Hulusi -

Henüz 22 yaşındayım. Annemin de sık sık belirttiği genç bir yaştayım. Ben kendimi normal genç, annem ise çok çok genç hissediyor. Yani din konusu vb. konuları belki bir 35-40 yaş insanları gibi araştıramadım. Ama kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü, bazılarının uzun uzun araştırarak bulduğu DOĞRU DİNİ YAZAR VE ANLATMASINI ben bu yaşımda buldum. 2 yıl öncesinin Ramazan ayı ve KAdir gecesinde, kankamla camiye gitmiştik ve orada DUA ve ZİKİR diye, bir kitap elimize geçti. Dağıtılmıştı galiba. Kapağı ilgimi çekmiş, klasik arapça harflar görmemiştim. Yazarına da dikkat etmedim. Sonuçta bir dua kitabı almıştım, gerilim romanı değil! Hemen istiğfar bölümünü bulmak istedim. İçindekiler için kapağını açtığımda 1. sayfasında hemen yukarıdaki cümleyi okudum. İnanamadım. Çünkü TELİF HAKLARI konusunda herkes şikayet edip, her türlü kızgın ve konuşuyorken, kimdi bu kişi? TELİF HAKKI İSTEMEYEN! Bu benim için en önemli kıstastı. Ahmed HULUSİ bir dua kitabıyla hayatıma girmiş, ve yıllarca beni DOĞRU YAZARI ARAMAKTAN KURTARMIŞTI! Yaşıma göre takip edip, yetişmeye çalışıyorum. Buradan da ellerini öpüyor ve uzun ömürler diliyorum. Saygılarımla

2 8
Altın Çağı Görmeye, Altın Yürekler Gerek... -

Diyecek ne çok şey var... amma susmak zamanıdır, bilirim... üç yıl önce, "Selam" isimli videosu ile tanıdığım, bu vesilenin ömrüme sapladığı hançerin tatlı yarası ile yaşamayı çok sevdiğim Sayın Ahmed Hulusi,"işte burasi senin dünyan" nidasını işittiğimden beri gecen 24 yilda biriktirdiğim bütün sorulara bir seferde cevap verdi; iyi ki yolum, o şerefli yola çıkmış diyorum... Kendisinden çok şey öğrendim de, "Soru sormaktan çekinmemeyi" öğrenmiş olmanın hazzı tarif edilemez... Biliyorum, yine beceremedim susmayı. Altınçağ; artık soru sormanın ve cevabı istisnasız her mahalde, her inancın kalesinde, her anlayışın kitabında, her halin yansıtıcısı olan kimselerde, ayrım yapmaksızın her cümlede, kelimede, harfte aranması gerektiği çağ... Hiçbir sorunun yanıtsız kalmayacağı; "Tanrının varlığının delilleri" olarak ortaya sürülen savların, Stephen Hawking, Richard Dawkings gibi ateist bilimadamları tarafından, bilimsel bir dille çatır çatır çürütüldüğü bir ortamda dahi, tasavvuf ehli tarafından beyan edilenlerin aksi bir şeyin bilimde söylenemeyeceğine açıkça şahit olunacağı; Ahmed Hulusi gibi derin ve objektif düşünme yetisine sahip kimselerin bizleri her an, her platformda, cahilane görüşlerimizden dolayı utandıracağı çağ... Maddenin, beyini meydana getiren frekans terkibi tarafından, o maddenin boyutsal ikizi olan diğer frekans terkibini değerlendirmesi sonucu oluşan bir hayal olduğunun, dolayısıyla da "Alemlerin aslı hayaldir" sözünün meğer müthiş bir realite olduğunun kesinlikle reddedilemeyeceği çağ... "Gökte Tanrı, yerde peygamber, ve dahi bizler, hep birlikte mevcuduz" felsefesine dayanan müslümanlık, hristiyanlık, musevilik anlayışlarının hükmünü tamamen yitireceği Altın Çağ... Allah ismiyle işaret edilen, alemleri isim ve sıfatlarının manaları ile meydana getirip, "hayal" prensibiyle "kul"larında hükmünü istisnasız, karşı konmasız gerçekleştiren; bizlere bu çağın kadrini bilmeyi kolaylaştırmış ise ne büyük mutluluk... Aksini düşünmek istemiyorum... Sevgiyle...

3 8
HaK kıyla değerlendirmek nasip ola -

Hakikatimizden gelen en saf Sevgiyle SELÂM Ahmed Hulusi ye Ahmed Fevzi Yüksele ve tüm okuyan-yorum yapanlara...

2 4
TUTARSIZLIK MI, YETERSİZ VERİ TABANIYLA BAKIŞ MI -

Yazımda tutarsızlık gören isimsiz kardeşime sevgilerimi sunuyorum. Michael Talbot’un uzun zaman önce yayınlanmış “Holografik evren” kitabını okuyabilir. Evren, son teori fizik tesbitlerine göre tümüyle TEK’il bir wave/dalga okyanusudur ve bu yapı içinde çeşitli dalgaboyu birikimleri/bileşimleri diyebileceğimiz bölümlerin birbirini kendi orijin yapılarıyla çözmeleri söz konusudur. Dolayısıyla beyin de orijini itibariyle bu yapıdır ve bu boyutuyla hem madde diye isimlendirilen alanı çözmektedir hem de madde algısını yaratmaktadır. Madde algısı beynin yaratısıdır ama madde beyin değil! Beyin orijiniyle madde değildir. Yazıdaki renkli link kelimeleri tıklanarak bunların referansları incelenebilir. TEK’lik hissiyatı ve düşüncesi “insan” varolduğu andan itibaren yer yer zaman zaman hissedilmiştir elbette. Tasavvuf, Kurân’ın RUHU’nu hissetmek ve yaşamaktır. Edinilmiş bilgiyle taklidi davranışları uygulayarak kendine müslüman dedirtenler konumuz dışındadır. Müslümanlık ayrıdır İslâm ayrıdır. Geneldeki yanılgı müslümanlara bakarak İslamı yargılamaktır. Müslümanlık, İslam değildir. Ben KUR’ÂN ruhuna uygun İslâm’ı konuşuyorum; müslümanları değil. Mevlana’nın, Hacı Bektaş Veli’nin, Geylan^veya Nakşıbendi’nin anladığı İslâm’ı anlıyorum anlatıyorum. Hz. İsa’nın demek istediği hakkındaki yorumunuza katılıyorum ama İncil maalesef günümüzde okunan haliyle kutsal kitap değildir. Havarilerin mektuplarıdır. İsa’nın orijinal sözleri değildir. Yani, İslâm’daki hadis kavramı düzeyinde bile değildir. Allah konusu ise başlıbaşına irdelenmesi gereken bir konudur. “ALLAH” isimli kitabımda açıkladım www.ahmedhulusi.org adresinde okunup karşılıksız indirilebilir. Kur’ân, “ismi ALLAH” diyerek neye işaret ediyor düşünmek lazım. Bunun başına “B” harfini getirerek! “B- ismi-Allah...” bunu söyleyenin varlığında kendisinden başka bir varlık olmadığına dikkat çekiyor. Bunun açıklaması da ilgili kitapta vardır. “İlahüküm ilahün Allah” demek, “Allah ilahtır” demek değil, “ilah diye düşündüğünüz gerçekte Allah’tır”; demektir. Aradaki fark “Allah” ismiyle işaret edilenin ne olduğu fark edilirse anlaşılır. Burası yeri olmadığı için daha fazla detaya girmeyeceğim. İsteyen yukarıdaki adresten “KURAN ÇÖZÜMܔ isimli çalışmamı okuyup çok daha detaylı bilgi edinebilir. Sonuç, VARLIK TEK’tir, her bilgi boyutu/bileşimi itibariyle kendi kendini seyretmektedir. Bu gerçek yanısıra “benlik” ise insan adı verilen yapının cehennemidir. Çünkü bütün “cehennemî yanışlar” benlikten kaynaklanmaktadır. “TEKİN SEYRİ” isimli kitabımı okumanız tavsiyesiyle sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Yazı eğer linklerdeki referanslar değerlendirilip beyin ve hologram evren konuları ile birlikte baştan okunursa çok daha farklı anlaşılacaktır kanaatindeyim. A. H.

8 78
ISLAM FELSEFESININ BATI TOPLUMUNDAKI YERI -

Sayin Ahmed Hulusi’nin de belirttigi gibi bugunki bilimin isiginda bati toplumlari ‘Tanri tanimazlik ve teklik suuru bilgisi” ne erismis ve ilgisini, kendini bulma yonunde Uzak Dogu felsefelerine ve cesitli meditasyon yontemlerine yonlendirmistir. Halbuki, Islam felsefesi ilim yonunden cok daha zengin olmakla beraber, Hz Muhammed (sav)’in acikladigi Kuran-i Kerim’in bugune kadarki meal ve ingilizce tercumeleri hep tanri anlayisi cercevesinde irdelendiginden uluslararasi zeminde malesef hak ettigi yeri edinememistir. Ben, Sayin Ahmed Hulusi’ye Kuran-i Kerim Cozumu isimli eseri ve de bu eserin ingilizce tercumesini yayinlayip bu buyuk boslugu doldurdugu icin tesekkurlerimi bir borc bilirim. Saygilar (Kanada)

3 1
Hep ilgimi çekmiştir insan Ateist nasıl olur -

Hep ilgimi çekmiştir insan Ateist nasıl olur, nasıl bütün ip uçlarına rağmen gözünün önünde duran, muhteşem ve insan aklının almayacağı bu akıllı tasarım Evreni göz ardı eder diye... Sonra Yazar Ahmed Hulusi'nin kitaplarını okuyunca anladım ki aslında bir çok ATEİST, eli sopalı, cezalandıran ve ödüllendiren, ötelerde bir yerde yaşayan Tanrı anlayışını ve bunu dikte eden dinleri red ediyorlar. Yine anladım ki hani her müslümanın ilk öğrendiği surelerden İhlas suresi de zaten ötelerde bir Tanrı olmadığını, aslında bir ben ve bir Tanrı olmadığını, Allah ismi ile işaret edilenin, TekBir, eşsiz, kendisinden başkasına yer olmayan (AHAD ve SAMED) TEK varlık olduğunu anlatıyor. Din günümüze orijin haline dügümler atıla, atıla çözülemez bir halde gelmişken, Yazar Ahmed Hulusi'nin kitapları neredeyse tüm bu düğümleri açıyor ve dine, bilime, varlığa temiz bir bakış açısı elde etmenizi sağlıyor. Paylaştığınız ALTIN ÇAĞ yazısı da bu anlamda bir mihenk taşı olmuş, teşekkür ederiz.

0 7
Üstadın her harfi,her kelimesi bende bir açılım yapıyor. -

Üstadın her harfi,her kelimesi bende bir açılım yapıyor.Anlattığı konuları her yeni yazısında daha da pekiştirerek bizlerin anlayacağı şekilde sunuyor,ALTIN ÇAĞ yazısı ile yenilenme sürecinde çok daha üstlere çıktık.Kendisini takip etmekten ve okumaktan bıkmadan usanmadan devam edeceğim inşallah allah ömür verdiği sürece.Ayrıca Ahmed Fevzi beyede ne kadar teşekkür etsem azdır.Bizlere blogunda bu yazıyı okuma imkanı sağladığı için.Öncelikle Üstada daha sonrada Ahmed beye sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.Son olarak üstadın hayata bakışımı değiştiren duasını paylaşmadan geçemicem.Bu duanın hepimizin yaşamı olmasını dilerim. Allah bizleri,görünüş ve kelimelerle bloke olup taklitçi yaşamaktan korusun;indindeki gerçekleri müşahede edip,tahkik ehli olarak basiretle ömür sürdürmeyi kolaylaştırsın.Amin

1 0
2014 yılı Avrupa'da şimdiden BEYİN YILI ilan edildi -

Madde kavramının algısal bir yanılgı olduğunu tıb ve fizik keşfetti haklısınız. En çok merak ettiğim sizin çok uzun yıllardır bahsettiğiniz hologram evren ve holografik beyin gerçeği keşfedildiğinde oluşacak bilinç depremi ve etkileri. Dünya misafirlerinin çoğunlugu tüm evrenin aslında kendilerinde aynen bulunduğunu ve beyin denilen organlarını daha fazla kullanabildikleri sürece bu evrene vakıf olacaklarını bildiklerinde, mevcut madde bağımlı dünya düzeni herhalde geçerliliğini yitirecektir. Nitekim 2014 yılı Avrupa'da şimdiden BEYİN YILI ilan edildi.

0 0
Eğer bu Altınçağ ise.. -

Dünya garip! Yazar Ahmed Hulusi'nin bahsettiği Kur'an-ı Kerim'in Allah'ın kendinden gayrı olmadığına işaret eden mesajını da, Bilim' in madde yok, maddenin boyutsal derinliklerine inildiginde varlığın sonsuz sınırsız bir Tek olduğu bulgusunu da halen o kadar büyük bir kesim bilmiyor ki! Onlar hala 20-30 yıl önce ilk öğretimde öğrendikleri temel fizik prensipleri ile din derslerinde tekrarladıkları dua ezberlerinde kalmış durumdalar. Eğer bu Altınçağ ise, en azından Türkiye'nin bu çağa ait bilgilere de bu kadar yakınken acilen egitim-ögretim müfredatını da YENİLEMESİ gerekir... Bu yazıyı okuyunca insan sorgulamadan edemiyor. Teşekkür ederiz

0 4
Sayın HULUSİ’ye seslenmek istiyorum -

Sayın HULUSİ’ye seslenmek istiyorum. Nasıl oluyor da, bu konularda hem bu kadar fazla yazıp, çizip, takip ediliyorsunuz. Hatta bazı kişi ve çevrelerce fenomen olduğunuza bile inanıyorum. Face’de bile adınıza gruplar açılıyor vs. Evet, nasıl oluyor da bu kadar göz önündeyken, bu kadar da yoksunuz! Yani magazinsel diyebileceğimiz popüler kültürde. Yani yoldan geçen adamların bile tanıyacağı kadar tanınmışlık. İşte bir Yaşar Nuri!.. Bugün sokağa çıksa, bakkal- manav, hatta çocuklar bile neredeyse kendisini tanırlar!. Ve sizi kimseyle polemiğe girerken de görmedik, ekranlarda ağlarken, ya da fahiş rakamlarla transfer haberlerinizi.. İşte bunun sırrını merak ediyor, çizginizi bozmadığınız için de, takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum. Umarım okursunuz

1 7
ALLAH'A TESLİM OLMAK -

İslam "Allah'a teslim olmak" değil, "ismi Allah olana teslim olunmuşluk" anlamına gelir. Yazıdan alıntıladığım bu cümledeki muhteşem farkı, fark edebildiniz mi? "altın çağ'ı" bekleyenlerden misiniz hâlâ? Bu güzel bayram hediyesi için çok teşekkürler..

0 2
Beynindeki yanlış bilgi denizinin yarılıp da içinden doğruya bir yol bulmak da Mucizedir. -

Efendimiz ile insanlığa bahşedilmiş mucize kitap Kur'an-ı Kerim`i , Hz. İsa'nın "göklerin krallığı" ifadesini bize yıldızlar kadar uzak bir yerdeki kırallık sanmak gibi bir anlayışla değerlendirirken; Bana Şah damarımdan daha yakın olup da bugüne kadar fark etmediğim Beyin gerçeğini, onun kilidini çözecek bilgiyi fark ettiren bu mucize yazı için Üstad Ahmed Hulûsi'ye, bloğunda bize ulaştıran Ahmed F. Yüksel'e ve Blog Sahibi Radikal'e bir okuyucu olarak teşekkür ediyorum.

1 2
Az evvelki yorumda küçük bir düzeltme -

Bir önceki yorumumda 2. maddede şöyle yazmıştım: ''Tanrısal Baba ve Oğul inancını eleştiriyor ama bu inancın aynı İslamda da söz konusudur.'' Hızlı yazdığımdan burada ciddi bir yanlış ifade kullandığımı fark ettim. Doğrusu şöyle olacak: ''Tanrısal Baba ve Oğul inancını eleştiriyor ama bu inancın aynı (inanç derken, 'ben ve Tanrı' ayrımını kast ediyorum) İslamda da söz konusudur.'' Düzeltmiş olayım.

3 1
Yazıda Tutarsızlıklar Var -

Ahmed Hukusi'nin yazısında bazı tutarsızlıklar var. Kısaca inceleyelim; 1- Maddesel dış dünyanın hologram olduğunu söylüyor ve bunun için beyni referans gösteriyor. Çünkü algılananın algılayana göre değiştiğini, maddesel dış dünyanın verilerinin beyinde işlendiği için maddesel dış dünyanın hakiki olmadığını söylüyor. Yani dış dünyanın verileri var ama dış dünya yok! Olmayan şeyin verisi olmaz, bu bir! Bu verilerin işlendiğini söylediğiniz beyin dediğimiz organ da maddedir, bu da iki! Yani maddenin gerçek olmadığına kanıt olarak kendisi de madde olan bir organı (beyni) gösteriyor olması bariz bir tutarsızlıktır. 2- Hıristiyanlıktaki Tanrısal Baba ve Oğul inancını eleştiriyor ama bu inancın aynı İslamda da söz konusudur. İslam tasavvuftan ibaret değildir. Tasavvufu kabul etmeyen müslümanların oranı tasavvufçuları kat kat aşar. Öte yandan, Ahmed Hulusi'nin sözünü ettiği ve adına ''Birlik Felsefesi'' diyebileceğimiz felsefe İslam orijinli değildir, kökeni Hıristiyan Gnostisizmine ve Neo-Platonizme (hatta Hermetizm ve çok eski Hindu metinlerine) dayanır. Bu felsefeyi İslama maletmeye çabalamak ciddi bir yanlış ve bilgi kirliliğidir. Yazar, İslamdaki ''ben ve Tanrı'' görüşünü hedef almak yerine Hıristiyanlığa vurmak kolaycılığına kapılmış. İslamı eleştirmeye sanırım cesareti yok. Bu felsefenin kökü Neo-Platonizmdir ve yazar bence Müslüman kimliğinde ısrar etmek yerine esas köke vurgu yapsa daha dürüst ve doğru davranmış olurdu. 3- Birlik Felsefesi diyebileceğimiz bu felsefenin bir orijini de Hıristiyan Gnostisizmidir demiştim. İncil metni bu felsefeyi görmek için Kuran'dan çok daha fazla malzeme sunar (Esasen Kuran'da buna dair hiçbir mazleme olduğu kanısında değilim). Tarihteki Gnostik gruplar, İsa'nın Tek Olana ermiş bir Öğretmen olduğunu ve Tanrının Oğluyum derken bunu kastettiğini belirtmişlerdir. Tanrıyı kendinde bulduğu için kendini Tanrı Oğlu diye tanımlamıştır. Sizin buna sahip çıkmanız gerekiyorken eleştiriyor olmanız, söz konusu felsefeyi onun geçmişini reddederek savunmaya çalıştığınız izlenimi veriyor. İncil okunduğunda fark edilir ki İsa 'Tanrının oğlu olma' argümanı üzerinden 'ben ve Tanrı' fikrinin ürünü olan Musa şeriatını kaldırır. Tanrıyı insanda bulur. 4- Ahmed Hulusi, bir yandan üstümüzdeki ve bizden ayrı bir 'efendi Tanrı' inncını eleştiriyor, ama diğer yandan ise İslamdaki 'Rab Allah' anlayışını ve onun emirlerine uymayı salık veriyor. Bu bariz bir çelişkidir. Tanrı ile benim aramda fark yoksa, uymam gereken bir Rab da yok demektir. Hatta biraz daha ileri gidelim; eğer Tanrı ile ben ayrımı bile yoksa, o zaman ben Tanrıdayım ve Tanrı da bendedir demektir. (Bunun İsa'nın 'Ben Tanrının Oğluyum, Tanrının Sözüyüm, Tanrının Görünümüyüm, Tanrının beden almış haliyim' dediği şeyden farkı nedir?). Böyle diyenlere İslamın neler yaptığı ise tarihin malumudur (En el Hakk diyen Hallac'ın derisini yüzenler Hıristiyan değildi). Tanrı ile ben ayrımı yoksa, Tanrı benliksiz olmalıdır. Bu da onun bir kişiliği ve iradesi olmadığı anlamına gelir. Zira kişilik ve irade 'ben'i gereksinir. Tanrının 'ben'i yoksa, bu varlığa Tanrı adını vermek bile pek de doğru olmaz. Kendi başına kaldığında şuursuz olan, ancak evren 'hologramı' doğunca şuur kazanabilen bir öz haline gelir. O halde evreni o tasarımlamış olamaz, tarihteki Gnotiklerin dediği gibi bu varlık her şeyin temelidir ama yaratıcısı değildir. Yaratım değil, kendiliğinden bir türeme söz konusudur. 5- Ahmed Hulusi, tıpkı benzerleri gibi, kendi neo-platonist/gnostik esintili felsefesini İslam'a giydirmeye çalışıyor. Bu yüzden bazı sözcükleri istediği gibi yorumlayıp anlam katıyor. İslamda ''Allah'tan başka varlık yok'' denmez, ''Allah'tan başka İlah/Tanrı yok'' denir. Bunun anlamı tek Tanrının Allah olduğudur, tek varlığın Allah olduğu iddiası yoktur. Ben ve Tanrı ayrımına itiraz yoktur burada, ben'in üzerindeki Tanrının tek olduğu söylenir sadece. 6- Materyalizm geçersizlenmiş değildir. Zira materyalizm -sandığınız gibi- doğanın cansız ve ölü olduğu varsayımına dayanmaz. Birlik Feslefesi adı verilebilecek bu felsefe materyalizmle de uyumlu yorumlanabilir. Kaldı ki bilim insanlarının ezici çoğunluğu hala materyalisttir ve bir takım yeni bulgular eskilerin üzerine gelir, eskileri reddetmez. Bilim bize Birlik ile materyalizmi uyumlaştıran bir yönelim gösteriyor. Bunu çarpıtmamak gerekir. Materyalizmin temelini doğadaki birliği reddetmek oluşturmaz. Bilakis, materyalizm de bize doğa üstü-dışı bir Tanrı inancının mantıksız olduğunu öğretir. Materyalizmi İdealizmden ayıran husus, maddenin birincil veri düşüncenin ise ikincil veri olmasıdır. Bu görüş söz konusu gnostik felsefeyle çelişmez aslında. Ama bu apayrı ve çok uzun bir konudur. Saygılarımla.

30 12
“ALTIN ÇAĞ” a katkılarından dolayı sonsuz teşekkürler….. -

50 yıldır yaşamını İslam’a adayan, bu süre zarfında mecazların, sembollerin açıklamasını yaparak İnsanlığa hakikati anlatan, anlayışlarda reform oluşturan sayın Ahmed Hulusi’ye , “ALTIN ÇAĞ” a katkılarından dolayı sonsuz teşekkürler….. Aytül Ardor

1 3
Altın Çağ -

Bilebildiğim kadarı ile son 35 yıldır tüm öngördükleri tek tek kesinleşen, bilim dünyasının tespitleri ile yadsınamaz gerçekler halinde açığa çıkan bir yazar bu çağa altın çağ diyorsa "iki kez" düşünmek lazım. Birincisi bu söylemin de hikmetinin yakında herkese ayan olacağı, ikincisi ise bu çağın getirisini kendi dünyamızda ne kadar değerlendirebileceğimiz olmalı kanımca. Şükür nimeti ve farkındalığı arttırır. Teşekkürler.

0 1
BEN VE TANRI -

Ben ve tanrı anlayışına dayalı bir din anlayışının, bilim tarafından nasıl çökertildiğine tanık olmaktayız bu yazı ile.. Günümüzde "ben ve tanrı" anlayışı ile yaşayıp, ateist olan ile, aynı anlayışa dayalı olarak dindar olanların nasıl da birbirleriyle örtüştükleri ve gerçeği örttükleri apaçık ortaya çıkmıştır. Anlatılan bu gerçeklik ve fevkinde-kiler bizler için muhteşem bir bayram hediyesi oldu. Sayın Yazar AHMED HULUSİ ve bu makaleyi bize ulaştıran Sayın Yüksel'e sonsuz teşekkürler..

1 2
Altın çağın gerçeği bilim -

Çok yönlü anlatımlarla,açıklamalarla farkedemediğimiz noktalara ışık tutan altın çağ anlatımı ile bilimi ve beynin yönlerini açıklayan tekrar tekrar okuyup değerlendireceğimiz çok güzel bir yazı teşekkür ederim.

0 0
İngilizce bilen dostlarınız için yukarıdaki yazının İngilizcesi: -

İngilizce bilen dostlarınız için yukarıdaki yazının İngilizcesi: http://www.ahmedhulusi.org/en/articles/why-the-awaited-golden-age-is-now.html

0 0
Yorumum neden çıkmadı? -

Ben bu makaleyi, ilk gün okumuş ve yorum yapmıştım. Bugün Makaleyi tekrar okumak ihtiyacı duydum ve yorumlara göz gezdirdiğimde, hala kendi yorumumun çıkmadığını gördüm. Bu durum beni elbette üzdü. İnşallah teknik bir hata olmuştur:(((

0 1
TEK'liği bilmenin getirisi -

TEK'liği bilmenin getirisi şu olmalıdır bence: Kişi, ötesinde bir tanrı olmadığını fark ederek; TEK'e kulluk hâlinde yaşamakta olduğunu fark eder; bir. İsmi ALLÂH olanın mutlak sistem ve düzenini (İslâm'ı) fark eder ve buna göre, bir önceki aşamada kendisinden ne açığa çıkarsa, bir sonraki aşamada da onun sonuçlarını yaşayacağını kavrar, iki. Buna göre, varlığını oluşturan Allâh Esmâsı özellikleriyle yapabildiği her şeyi yapmaya gayret ederek, Rabbinin dünyasını buna göre oluşturmasına çalışır, üç.

0 1
Sadece bilim -

bilim, SADECE bilim adamı için bir entellektüel uğraş iken,  din için bir rahmet bir fırsattır... Zira din’in en önemli sorunu orijinal realiteyi bütün insanlığa anlatma sorunudur... Bilim bu sorunun önemli ölçüde çözümüdür... yani bilim dinin hizmetinde... yıllardır yayınlarınızda bilime (fizik-tıp; dışsal-içsel) önemle dikkat çekmenizi şimdi daha iyi anlıyorum sevgili Ahmed Hulusi.... Bu nedenle Altın Çağ!..

1 8
İşte bu stanttaki yazar:AHMED HULUSİ’ydi -

Beylikdüzünde’ki Tüyap Fuarı’nın ilk yıllarıydı. Bir stant dikkatimi çekti. Çünkü çekilmeyecek gibi değildi! O sıralar Candan Erçetin’in ‘’YALAN, dünyada ölümden başkası yalan!’’ şarkısı modaydı. İşte ekranda bu şarkı klibiyle dönüyordu. Sonra, standa bakıyordunuz, o da ne! Hep siyah- beyaz kitaplar. Hepsinin de kapağı-dizaynı aynı. İsimleri de, içerikleri de dinle- ölümle-İslam’la ilgili. İster istemez, şarkı ve kitaplar, bir an içimi ürpertmişti. Ve kesinlikle inanmayanlar olacak, ne oldu biliyor musunuz! CANDAN ERÇETİN de gelmesin mi oraya!!! Yaa işte böyle.! Stant görevlileriyle konuştu. O’nun da şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. Ben de çaktırmadan izliyordum.. İşte bu stanttaki yazar:AHMED HULUSİ’ydi. Ne mutlu bana ki, o kitaplarla, böylelikle tanışmıştım..

0 1
ürekli Altın Çağ gelecek, şöyledir- böyledir der dururdu -

Özellikle, yanılmıyorsam ‘’ALTIN ÇAĞ’’ deyimi, bazı dernekler has bir deyimdi. Ben bunları çok dinledim ve okudum bir zamanlar. Bir türlü depresyondan çıkamayan bir arkadaşım sayesinde. Kadıncağız, kocasıyla olan sorunlarını bir türlü çözememiş ve soluğu buralarda almıştı. Sürekli Altın Çağ gelecek, şöyledir- böyledir der dururdu. O yüzden başlık beni şöyle bir duraklatı. Ama okuyunca rahat bir nefes aldım! Tam tersi, her satırı İSLAM- KURAN kokan bir yazıydı: ŞÜKÜRLER OLSUN.

0 0
Bayram hediyesi -

Kuran ı Kerim i bilimsel gerçekler ışığında insanlığa tanıtan sayın Ahmed HULUSİ ye çok tşk ederim.

1 2
VARLIĞIN ÖZÜNDEKİ SIR -

Yazıyı bir solukta okudum..bir daha ..bir daha..bu yazı , inanıyorum ki Allah’ın insanlara lütfu,hediyesidir...KAİNATIN ÖZÜndeki SIR AÇIĞA ÇIKMIŞTIR.. Allah’ın BİR oluşu ne demektir bilimin verileri ile açıklanmıştır...”.bir BEN, bir de beni yaratan var” anlayışı çökmüş,Taşlar yerli yerine oturmuştur..evet bu kesinlikle ALTIN ÇAĞ’dır..anlayabilene ama!!!!...şartlanmışlıkla,önyargıyla yaklaşıldığında, buradaki ilmi anlamanın mümkün olmadığını,yazıyı heyecanla arkadaşlarımla paylaştığımda gördüm maalesef...onlar hala çelişki ,tutarsızlık arıyorlar..nasip ne demeli.. Geçmiş zamanda, bilimin verilerinin Kuranı Kerimin deşifre edilmesine katkısı olabileceğini düşünemezdim..DİN AYRI ,BİLİM AYRI..ÖYLE ŞARTLANMIŞTIM..islamı 5 vakit namaz,oruç,hac vs şekli birtakım ritüellerden ibaret sanıyordum..din dogmaydı..asla sorgulanmazdı..bu düşünce tanrıyı red etmeme sebep olmuştu..ama red, çözüm olmadı..varlığı anlamlandıramıyordum..ben neyim,niçin varım sorularım yoğunluk kazandığında sayın Ahmed Hulusi’nin kitapları karşıma çıktı..SİSTEMİ öyle mükemmel bir şekilde açıklıyordu ki,HİÇBİR ÇELİŞKİ,TUTARSIZLIK YOKTU.. Allah yaratısı sistem ve düzeni bilimin verileri açıklıyor ,Kurandaki mecazları,misalleri bu verilerle deşifre ediyordu..Allah’ı inkar mümkün değildi..inkar etmem gereken bir şey varsa o da Ben Varım kabulumdü..okyanusta bir damla değil,okyanusun kendisi olduğumu kavradım..bu farkındalık olumlu yönde tüm yaşantımı değiştirdi..Bu kavrayışı yaşaşımın her anında hissedip yaşamayı Allah Kolaylaştırsın diyorum..sayın Ahmed F.Yüksel’e ve sayın Ahmed Hulusi’ye şükranlarımı sunuyorum..

3 10
Radikalbloğu ilk kez okudum ve.. -

İlk kez Radikalbloga girdim. Ve en çok okunan yazarı tıkladığımda, sizin bloğunuza girmiş oldum. Ve bu yazıyı tıkladım. Şaşkınlık içerisinde-bir çırpıda okudum açıkçası!!! Radikal severek takip ettiğim bir gazetedir. Blog yazarlarından en okunanıyla tanışayım derken, onun vesilesiyle hem başka bir yazar, hem de konuyla tanıştım. Üstelik de HAC AYI olan en kutsal günlerde. Sanırım Rabbimin bana verdiği güzel bir bayram hediyesi oldu, bu tesadüfler. Samimiyetimle paylaşmak istedim. Ve ilk yorumum da bu olsun diye düşündüm. Sevgilerimi ve saygılarımı size ve Sayın Hulusi'ye sunuyor, teşekkür ediyorum!!!

5 30
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.