Kur'an'dan bir âyette bir ibâre ve içerdiği iki kelime

Kur'an'dan bir âyette bir ibâre ve içerdiği iki kelime DİN
4,8
22.02.2014 11:41:15
A+ A-

Kur'an okurken meâle ve tefsire bakma tutkum var. Yüzünden okuyarak ilerleyemiyorum. Merak ediyorum kelime kelime anlamlarını. Çok azdır onun için yaptığım hat(i)mlerin sayısı. (Hatm/ hatim/ hatme: Kur'anı başından sonuna okuyup bitirme.) Birkaç gündür İsrâ sûresi'ndeyim mesela, 111 ayet içeren bu sûrenin ancak 89. âyetini okudum en son. Ve orada bir ibâre çok çarpıcı geldi bana. (İbâre: cümlenin bir kısmı. İng.clause.)  Durdum düşündüm ve sonra bu yazıyı kaleme almaya başladım.

Elmalılı Hamdi Yazır'ın mealinde(Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meâli, Hazırlayan ve notlandıran: Dücane Cündioğlu) İsrâ Sûresinin 89. âyetinin Türkçe anlamı şöyle: "Celâlim hakkı için, biz bu Kur'an'da dillere destan olacak her mânâdan türlü türlü ifadeler yaptık; yine nâsın (insanların) ekserîsi gâvurlukta ısrar ettiler."  Aynı âyetin anlamı,  Hasan Basri Çantay'ın meâlinde(Kur'ân- Hakîm ve Meâl-i Kerîm, ikinci cild) şöyle ifade edilmiş: "Şânıma andolsun ki biz bu Kur'an'da insanlar için her ma'nâdan nice türlüsünü açıklamışızdır. İnsanlardan pek çoğu ise ille gâvurlukda ayak dirediler."

Her iki üstâdın meâlinde de "insanların çoğunun gâvurlukta ısrar ettiği / ayak dirediği" ibâresi var. Bana etkileyici, çarpıcı gelen, bu ibâre. Çocukluğumdan bu yana duyarım 'gâvur', 'gâvurluk' kelimelerini.  Tüm Türkiye'de gayr-i Müslimler dışında etnik kökeni ne olursa olsun herkese Türk denildiği, Türk'ün etnik köken anlamında kullanılmadığı, daha çok bu toprakların uzun bir ortak geçmişe sahip Müslüman insanları için kullanıldığı bir anlayışın yaygın olmasından ötürü Müslüman olmayana olduğu gibi Türk olmayana da gâvur denildiğini bilirdim çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda. Sonradan öğrendim ki gâvur kelimesinin kullanılmasından Müslüman olmayanlar rahatsız oluyorlar kaygısıyla Tanzimat döneminde bir tarihten itibaren yasaklanmış bu kelimenin kullanımı. Ya da öyle bir rahatsız olma objektif olarak ortada olmasa da bu kelime o yasaklamayı getiren devlet adamlarımızın kendilerinin hoşuna gitmiyordu da onun için yasaklamışlardı. Ne ki 'kâfir' karşılığında kullanılan bu kelime kimlere çağrışım olarak kötü gelirse, 'kâfir'  de aynı değilse bile benzer bir çağrışım yapmaz mı diye hep düşünmüşümdür. Küf(ü)r ve karşılığı olan gâvurluk da öyle. 

Çok ilginç, Ferit Devellioğlu'nun Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat'inde 'gâvur' kelimesi ve onunla ilgili hiçbir kelime yok. Kimilerince istenmeyen, gıcık olunan bir kelime olması olabilir mi sebebi? İlhan Ayverdi'nin Misalli Büyük Türkçe Sözlük'ünde(Kubbealtı Lugatı) bu kelime var ve anlamı açıklandığı gibi, Tanzimat'tan sonra bu tâbirin kullanılmasının menedildiğine, yasaklamaya rağmen kullananlar hakkında ceza düzenlemesi yapıldığına değinilmiş ve kelimeyle ilglili deyimlere dair  örnekler verilmiş. Kelimenin Arapça kâfir(gerçeği örtmek, inkâr etmek'ten) ve Farsça gebr(ateşe tapan'dan) kelimelerinden yararlanılarak yapıldığı ifade ediliyor gibi ve Türkçeden Balkan dillerine, Almanca ve İngilizceye de geçmiş olduğu belirtiliyor.

Kur'an meallerinde bu kelimeye yer veren bu iki âlim(Elmalılı Hamdi Yazır ve Hasan Basri Çantay)  20. asrın başlarında gençlik dönemlerinde olmalılar. Onların, meallerinde 'gâvurluk' kelimesini 'küf(ü)r' karşılığı kullanmaları bu bakımdan bir yerliliği ve gerçekliği(authenticate) yansıtmakta.

Âyetin Türkçe anlamında bir de 'ısrar' ve onunla eş anlamlı 'ayak direme' kelimeleri geçiyor. Bunlar da etkileyici. Böylece Kur'an'da, Allah, yemin ederek, dillere destan olacak her mânâdan türlü türlü ifadeler beyan ettiği halde insanlardan pek çoğunun gâvurlukta / küf(ü)rde ayak dirediklerini, Hakkı- hakikati inkâr ettiklerini söylüyor. Elbette ki kendisi biliyordu  tüm peygamberlere inanacakları, inanmayacakları. Allah her şeyi bilir. İnsanlar bilmiyorlardı, bilmezler. Peygamberler dahi bilmiyorlardı. Çünkü onlar da kendilerine Allah'ın bildirdiklerini biliyorlardı ancak. İnsan'ı tam tanıyan, onun hakikatini tam bilen Allah'tır. O'nun Kur'an'da, tek tahrif edilmemiş bu Kutsal Kitapta söyledikleri, Peygamberimize insanlara duyurması için vahyettiği sözleri, bunun için çok önemlidir, çarpıcıdır, etkileyicidir. Tabii ki inananlar için. Veya inanmaya eğilimi olanlar için. Allah hepsini biliyor.

Kur'anın önemli bir özelliği, tam da mûcize kelimesiyle ifade edilecek,insanları âciz bırakıcı/acze düşürücü, şaşırtıcı ifade tarzıdır. Kur'an zaten mucizedir. Onun için, Kur'an'da kaç yerde geçiyor incelemedim ama, bir meydan okuma vardır. Onun benzerini, dahası içerdiği en küçük bir söz biriminin benzerini ortaya koyabilen olamayacağına,  Allah'tan başka kimsenin o i'cazı (acz: âciz olmak, gücü yetmemek'ten: âciz bırakma) gösteremeyeceğine dair. Birçok sonradan Müslüman olan kimse, elbette Allah'ın dilemesiyle / takdiriyle, Kur'an okuyarak Müslüman olmakta.

Okumakla, dinlemekle usanılmayacak, kanıksar duruma gelinmeyecek tek kitabın Kur'an olduğuna yürekten inanıyorum. Kendim de Kur'an'ı her okurken daha bir merakla, anlama iştiyakıyla okuyorum. Anlamak umudum hiç tükenmiyor, Arapça bilmediğim halde, meallerin yardımıyla, Türkçe'nin Kur'an kökenli pek çok kelime içermesinin avantajıyla, anlayarak okumam, küçücük adımlar halinde adım adım gerçekleşiyor. Âlimler, ârifler, filozoflar, şairler, edebiyatın her türünde yazarlar Kur'andaki 'i'caz'ı yansıtmaya çalışmışlar eserlerinde. Örneklersem, büyük kelâmcılar, fıkıhcılar, mutasavvıflar ve diğerleri hep Kur'ana ve Hadislere dayanarak telif etmişler eserlerini. Kur'an-ı Kerîm ve Hadis-i Şerifler ne kadar geniş ve derin kaynaklar ki bunca âlimler, ârifler, filozoflar, şairler, yazarlar onlardan beslenmişler, onları açımlamaya çalışmışlardır. İslâmın bu iki temel kaynağı, İslâm ilimlerinin, felsefesinin, edebiyatının ortaya çıkmasına yol açmıştır. En azından yedi asır (9. asırdan 16. asrın sonuna kadar) Müslümanların bu alanlarda dünyada en ileride olduğunu yansıtan çalışmalar ( Prof. Dr. Fuat Sezgin'in Frankfurt Üniversitesi'nde yaptığı araştırmalar sonucu yayınladığı ciltlerce eserler, kataloglar) yanlış bilinen veya gösterilen bir durumu aydınlatmış, bir gerçeği ortaya çıkarmıştır  ve Müslümanların bu başarılarının 16. yüzyılın ikinci yarısından bu yana bu alanlarda Avrupa'da meydana gelen gelişmelerin zeminini oluşturduğu anlaşılmıştır. 

 

 

 

 

 



ETİKETLER: Haber, Haberler, Ceza, , Dahi, Allah, Nice, Balkan, Türk

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.