Kutlu futbol haftası

DİN
0,0
16.04.2013 09:33:52
A+ A-

 

Kültürel hayatımıza yeni değer yargıları ve kültür pompalarıyla süslenerek ilerliyoruz. Son onlu yıllar içinde gelişen teknolojiyi dinsel değer yargılarıyla da besleyip adeta ucube bir sosyo-kültür alan yarattık. Artık cep telefonları hayırlı cumalar, mübarek kandiller, kutlu doğum haftası kutlamaları ve ilahili, ayetli çağrı melodileriyle dolup taştı. Sosyal medya adeta bir Ruhban okuluna dönüşmüş durumda. Olur olmadık yerlerde ötmeye başlayan bu teknoloji aletlerinin dinsel mistisizmi beynimize sokmalarını doğal mı karşılamalıyız bilemiyorum. İşin ucunda domuz bağı ve 10 ay hapis olunca gıkımızı çıkarmamak kolayımıza geliyor.

Diyanet zengin bütçe imkanıyla ücretsiz kitaplar basıp dağıtıyor. Etkinlikler düzenliyor. Dinle ilgili her konuda söylem, hadis, ayet, rivayet günlük hayatın önemli bir parçası haline geldi. Dünya ile ilgili işleri belirleyen yegane davranış motivlenmesi olarak bu dinsel argümanlar günümüzde baş tacı ediliyor. Elbet bunun da meşru bir yanı var, olabilir. Ama aksi en küçük tutum içinde olmak ise dinsizlik ve kafirlikle eşdeğer sayılıveriyor. Dinsel tutumun devlet politikasıyla paralel işleyiş kazanarak siyasallaşması boyut kazanarak ilerlerken buna karşı duranlar bir anda mahkemelerle yüzleşiveriyorlar. Ceza da almaya başladılar. Son ve popüler örnek piyanist Fazıl Say’ın aldığı 10 aylık ceza. Artık bu cezadan sonra kimse bu konuda ağzını dahi açamayacak.

Bu yazının da aynı suçlamayla karşılaşma olasılığı yok değil elbette. Ancak burada asıl söylenmek istenen, din gibi ruhani ve duygusal süreçlerin politikanın birer aracı haline getirilmemesi gerektiğidir. Günümüzde öyle dinsel argümanlarla karşılaşıyoruz ki, yetke olan, olmayan herkes dinsel bağıntılar kurup bolkeseden atıp tutmaya başlıyorlar. Bakıyoruz ki en cahil kesimler bile cengaver bir diretmeyle dinsel olana sarılıp fütursuzca saldırıyor. Türban meselesi ayrı bir trajedi. Altı kaval üstü şişhane deyimini andırırcasına türban örnekleriyle karşılaşıyoruz. Eğitim kurumlarına kadar giren ve tamamen politik bir simge olarak bilim ve eğitim kurumlarında yer bulan türban meselesi, sorunun merkezi haline gelmiş durumda. Oysa asıl mesele türban sorunu değil; asıl mesele çocuklarımızı teslim ettiğimiz okulların, öğretmenlerin eğitimi, bilimi ve çağdaş insan yetiştirme sorumluluğunu bir kenara itmiş olmalarıdır. Okulda öğretmen ve öğrencilerin giderek modası bile yapılan türbanı başlarına geçirmeleri değil.

Dinsel  nidaların her ortamda bolca gittiği bu çağda başlarımızın içi her geçen gün boşaltılıyor. Siyasallaşan din hortladıkça daha çok kadına istismar artıyor. Daha çok ailede, sokakta, kamusal hayatta ve spor ortamlarında şiddet artıyor. Çocuklara, öğrencilere ve gençliğe güvensizlik büyüyor. Suça itilme olanakları genişliyor. Ne zaman bir ideolojik anlayış iktidar oluyorsa, tutunduğu ve yaslandığı argümanların içi boşaltılıyor. Kuru ve kaba kalabalık müridler topluluğu, kuyruk olma yeteneğiyle donanmış politikadan adamlar, ihale ve iş alabilmek için bünyeye giydirilmiş ve üzerinde olabildiğince eğreti duran badem bıyıklı güruhlar, aslında dine değer verenler olarak değil, tam tersi o değeri kirletenler olarak tarih önünde bir gün ‘alkışlanacaklardır’…

Şimdi bir futbol yazısında neden dinsel olana bu kadar bulaştın diye sorulabilir?

Son yıllarda artan bir rivayet var. Hatta bir çok antrenör arkadaş bunu yaşamış, yaşıyor. Hoca tam müsabakaya çıkacak, hafta boyunca takımını hazırlamış, iş psikolojik aşamaya gelmiş ve takım hırsla sahaya çıkması gerek. Maçın heyecanı nabız sayılarını arttırıyor. Olası başarısızlık ya şampiyonluktan edecek, ya da küme düşürecek. İşin ucunda işsiz olmak kaygısı da var. Son 15 dakika. Bir anda 2, 3 sporcu köşeye formasını sermiş namaza başlıyor. Ne yaparsınız?

Şu ana dek ben böyle bir sporcumla karşılaşmadım. Ama bunu duyunca oldukça şaşırdım. Konuya sosyolojik olgularla yaklaşmak istedim. Olabilir mi acaba diye düşündüm. Sporcum adına mantıklı gerekçeler bulsam, olumlu da bakacağım üstelik. Ama düşündükçe beynimdeki kaos büyüdü. Sporcum kendi motivlenmesini namazla gerçekleştiriyor olamaz mı dedim. Olabilirdi de!  Ama bu sefer bir diğer oyuncum tutup kendi motivlenme yöntemlerine kalkarsa. Yetmedi biri ben ancak şarap içerek motive oluyorum derse ne olacak. 18 kişilik kadroda yer alan bu gençlere motivlenmeleri için kendi alışkanlıkları ve kendi değer yargılarına mı teslim olacağız? Hayır, böyle olmamalı elbette. Futbolun bir disiplini var ve bundan ödün verilemez. Dini bilgilerim beni yanıltmıyorsa, bir namaz ancak vaktinde ve uygun koşullarda kılınır. Eğer yetişememişsen, kaza edersin, bu kadar.

Sonuçta giderek sosyo-kültürel süreçler bir dizi politik müdehalelerle ilerliyor ve bizler bunun gibi örneklerle birçok alanda daha yoğun şekilde karşılaşacağa benziyoruz. Yakında Diyanet yetkilileri bu konularda fetvalar verip futbola el atmazlarsa iyi. Camiler ve yaz kuran kursları arası futbol turnuvaları da yaygınlaşıyor. Zamanında günahtır, peygamber kafasıdır diye yasaklara uğradığımız futbolun camilere kadar girmesini belki mutlulukla karşılayabiliriz. Ama soyunma odalarına gösteriş veya motivlenme aracı olarak giren bu tür örneklere de asla taviz veremeyiz. Veren antrenör arkadaşların da kendi problemidir. Zira sporcularınızdan bazıları yarın çıkıp ben de yengenizle motive oluyorum derse görün soyunma odalarındaki şenliği o zaman…

 

Hakan Keysan

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.