Kutsal dine inanıp sefil hayat yaşamak

Kutsal dine inanıp sefil hayat yaşamak DİN
3,0
11.07.2014 05:25:11
A+ A-

Selam,

Din, ne erişemeyeceğimiz yücelikte ne de onu isteklerimize alet edecek alçaklıktadır. Dini göklere çıkarmak, gözümüzün önüdekileri görmememiz için çekilen bir perdedir. Din herkese hitap ettiğine göre herkesin anlayabileceği basitlikte olmalıdır.

Hocalık, şeyhlik, profesörlük, müftülük gibi makamların bir din dili oluşturarak kendilerini aracı kılmaları, bundan çıkar sağlamak içindir. Konunun tarihi, sosyolojik, psikolojik, felsefi, mitolojik ve geleneksel yönleri elbette vardır. Ancak bu yönlerdeki uzmanlık sadece ilmi derinlik içindir. Din hayatın kendisi, hayatın pratikleridir. Bu yüzden de basit olmak zorundadır. Yoksa herkesin üstüne bir sorumluluk olamazdı.

Eğer anlamadığınız bir konu varsa hemen kendinizi suçlamayın. Bu sizin eksikliğiniz değil, anlamadığınız şeyin fazlalık (bidat-dine sonradan eklenen şey) olmasından olabilir. Zaten kafa karıştırıp bizi birilerine mahkum eden, en sonunda da ikili bir hayat tarzı oluşturmamızı sağlayan şey de bu fazlalıklardır. Din, insanın azgınlığı nedeni ile binlerce defa hurafelere boğulmuş, sonra yine Allah'ın hatırlatması ile sadeleşmiştir.

Bugün samimi inanç sahibi insanlar bu problemi çözemedikleri için ikili bir yaklaşım sergilemektedir. Kutsal bir dine inanmakta, sefil bir hayatı ise yaşamaktadırlar. Hal bu ki din, yeryüzünde ezilenleri önderler yapmak için gelmiştir (Kasas-5). Onların bu eziyete sabretip cennete gitmeleri için değil.

Göğe çıkanlar, gelecekten haber verenler, suyu yaranlar, ölmüşe can verenler, hayvanlar ile konuşanlar, hepsi imkansızı gösterip pes etmemiz, çaba göstermememiz içindir. Çünkü sıradan insanlar, ancak basit olan mümkünleri yani günlük sorunların çözümlerini yapabilir.

Örneğin göğe çıkmak ve Allah ile konuşmak sadece semavi dinlerde değil mitolojik ve kültürel dinlerin de bir çoğunda sembolize edilmiştir. Bu herkesin yapabileceği basit bir eylem değildir.  Ancak toplumun ileri gelenleri (din adamları, büyücüler, tanrı krallar) tarafından yapılabilir. Onlar kurdukları hiyerarşik sistemde kendi yerlerini tanrının bir ya da birkaç basamak altında tutmak için ya kendilerini ya da peygamberlerini göğe çıkarmakta sakınca görmezler. Bu sayede kendi arzularını yeni emirler olarak halka dayatabilirler.

Sakın peygamberimizi de suçladığımı düşünmeyin. Çünkü Kuran'da miraç olayı geçmez. İsra olayı anlatılır ki gece yürüyüşü anlamına gelir ve herkesin yapabilmesi mümkün olan bir eylemdir. Bildiğiniz gibi sistemi yıkmak için tasarlanan bütün devrimler başlangıçta kapalı kapılar arkasında, gece karanlığında hatta sır olarak tasarlanır. Yani yürüyüş, simgesel olarak gece başlar. Bu yürüyüş başarılı bir devrim halini aldığında halkın YÜKSELİŞİ yani miraç gerçekleşir. Halkın yükselişi, bir insanın yükselişinden daha değerli ve kutsaldır.

Demek ki  kutsal bir dine inanıp sefil bir hayat yaşamak değil, kutsal bir hayat yaşamak için bir devrime inanmak ve inandığın yolda yürümek gerekir.

Birikim sahibi, değerli, yüce, efendi, zengin olarak gördüğümüz kim varsa kendi tasarımlarını bize dayatanlardır. Kendi tasarladıkları bir sistemin gücünü artırarak bizi maddi ya da manevi olarak altında ezerler. Daha sonra ölçü olarak aldığımız değer yargılarımızı, üstünde oynayarak bozarlar ve tartıda hile yaparlar. İşte bu hak sisteminin bozulmasına ve kişilerin adalete inançlarının kaybolmasına neden olur. Bu yüce sistemler karmaşık oldukları müddetçe anlayamayız ve anladığını zannettiğimiz kişilere emanet ederiz. Yani onların söylediklerine inanarak sistemin kölesi oluruz. Hal bu ki Allah'ın bir ismi de kurduğu sistem gibi Basit'tir. Basit bir sistemde hak herkes tarafından doğru ölçülebilir ve adil olmalıdır.

İşte insanların bulduğu icatların da bu basitlikte olması gerekir. Örneğin para, takas sistemindeki değişim değerini belirleyen basit ve zekice bir araçken, faiz, borç, birikim, yatırım ve tasarruf gibi  kavramlar ile karmaşık bir hale getirilmiş ve emeğimizin değerini belirleyemediğimiz, kölesi olduğumuz ve borç almadan üretemeyeceğimiz karmakarışık bir finans sistemini doğrumuştur. Bugün halkına bağırıp çağıran, öldürmekten gocunmayan iktidarlar nedense finansal sisteme ses çıkaramamaktadır. Çünkü bu sistem karmaşık ve uluslararası yapısı ile sizin değerinizi bir anda altüst edebilir. Yaşayacağınız bir ekonomik kriz elinizdekilerin de üretiminizin de hatta hayallerinizin de değerini sıfıra çekebilir.

Bana göre İslam dininin daha peygamberimiz sağken dahi bozulma tohumlarının atılmasına sebep olan şey insanların basit, pratik ve eylemsel çözümler yerine deneyim ve birikime dayalı sistemlere değer vermeleridir. Örneğin Mekke'nin fethine kadar Müslüman olmayan, savaşan birikim ve deneyim sahibi Emevilerin, Mekke'nin fethi sırasında canlarını kurtarmak için Müslüman oldukları bilinmektedir. Ancak ticaret ve yönetim sisteminde bilgi ve birikim sahibi olan bu kabile Müslümanlığı kabul eder etmez değer görmüş ve ehliyet sahibi oldukları gerekçesi ile yönetime alınmışlardır. Hal bu ki liyakatlerine bakılmamıştır. Çünkü ezilen sınıfın temsilcileri gerçek Müslümanların yönetim tecrübeleri ve birikimleri yoktur. "Ey iman sahipleri bizi güt demeyin, bize bak deyin" (Bakara-104) ayeti olmasına rağmen gerçek Müslümanlar deneyim için ellerini taşın altına sokamamıştır.

Bugün Cumhurbaşkanlığı seçimini yaşadığımız bugünlerde adaylar belirlenirken yaşanan tartışmaları hatırlayın. Herkes bir profil tanımı yapıyordu. Ortada isim yok, ancak deneyimli ve birikim sahibi güçlü profil tanımları vardır. Dolayısı ile ezilen halkın başına halktan birisinin gelmesi ihtimali sıfırlandı. Halkın kendisi de yönetecek kişinin profil sahibi olması gerektiğine inandığı için layık olup olmadığına, o makamı hak edip etmediğine bakmadan adayları kabullenmek zorunda kaldı. Seçeneksiz seçimin seçmenleri olarak taraftar kültürü ile sandığa gideceğiz. Bu karmaşık sistemin sonucunun hak ve adalet getirmeyeceği kesin. Kalkınacakların ise kimler olacağı belli.

Bakın, yüce saydığımız herşeyi nasıl da kendimizden uzaklaştırıyoruz. Böyle olunca da bize, şu basit ve iğreti hayatı yaşamak kalıyor. Yücelttiklerimiz bulutların üstünde otururken bizler ancak onların huzuruna çıkabilen (miraç) kişilerden isteyerek ve onların sözlerini dinleyerek hayatta kalabiliyoruz.

Asıl mesele peygamberimizin miracına değil yürüyüşüne inanmaktır. O toplumun içinde kurutulmuş et yiyen sıradan bir kadının oğlu ezilenlerin önderi olabiliyorsa, tüccarı, esnafı, zanaatkarı, valisi, Cumhurbaşkanı (imam), milletvekili, öğretmeni (hoca), bilgini (ulema) de sıradan halkın içerisinden çıkabilir. Yeter ki kendi yükselişine inandığın gibi toplumun yükselişine de inan, fırsat ver.



YORUMLAR

Çıbanın başı Ruhban sınıfı -

Dinlerin bozulması konusunda başlıca sınıfı "Ruhban sınıfı" denilen zümredir. İster Hristiyanlık olsun ister Müslümanlık olsun, din adamı kisvesi etrafında örgütlenen bu ruhban sınıfı üyeleri, dinden rant elde edebilmek için, dinin hükümlerini de kendi amaçları doğrultusunda eğip bükmektedir. Haliyle, sağduyu ve gerçek boyutundan bakıldığında, gelen dinle yaşanan din arasında büyük tezatlar ortaya çıkmaktadır. Dinlerde Ruhban sınıfı yoktur, tarikat yoktur, cemaat yoktur. Özellikle İslam'da Allah'a giden yolda bütünleşmek vardır, ayrışmak yoktur. Kim ki İslamı yaşıyoruz adı altında cumhuru bölüyorsa en büyük hilekardır. Hülasa; Kahrolsun ruhban sınıfı..!

0 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.