Laiklik'e kısa bir atıf

DİN
0,0
21.08.2015 05:49:15
A+ A-

İlk, Orta ve Yeniçağlarda kurulan ve yaşayan devletlerin hepsi din temelinde oluşturulmuştur. Osmanlı Devleti bunun en güzel örneğidir. Egemenliğin dine dayalı olduğu Osmanlı'da, kişisel egemenliği destekleyebilmek için, hükümdarın  yetkilierinin tamamını  dinden alması bekleniyordu.  

Liberaller padişah ve din'in yaşam alanını, halkın-ulusun yaşam alanını genişleterek daraltıp, özgürlükçü bir ortam yaratmaya çalıştılar, ancak bunu yaparken muhafazakarları da kıyımdan geçirmediler değil. 

Ulusal devrimlerin sağlıklı bir şekilde kesintisiz ilerleyip büyümesi için, Takrir-i Sükun yasasını çıkarıp Laikliğe, devrime karşı olan kurum, kuruluş ve kişileri yok edip, yakıp yıktılar. 

Atatürk döneminde yapılan devrimlere baktığımız zaman hiç şüphesiz bunların en büyüklerinin Saltanat ve Halifeliğin ilga edilmesidir. Bu devrimlerle yeni kurulacak devletinin yapısının ulusal ve laik bir devlet olduğunu anlamak pekte zor değildir. 

Egemenlik hakkı belirli bir dine dayandırılınca, devlet işleri yalnızca o dinin esaslarına göre yürütülmektedir. Aslında dinsel kurallar ruhanidir, esas olanın bu dünyada mümkün olduğu kdar günahsız yaşamak, hayat sonrası için hazırlanmaktır., özellikle tek tanrılı, ileri dinlerin baş ilkesi her daim bu olmuştur. Durum böyle olunca çoğu zaman dinsel kurallar ile düşünce özgürlüğünün bağdaşmadığı alalen ortadadır. Bu ise aydınlanmanın önüne çekilen en büyük settir. Ortaçağ devletlerine baktığımızda düşünce özgürlüğünün tamamen din tekelinde olduğunu görmek mümkündür.  Bu kısıtlamalara tepki olarak doğan Rönesans hareketi , liberallerin öncülüğünde düşünce özgürlüğünü gerçekleştirmek hedefi ile olumlu karşılık bulmuştur.

Rönesansın etkisi ile din ile devlet işleri birbirinden kopmaya başlamıştır, Laiklik Fransız İhtilalli (1789) ile ilk olarak devlet temeline girmiştir...

Roni SüSLü



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.