M. İbn Arabî Hazretlerinden (Fütûhât-ı Mekkiyye) dizeler, sözler...

M. İbn Arabî Hazretlerinden (Fütûhât-ı Mekkiyye) dizeler, sözler... DİN
5,0
18.02.2016 13:56:14
A+ A-

"Hasta (illetli)  doktora bel bağlar / İçinde her ne vakit hastalık hissetse
Rabbi değil iken, ona perestiş eder / Ölümden çekindiği için
'Nedir' dedim, 'bu bel bağlamanın sebebi?' / 'Kendi cinsinden olmasıdır' dediler"

"Bilmelisin ki, sûfilere göre illet, Haktan bir uyarıdır. Hakkın uyarılarından birisi, peygamberlerinin diliyle söylemiş olduğu şu ifadedir: 'Allah Âdem'i kendi suretine göre yarattı.' Hadis nakilcilerinde sabit olmasa bile, keşfin tashih ettiği bir rivayette ise 'Rahman'ın suretine göre yarattı' denilir. Böylelikle (suretine derken zamirin kime gittiği hakkındaki) kuşku ortadan kalkar. Bu ifade, bu hastalıktan kurtaran şifadır. Allah teala şöyle buyurur: 'İnsanlara indirileni onlara açıkla diye.' [en-Nahl 16/44] Buradan şunu anladık: Kuşkuyu ortadan kaldıran her rivayet, nakil yönünden zayıf olsa bile, sahihtir. Allah şifa ve afiyet veren ise, aynı zamanda doktordur. Nitekim Ebu Bekir es-sıddîk şöyle demiştir: 'Beni doktor hasta etti.' Hastanın doktoru sevmesinin nedeni, şiirde söylediğimiz 'surete göre yaratılmış olmaktır.' Sonra bu rivayeti ve keşf değerlendirmesini, kutsi hadisteki 'Hastalandım, beni ziyaret etmedin' ifadesi desteklemiştir. Bunu yorumlayınca şöyle demiştir: 'Falan kulum hasta oldu, onu ziyaret etmedin.' Böylece Allah, kendisini, bir inayet olarak, hastalanan 'falan' kişinin yerine koymuştur. Bütün bunlar, bilgisini Allah'tan alan için, illetlerdir (hastalık). (...) Bu nedenle şifa ancak Allah'tan olabilir, çünkü başka şifa veren yoktur. Bütün hastalıklara şifa veren Allah'tır. Allah sebepleri koymuş ve artık onların kaldırılması mümkün değildir. (...) O, sebeplerin sebebidir. (...) İllet sebep anlamındaysa, hüküm ona aittir. Hastalık anlamındaysa da, hüküm ona aittir. Bu durumda illet hastalık anlamında ilaç iken, sebep anlamındayken hikmettir. İllet, her durumda, Haktan kuluna dönük bir uyarıdır. Bu uyarı, bazen kendisine gelen bir şeyle gaflet uykusundan uyandırmak şeklinde olabilir. Gelen ise, hastalık ve sıkıntıdır. (...)

Sûfilerin 'illet' ismini kullanmış olmalarının nedeni, illetin nedenliye (malul) nedenlinin illete bağlılığını görmeleridir. (...) Bazı ilahi uyarılar, nefislerin doğası gereği kendilerinden hoşlanmadığı acılar ve sıkıntılar vasıtasıya gerçekleştiği için, bütün uyarıları toplayıcı bir isim olarak 'illet' ismini kullanmayı yeğlemişllerdir. Çünkü hastalık illet diye isimlendirilir ve o içerdiği zayıflık nedeniyle Allah'a dönüşte en büyük uyarılardandır. Allah sebepleri kendisinden alıkoyan perdeler yapmış, nefisler onlara yönelmiş, Allah'ı unutmuş, yaratıklar onlara bel bağlamışlardır. (...) Seni Allah'a döndürmeyen, O'na dair uyarmayan ve O'na dair bir bilinç uyandırmayan hiçbir sebep illet değildir."

"Benim hastalığım çaresiz hastalık, çünkü o / Her halde beni nefsim hakkında uyarır
(...)
Bilgiye de sahip değilim ki bileyim kimim ben / Zatım hakkında bilgisiz veya kafası karışık da değilim
Ben senin kast ettiğin değilim başkası da değilim / Fakat ben sevinirken ve neşelenirken üzülür gibiyim"

İllet, ilahi bir uyarıdır. Hakkın uyarıları ise, belirli bir yolun dışında, sınırsızdır. (...) Bunların illet diye isimlendirilmesinin nedeni, kendisi için yaratılmış olduğu hakikatten yitirmiş olduğu şeye karşı nefiste bir üzüntü meydan getirmeleridir. İnsan şöyle tahayyül eder: Günah işlerken ölmüş olsaydı, bağışlansa bile, Allah'ın katında nasıl yüzü olacaktı? Nimetine karşı asi olmaktan utanmayacak mıdır? Allah'ın kendisine verdiği nimetlerden birisi de, kendisine süre vermiş olması ve yaptığı günah nedeniyle cezalandırmamış olmasıdır. Bir dizede şöyle dedik:

Ey beni gören ve benim görmediğim!
Ne kadar daha, ben O'nu göreceğim de O beni görmeyecek!

Bir kardeşim bana şöyle demişti: 'Seni gördüğünü bildiğin halde nasıl olur da seni görmediğini söylersin?' Ben de o esnada doğaçlama olarak kendisine şu dizelerle cevap verdim:

Ey beni günahkar olarak gören! / Benim ise cezalandırıcı olarak görmediğim
Daha ne kadar nimet veren olarak göreceğim / O ise beni tövbekar görmeyecek

Günahta sadece utanma duygusu bulunsaydı bile, yine de büyük bir ceza olurdu. Hatta utanma duygusu, cezalandırmadan daha acıdır. (...)"

Kaynak eser: Fütûhât-ı Mekkiyye, 9. Cilt, s. 222-225, Muhyiddin İbn Arabî, Çeviri: Ekrem Demirli, Litera Yayıncılık, İstanbul-2008, ISBN 978-975-6329-52-8.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.