M. İbn Arabî'nin 'şeriat'a dair bazı sözleri

M. İbn Arabî'nin 'şeriat'a dair bazı sözleri DİN
5,0
22.05.2014 10:43:54
A+ A-

" (...)  Çünkü Allah'ın Peygamberi müçtehidin hükmünün geçerliliğini onaylamıştır ve bu sayede şeriatın hükmü, Allah katından müçtehitlerin kalbine kıyamete değin iner durur." (Fütûhât-ı Mekkiyye(F.M.), 16.c., s.123)

" (...) Bu itibarla Hz. Peygamber'in lisanıyla gönderilen şeriat hakkında nefsini sabra alıştıran birinin yanına Allah mutlaka peygamberini 'çıkartır'." (F.M., 16.c., s.166)

" Mümin olmayan insanların arasında inançlardaki farklılıklar nedeniyle ortaya çıkan tartışmalara gelirsek, bu bağlamda onlardan birisi, yasa koyucudur. Başka bir ifadeyle yasa koyucu Hakka dair bir bilgi ortaya çıkartmış, fakat başkaları 'mümin' olmadıkları için onun yöntemini takip etmemiştir. Onların arasında, yani şeriat ile mümin olmayan akılcılar arasında hüküm veren, tecelli suretleriyle Allah'ın kendisidir. Bu tecelli ile onların arasında ayrım gerçekleşir. Fakat bu ayrım dünyada değil, ahirette gerçekleşir, çünkü ahiret yurdunda cebir(zorunluluk) hükmü ortaya çıkar. Dolayısıyla orada hiçbir itirazcı kalamadan bütün mülk Bir ve Kahhar Allah'a ait olur, sahiplerinden iddialar kaybolur." (F.M.,16.c., s. 214 ) (mülk: egemenlik)

"Şeriat, arzusuna uyanı özel bir anlamla kınamamış olsaydı, Allah ehli de onu kınamazdı, çünkü hakikatler ancak onu verir. Her kim Hakka uyarsa ancak nefsinin hevasıyla O'na uyar; heva derken iradeyi kastediyorum. Hevanın insan üzerindeki hükmü olmasaydı, Hakka uymayacaktı. Hakkın dışındaki şeylere uyanların hükmü budur. Hak derken Şâri'nin uymayı emrettiği kimseyi (ve şeyi), 'Hakkın dışındakiler' derken de Şâri'nin uymayı yasakladığı şeyleri kast etmekteyim. Bununla birlikte her şey haktır, fakat Şâri (bir kısmına uymayı) emretmiş, (bir kısmını) yasaklamıştır." (F.M., 16.c., s. 235) (Şâri: Şeriat koyan, yasa koyucu)

" (...) Bununla birlikte şeriat, aklın reddetmiş olduğu o hükümlere inanmaya ve onları tasdik ederek kendilerine uymaya hükmetmiştir. (...) Gerçekte dinleyicinin muhatap olduğu sözleri peygamberin dilinde söyleyen Allah'tır. İnsan böyle bir peygambere, ona asi olursa, benzeri ve hemcinsi olması itibarıyla asi olmuştur; iki benzer iki zıt demektir ve dolayısıyla bir mütekabiliyet ve tezat ortaya çıkar ve bu durumda muhalefet kaçınılmazdır. İnsan itaat eder ve emre uyarsa, hitap edenin kendi benzeri değil, Hakkın kendisi olması itibarıyla gerçekleşir. Bu durumda hitap eden, dinleyicinin nefsinde yücelir ve bunun neticesinde kişi ilahi hitabı kabul eder. Bu durum Hakkın el-Mütekebbir olmasının ta kendisidir. Başka bir ifadeyle, hitapta benzerini görürken asi ve günahkâr olan kulun nefsinde Hak 'mütekebbir' olarak bulunur." (F.M., 16.c., s. 245)

" (...) Allah ise şeriat yaptığı hükümlerle onları terbiye etmiş ve şöyle demiştir: Meleklerin babanıza secde etmesi nedeniyle gurura kapıldıysanız, kuşkusuz, size Kâbe'ye secde etmeyi emrettim. Üstünlüğünüz size secde edilmesinden kaynaklanıyorsa, Kâbe sizden daha değerlidir. Çünkü siz, size daha doğrusu babanıza secde eden meleklerden daha üstün olduğunuza inanmaktasınız. Bu üstünlük iddiasıyla birlikte taştan yapılmış Kâbe'ye secde edersiniz. Kim secde etmekten geri durursa, babanıza secde etmeyen İblis'e katılır. Demek ki izzetinizin sebebi size secde edilmesi değildir. Nitekim siz de Kâbe'ye secde eder, haber verdiğim üzere Allah'ın eli ve O'na biat etmenin yeri olan hacer-i esved'i öpersiniz. (...) Siz meleğin ilhamıyla Allah'ı razı eden işlerde tasarruf edersiniz. Onlar sizi mutluluk yollarına yöneltir ve Hakka yaklaştırır. Hal böyle iken meleklere karşı hangi özelliğinizle izzet sahibi olursunuz? Babanız gibi olun ki mutlu olasınız! Üstünlük ancak secdeyle ve bilgiyle gerçekleşir. (...) Allah'ın terbiyesiyle eğitilen kişi, kurtuluşa ermiş ve mutluluğu elde etmiştir." (F.M., 16.c., s. 304)

"Şeriatın varlık sebebi iddiadır ve bu itibarla şeriat, iddia edene ve etmeyene hitap etmiştir. Her birisi kıyamette kendi niyetine göre diriltilir, kendi dinine ve mezhebine göre hakkında hüküm verilir. Bu bağlamda yakınlık, bütün akıllı ve âlimlere göre, genel anlamda rahatlığın bulunmadığı bir yorgunluk (verir). Bunun tek istisnası Allah'ın amel edenin kim olduğunu göstermek ihsanında bulunduğu kimselerdir." (F.M., 17.c., s. 54)

"Tabiat  şeriata aykırı bir şekilde ortaya çıktığında, şeriat insan tabiatında ölmüş sayılır. Hak (ve Hakikat) da rüyada böyle zuhur eder: Hz. Peygamber'i bir rüyada İşbiliyye Camiinin duvarlarında ölmüş olarak görmüştüm. Caminin yeri hakkında bir soruşturma yaptığımda, yerin zorla alınmış olduğunu öğrendim. Anladım ki rüyada gördüğüm, Hz. Peygamber'in şeriatının orada ölmüş olmasıydı, çünkü orası şerî ölçüye göre istimlâk edilmemişti. Hak gafil insanların kalplerinde ölmüş ve defnedilmiştir ve o kalplerde Hak sanki yokmuş gibi bulunur. 'Allah hakkı söyler ve doğru yola ulaştırır.' (F.M., 17.c., s.139)

 

Kaynak: Fütûhât-ı Mekkiyye, 16. ve 17. ciltler, Muhyiddin İbn Arabî, Çeviren: Ekrem Demirli, Litera Yayıncılık.

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.