Mârifetnâme'den sözler: mârifet nasıl yaşamakta ?

Mârifetnâme'den sözler: mârifet nasıl yaşamakta ? DİN
5,0
10.10.2014 00:24:12
A+ A-

18. yüzyıl Anadolu'sunun ilim ve irfan ustası Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin ( d. H. 1115 / M. 1703 - v. H.1194 / M. 1780) ünlü eseri Mârifetnâme'den (Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, Mârifetnâme (üç cilt), Sâdeleştirme: Cafer Durmuş - Dr. Kerim Kara, Erkam Yayınları) bazı sözler aktaracağım. Düzyazı ve şiir olarak. Tabii ki düşünmek ve mârifeti kazanma yoluna girebilmek, o yolda olabilmek için. Çetin, zor bir yolculuk ama insan için, başkası için değil. İnsan sorumlu !

"Hadsiz hesapsız hamd, nihayetsiz şükür, ebedî övgü bir tek ve eşi benzeri olmayan Allah'a olsun. O, âlemlerin her işini, ezelî ilmiyle takdir edip belirlemiştir. Cihanın hakikatlerini, bitip tükenmez ihsanı bereketiyle düzenleyip yerli yerince koymuştur. (...) Bütün âlemi insan için, insanı da Yüce Zâtı'nın tanınması için yaratmıştır. Eşyanın hakikatiyle mânânın bütün inceliiklerini insanda bir araya getirip göstermiştir. İnsan ruhunu; 'toplayan, bir araya getiren' mânâsına Câmi '  ism-i şerîfine sûret yapmış ve onu emanetlerin yüklenicisi, sırların mahalli kılmıştır." ('Müellifin Önsözü' başlığı altındaki ilk satırlardan; a.g.e., 1. cilt, sayfa: 106-107)

(Bu eseri kendisi için kaleme almış olduğu oğlu Seyyid Ahmed Naîmî'ye hitaben:) " Ey azîz evlâdım, Allah seni dünyada ve âhirette azîz kılsın. İlk olarak şu bilinmelidir ki Hak teâlâ iki cihanı insanoğlu için ve insanoğlunu da ancak Yüce Zâtını tanıması için yarattığını herkese duyurmuştur. Nitekim lutuf ve keremiyle şöyle buyurmuştur: 'Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim. (Ma'rifete muhabbet ettim.) Beni tanımaları için varlıkları yarattım."  (a.g.e., 1.cilt, sayfa: 107)

"Ey azîz! Bilinmelidir ki tefsir ve hadis âlimleri ittifak etmişlerdir ki, Allah Tealâ ve Tekaddes hazretleri ehadiyet mertebesinde gizli bir hazine iken, bilinmeyi murad edip dilemesiyle ruhlar âlemiyle cisimler âlemini yaratmıştır." (a.g.e., 1.cilt, sayfa:116-117)

( Günümüz Türkçesiyle bir rubâisi:) "Baştan başa hikmet nüshası olan âlem, mânâsını anlayana cennettir / Müşâhede etmekten mahrum olanların gözünde, belâ zindanı, gam ve meşakkat kuyusudur." (a.g.e., 1.cilt, sayfa: 119)

"Hak Teâlâ mübarek melekleri farklı özellikteki nûrlardan yaratmıştır. Nitekim nûrlu arşa yakın bulunan meleklerin nûrları daha parlak ve belirgindir. Çünkü arştaki meleklerin nûrlarına sidrede bulunan melekler dayanamazlar.  Sidrede bulunanların nûrlarının parlaklığına da göklerde ve yerde bulunan diğer melekler dayanamaz, yanarlar." (a.g.e. 1.cilt, sayfa: 122)

"Allah teâlânın bütün kullarının işlerini Levh-i mahfûza yazmasının hikmeti, göklerde ve yerdekilerin, bütün yaratılmışların hükmünün ezelî ilimdeki şekliyle orada yazıldığı üzere ve ona uygun olarak gerçekleştiğini bilmeleri içindir. O halde levh-i mahfûzu ve kalemi inkâr eden kişi münafıktır." a.g.e., 1.cilt, sayfa:124)

"Güneşin, ayın görünmediği son üç günde kendi parlaklığını gösterip de tutulması ve ayın da dolunay halindeyken tutulmasının onun eksilmeye yakın olduğuna delâlet ettiği gibi, 'her kemâle erenin zevâle uğraması kesindir' sözü gereği bolluk içinde bulunan kemâl sahibi kimselere, belâdan emin olmamaları ve Hazret-i Hakka yönelmeleri gerektiğini gösterir. Nitekim Habîb-i Ekrem (s.a.v.): 'Güvende olmayı umarak belâ içinde olmayı (sınanmayı), emniyet halinde iken belâdan (imtihan edilmekten) daha çok severim'  buyurmuştur. Çünkü Allah bir kuluna ancak belâ (denemek) için emniyet hissi verir." (a.g.e.,1. cilt, sayfa:140)

('Kitabın Mukaddimesi' başlıklı bölümün sonunda ' Tembih !" başlığı altında:) "Şurası unutulmamalı ki buraya gelinceye kadar yazılan satırların hepsi dînî işlerdendir; inanca yönelik açıklamalardır. Burada anılan hakikatlerin hepsine kesin bir imanla inanıp tasdik etmek mutlaka önemlidir ve her mü'min için bunlara inanmak gereklidir. (...) Bu sebeple yukarıda anılan gerçekleri, aklın dar öçüleriyle ölçüp bazı karşılaştırmalara yeltenmek son derece tehlikeli ve yanlıştır. Çünkü insan aklı, burada anlatılanları bütünüyle kavrayıp idrak etmekten âcizdir." (a.g.e., 1.cilt, sayfa:157)

(Muhabbetullahın- Allahı sevmenin- yedi alâmetinden ilki) "Birinci alâmet şudur ki; Mevlâ'sını seven ölmekten korkup ürkmeyip daima ona canla başla hazır olur. Her an ölümü bekler. Çünkü ölümle ancak seven sevdiğine, tâlip matlûbuna, garip yolcu vatanına kavuşur. O halde madem ki dünyadan ilgi ve alâka kesilmemiştir, o gönülde muhabbetullahın eseri görülmemiştir. Gerçi ölümden ürküp ona istekli olmamak, Hakka varmaya henüz hazır olmayıp gece gündüz onu elde etmek için çaba göstermek de muhabbetullahın bir eseridir." (a.g.e., 3. cilt, sayfa:51)

Şiir (tercümesi):

"Sevenden mustarip yoktur şu cihanda /  Zevki bulsa da şevkle ona dalsa da /

Daima kederlidir hep ağlamaktan / ayrılık korkusundan, kavuşamamaktan /

Sevgiliden ayrılan kavuşmak için ağlar / yanında olan ayrılma kaygısıyla sızlar" (a.g.e., 3.cilt, sayfa:60)

"Muhabbetin kaynağı Hazret-i Allah'ın vahdaniyetidir, birliktir. Nitekim düşmanlığın kaynağı da çokluktur, zıtlıktır." (a.g.e., 3. cilt, sayfa:60)

(Şiir) "Aşk bul aşk ile ol aşk ile dol ey Hakkı / Her şeyin var bedeli bulmadılar aşka bedel" (a.g.e., 3.cilt, sayfa:72)

(Günümüz Türkçesiyle bir şiirden:)

"Aşktır ol ki uzağı yakın, yabancıyı tanıdık eder / iki kişi bir gömlek giyse de aşktan bî-haber olanlar birbirinden uzaktır /

Yakınlık ve uzaklık manevîdir surete ne hacet / Veysel Karani Yemen'deyken Mekke'de buldu dostunu /

Üveys kendinden fânî olup Hak ile bakî oldu / Üveys o hazret ki Mekke'den Hak kokusu almıştı" (a.g.e., 3.cilt, sayfa:104)



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.