Meni nasıl bir karışım?

Meni nasıl bir karışım? DİN
0,0
21.03.2014 18:45:17
A+ A-

Vücudumuzdaki her parça her salgı bir karışımdır. Saflık, katışıksızlık mümkün değildir. Bugüne kadar hiçbir akıl sahibi aksini iddia etmemiştir. Sperma da üretilirken karışık bir çorba gibi çeşitli aşamalardan geçer. Şifrecilerimiz insan suresi 2. ayetinin kendine uygun bir çevirisini kaynaksız vererek spermanın karmaşık yapısına Kuranda işaret edildiğini söylüyor. Çeviri “Şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.” şeklinde. Ayetin Arapça orijinalinde Türkçeye su diye çevrilen kelime “nutfe”dir. Kur’an-ı Kerim’in anlatımına göre nutfenin salt sperm değil erkek ve kadın sularının bir karşımı olduğunu, karşım derken de bunun ifade edildiğini  “meni nasıl bir damla” bölümünde ispatladık. Şifrecilerimiz söylediklerine güvenmediklerinden, gene modern bilim süslemelerine girişmişler. Kuran’da bir şey yazsa açık yazardı zaten tevile ne hacet. Üstelik tevili kati hakikat gibi göstermeye çalışmak bir anlamda dine de saygısızlık değil mi? Tabi insan kendini kandırmaya görsün, müteakiben matematik illüzyonları, bilim halüsinasyonları, kaygı bozukluğu, ispat kasılmaları baş gösterir.  A. Gölpınarlı çevirisi İslam’ın klasik kaynaklarına ve Kurana uygun: Şüphe yok ki biz insanı, bir katre sudan, erkeklik suyuyla kadınlık suyunun rahîmde birleşmesinden yarattık sınamak için, derken onu, duyar, görür bir hâle getirdik. Elmalı ne eksik ne fazla çeviriyi aslına sadık kalarak veriyor: Çünkü biz yarattık o insanı bir takım katgılarla mezcedilmiş (emşac) bir nutfeden, evire çevire mübtelâ kılmak üzerede onu bir semî' basîr yaptık. Şifrecilerimiz verdikleri çevirilerde de tutarlı davranamıyor: yerine göre “karmaşık”, “karışım”, “karmakarışık” ifadeleri birbirinin yerine kullanılıyor. Evvela yakın anlamlılık aynılık değildir. Hazır her şey karışmışken biz de bir şeyler karıştıralım derdindeler mi nedir? Yoksa gerçekten kafaları mı karışmıştır? Bilemiyoruz.

Bu ayet hakkında Semerkandi:

“Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Doğrusu, biz insanı birbiriyle karışık bir damla sudan yarattık. Onu imtihan ediyoruz. Bu sebeple onu işitici, görücü yaptık."

İnsanın yaratılması, "erkeğin ak-koyu suyu" ile "kadının sarı- ince suyu" karışımı ve imtizacı iledir. Bu ikisini ana rahminde birleştirdik. Sonra da onu şekillendirdik.” (1)

Buhari:

"‘Min nutfetin emşâcın’, ‘Karışık bir nutfeden’ demektir ki, bu ‘Karışık nutfe’ kadının suyu, erkeğin suyu, daha sonra kan ve alaka'dır. Birşey birşeyle karıştırıldığında ‘Meşîcun’ denilir. Bu, senin ona ‘Halîtun’ ve ‘Memşûcun’ demekliğin gibidir; bu ‘Mahlûf’un benzeridir. (2)

Mevdudi:

"Karışık bir nutfe"den kasıt insanın, hem erkek ve hem de dişi nutfelerden müstakil değil de bu ikisinin bir araya gelmesinden sonra oluşan bir terkipten vücuda gelmesidir.” (Kanı ve başka öğeleri de dahil ediyor galiba yn.) (3)

Taberi:

“Karışık olmaktan maksat, İkrime, Abdullah b. Abbas, Rebi b. Enes, Hasan-i Basri ve Mücahid'e göre, erkek ve kadının menilerinin birbirlerine karışmaları1 dır. Taberi de bu görüşü tercih etmişiir.

Abdullah b. Abbas, İkrime ve Katade'den nakledilen diğer bir görüşe gö­re "Karışık bir damla su" ifadesinden maksat, insanın yaratılışındaki çeşitli aşa­malardır. İnsan, ana rahminde bir damla su iken pıhtılaşmış kan haline gelir. Sonra bir çiğnem ete dönüşür, daha sonra kemikler oluşur. Sonra Allah o ke­mikleri ete bürür. Daha sonra da bambaşka bir yaratık haline getirir.

Abdullah b. Abbas ve Mücahid'den nakledilen başka bi görüşe göre "Kanşık bir damla su"dan maksat, renkleri değişik olan menilerin birbirine karışmasıdır. Erkeğin menisi beyaz ve kırmızımsı iken kadının menisi kırmızı ve yeşilimsidir.” (4)

İbn-i Kesir:

«Doğrusu biz, insanı katışık bir damla sudan yaratmışızdır.» Karışık, katışık ve iç içe girmiş, bir kısmı bir kısmına karışmış sudan. İbn Abbâs: «Katışık bir damla sudan» kavli ile erkeğin ve kadının suyunun birleşip karışması kasdedilmiştir, der. Bilâhare bu su tavırdan tavıra, hâlden hâle, renkten renge geçer. İkrime, Mücâhid, Hasan ve Rebî' İbn Enes te, erkeğin suyunun kadının suyu ile karışması anlamına geldiğini bildirirler.” (5)

Sabuni:

Şüphesiz biz, kudretimizle o insanı hakîr bir damla sudan yarattık. O su, erkeğin sulbünden akıp gelen ve kadının menisi ile birleşen menidir. İşte o iki sudan bu harikulade mahlûk meydana gelir. İbn Abbâs şöyle der: Karışımlar demektir. Erkeğin menisi ile kadının menisi bir araya gelip de birbirine karıştığında bu adı alır. Bundan sonra bu karışım, tavırdan, tav ıra ve halden hale geçer" (6)

Yaşadığı çağdan dolayı modern tıbbın verileri ile yorum yapma imkanına sahip, klasik eserleri ani bir körlük ile es geçen, allem ve kullem eden Elmalılı:

“EMŞÂC: Nutfeye sıfat yapılan bu kelimenin, bir şeyi bir şeye karıştırmak mânâsında olan "meşc" kökünden olduğu belli. Ancak bunun tekil veya çoğul olduğunda ihtilaf edilmiştir. Zemahşerî, tekil olan nutfe kelimesine sıfat olduğu için "on parça olmuş çömlek", "yırtılmış aba" tabirleri gibi tekil lafızlardan olmasını tercih etmiştir. Ve "nutfetin emşâcin" denilmesiyle "nutfetin meşcin" denilmesi arasında fark olmadığını, burada "meşc" kelimesinin çoğul olmasının sahih olmayıp ikisinin de birbirine karışmış iki şey gibi karışık demek olduğunu söylemiştir. Fakat "emşâc" lafzında açıkça görünen sebeb esbab, ketif-ektâf, şehid-eşhad kelimelerinde olduğu gibi çoğul olmasıdır ki tekili sebeb kalıbında meşec, ketif kalıbından mesic, şehid kalıbında meşictir. Bu nedenle tefsircilerin çoğu bunu ahlât yani karışık şeyler diye yorumlamışlardır. Bu durumda bu kelimenin tekil bir kelimeye sıfat olması "zât-i emşacin" şeklinde takdi r edilerek "karışık şeyleri olan" yahut "karışık şeylerden ibaret, yani "herbiri karışık cüzlerden meydana gelmiş karışımlar toplamı olan nutfe" demek olması itibariyledir.

"Emşâc" kelimesinin tekil kabul edilmesi halinde, cüzlerinin bir kez birleşip karıştığı düşünülen bir karışım; çoğul olması halinde ise, cüzlerinden her biri başka bir karışım olan farklı karışımların birbirine karıştırılmış olduğu düşünülen katmerli karışım demek olur.

Gerçekte ahlat, karışık demek olan "halat" kelimesinin çoğuludur. Farklı unsurların karışımıyla meydana gelen ve kimyasal bir biçimde birbiriyle karıştığından dolayı "mizac" dahi denilen kan, safra, salya, dalak gibi karışık kimyasal bileşimlere ahlat denilir. (Ahlat ifadesi geçse şifrecilerimize gün doğacak ama maalesef şans onlardan yana değil. –yn-)

Şu halde nutfenin karışımı nedir?

Kuşkusuz bu, nutfenin tam bir analizi yapılarak bilinebilecek bir şeydir. Bunun tamamını ise ancak yapan bilir. Bunu sade "karışık" mânâsına anlayanların çoğu, nutfenin rahimde kadın menisiyle karışması yani döllenme hali olarak kabul etmişlerdir. (Klasik eserler ve yazarları. Yani dönemlerinde modern bilim bulgularına sahip olamayanlar .yn.) Fakat nutfe o vakit embriyon adını aldığı için "emşâc" vasfının onda daha önce bulunmuş olacağı açıktır. Bazıları da kan ve benzeri karışımlar demişlerdir.

Bu kelimenin mânâsı ile ilgili olarak rivayet edilen yorumlar arasında ikisi dikkate değerdir (Belki buradan istediğimi alabilirim refleksi ile iki rivayeti dikkate değer payesi ile mimliyor. –yn-):

BİRİNCİSİ, Keşşâf'ta zikredildiği üzere İbnü Mesud Hazretleri'nden gelen rivayettir ki, buna göre emşâc, nutfenin urûku yani damarlarıdır.

İKİNCİSİ, Katâde'den gelen rivayettir ki, buna göre emşâc, nutfenin taşıdığı renkler ve geçirdiği hallerdir.” (7) diyor. Âlimlerin görüşleri ortada. Şifrecilerinki de. Âlimler karışık nutfeden HZ. Muhammed’in söylediklerinin ışığında erkek ve kadın suyunun birleşmesini anlamışlar (en sağlam ve güvenilir tefsir türü olan rivayet tefsirinin liste başı iki müfessiri Taberi ve İbni Kesir bu görüştedirler –yn-); aksini düşünenler dahi şifrecilerin akıllara zarar iddialarını çağrıştıracak tek sözcük kullanmamışlardır. Dini bilime uydurmaya çalışmak nafile bir uğraştır. Hem bilime hem dine zarar verir; çünkü bugün doğru gözüyle bakılan her bilimsel tez yarın yanlışlanabilir. Ve bilimde dinin değil ama bağnaz dinsel yorumların kıskacında işlev göremez hale gelebilir. Şarkın bir hastalığı olan iki alan arasında üstünlük yarışı gereksizdir özünde. Din ruhumuza bilim tenimize dokunur. Ne ruh ortadan kaldırılabilr ne de ten.

Arapça sulale sözcüğü üzerinde polemiği sürdürmek, göz boyamak isteyen şifrecilerimiz Secde suresi 8. ayetinde geçen “ onun soyunu bir özden (sülale sözcüğü öz olarak veriliyor) basbayağı bir sudan” ifadesindeki sülale sözcüğünün spermayı işarettiği düşüncesinde. Akıllarınca sperme gönderme yapıyorlar. Karışım iddiasını acemice destekleme gayretindeler. A. Gölpınarlı “Sonra onun soyunu, duru bir sudan, aşağılık bir su katresinden yaratmıştır.” diyerek doğru çeviriyi veriyor. Arapçada sülale gerçekten de parça anlamındadır. İnanışa göre ademden bu yana insanlar sülale sülale, parça parça birbirinden ayrılırlar. Sülale parçadır, sosyolojik olarak bir kökten gelen ama zaman içerisinde o gruptan ayrılıp farklılaşan parça. Bir babadan gelen bir toplumsal grup artan nüfus sayısına göre belli bir zaman sonra belli bir sülaleyi oluşturur. Kureyşoğulları, Esedoğulları, Haşimoğulları gibi.

Buhari sülaleye spermi çağrıştıracak bir anlam yüklemez:

İbn Abbâs'tan başkası da şöyle dedi:

"And olsun biz insanı çamurdan (süzülmüş) bir hulâsadan yarattık" (Âyet: 12-14); burada "Sülâle", "Çocuk"tur (Çünkü babasından sıyrılmıştır), "Nutfe" de "Sülâle", yânî "Süzülmüş bir hulâsa"dır. (8) yani erkek ve kadın sularından süzülmüş iki ayrı parçanın birleşmesiyle oluşan yeni bir su.

KAYNAKÇA

1.       Ebu’l – Leys Semerkandi, Tefsirü’l-Kuran, Bkz. İnsan (Dehr) Suresi, (çev. Mehmet Karadeniz),

Sezgin Neşriyat

2.       Buhari, Kitabu’t Tefsir, Hel Etâ Ale'l-İnsâni Sûresi, 76

3.       Ebu’l Al’a Mevdudi, Tefhimu’l Kuran, Bkz. İnsan Suresi, İnsan Yayınları

4.       Taberi Tefsiri, Bkz. İnsan Suresi

5.       İbni Kesir Tefsiri, İnsan Suresi

6.       Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Bkz. İnsan Suresi

7.       Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, Bkz. İnsan Suresi

8.       Buhari, Kitabu’t-Tefsir, Bkz. El Müminun Suresi, 23

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.