'Mertebe' kavramına dair M. İbn Arabî Hzl.'nin dedikleri (1)

'Mertebe' kavramına dair M. İbn Arabî Hzl.'nin dedikleri (1) DİN
5,0
31.05.2014 15:47:48
A+ A-

"Her mertebenin iki yönü vardır: Bir yönü Hakka bakarken bir yönü kula bakar."

"Bir mertebeyi Hak kulda var ettiğinde, ona yaratılışını vermiş olur. Bu itibarla mertebe, verilenin tamlığından değil, onun kemalindendir. Her insan bir kemale, başka bir ifadeyle bir mertebeye muhtaçtır. Fakat bu mertebe belirli değildir, çünkü insan zatı gereği farklı mertebelere ehliyetlidir ve belirli bir mertebede bulunması zorunludur. Bir mertebede iken içinden Allah'ın kendisine başka bir mertebe vermesini ister. Bu isteğin nedeni, o mertebeye dair sahip olduğu ehliyettir."

"Tes'ir(değer koyma) mertebesi, rızık mertebesinin üzerinde hüküm sahibidir. Bunlar sahip olunup alış verişe konu olan rızıklardır. Söz konusu mertebe onların değerlerinin belirlendiği mertebedir ve bu değerler rızıkların bedelidir. Onun değerini ve ölçüsünü ise sadece Allah bilir, çünkü onlar, Allah için verilmiş misaller mertebesindendir. Allah bu konuda bize yasak getirerek 'Allah için misal vermeyiniz, Allah bilir, siz bilmezsiniz.' (en-Nahl 16/74) buyurur. Hz. Peygamber'e 'bizim için mallara  narh koy' denilmiş, o da şöyle demiştir: 'Narh koyan Allah'tır. Ben Allah ile karşılaştığımda üzerimde kimsenin hakkı bulunmasın istiyorum.'

"Allah bizi ve sizi afiyetle selamet içerisinde şehitler mertebesine ulaşanlardan ve saadete erenlerin ölümü gibi ölenlerden eylesin!"

"Allah yakınlığı belirtince, onu bu mertebeden zikretmiştir. Şeriatın varlık sebebi iddiadır ve bu itibarla şeriat iddia edene ve etmeyene hitap etmiştir. Her birisi kıyamette kendi niyetine göre diriltilir, kendi dinine ve mezhebine göre hakkında hüküm verilir. Bu bağlamda yakınlık, bütün akıllı ve âlimlere göre, genel anlamda rahatlığın bulunmadığı bir yorgunluk (verir). Bunun tek istisnası Allah'ın amel edenin kim olduğunu göstermek ihsanında bulunduğu kimselerdir."

"Yakınlık ve yakınlığın mertebesi / bütünüyle güçlük demek olan bir mertebe"

Eş-Şafi hastalıkları gideren, gayeleri veren kimse demektir. Zira hastalıklar ancak gayelerin kaybolmasıyla ortaya çıkarlar; gaye olmasaydı talep de olmaz, hastalık da olmazdı. Bu itibarla 'şifa mertebesi' sahiplerini gayelerine ulaştıran mertebe demektir. Gaye ile kendisinde bulunduğu ve iliştiği kimse arasında engel meydana gelirse, hastalık ortaya çıkar. Gayeye ulaşmak hastalıktan şifa bulmaktır, gayeye ulaştıran ise şafi, yani şifa verendir. Öyle kimseler gördük ki, onlar, göreli olarak daha çetin ve ağır acıları ortadan kaldırmak üzere acı veren bir takım durumları aramışlardır. (...) İnsanlar acıları vehimde daha şiddetli bir acıyı ortadan kaldırmak üzere talep etmişlerdir. (...) Allah'ın verdiğinden başka şifa yoktur. Bununla birlikte her şey O'nun tarafından yaratılmıştır. Bu nedenle Hz. İbrahim ' O bana şifa verir ' (eş-Şuara 26/80) der. (...) Hz. Peygamber de bir duasında şöyle der: 'Senin verdiğin şifadan başka şifa yok.' Allah'ın ilaçlarda yaratmış olduğu şifa ve hastalıkları giderme özelliği hakkında bir ihtimal ve imkân ortaya çıkar. Hz. Peygamber ise hadisinde hastalığı gideren her şeyin Allah'ın verdiği şifa olduğu, O'nun şifayı hastalığı gideren ilaçlara yerleştirdiği şeklinde yorumlanabilir. Bu yorumla Hz. Peygamber sebepleri kabul etmiş, bütün sebepleri Allah'a irca etmiş demektir."

"Yardım mertebesi öyle bir mertebe ki / Karşı gelene yardım eder / O sadece Allah'a ait bir mertebe / O'nun katında başka kimse yok "

Ebediyet ancak mertebe ve varlıkla bilinebilir. Çünkü onun yeri ikinci mertebedir ve birincide bir izi yoktur. İlk mertebe  kendisi nedeniyle zorunlu olanın mertebesiyken ikinci mertebe başkası nedeniyle varlığı zorunlu olanın mertebesidir; başkası nedeniyle zorunlu olan ise 'mümkün'dür. Yaratılmış olanlardan, önce veya sonra gelenlerin hepsi ikinci mertebede bulunmada müşterektir. İkinciyi birinciye nispet edersen, başlangıcın (ibtida) ne olduğunu öğrenirsin. Bu itibarla o mertebe ikinciyi izhar ederken hiç kuşkusuz ikinciyi ibda eden (örneksiz olarak yaratan) ve başlatan O'dur. Mümkünlerden her bir varlıkta başlama hükmünün varlığı süreklidir. Dolayısyla el- Mübdi sürekli başlatır. O bizde yaratmış olduğu şeylerle varlığımızı korur; bunlar bekamızın bağlı olduğu hususlardır. Öyleyse Allah sürekli yaratmış olduğu her bir şey hakkında ibda' edendir. O yaratılmışı biz mübda, yani yaratılan diye isimlendiririz."

"Bazen 'bir', bir şeyin mertebesidir. Allah ulûhiyetinde bir olandır, demek ki Allah mertebesi bir olandır. Bu nedenle bize kendisinden başka ilah olmadığını bilmemizi emretmiş, genel olarak zata ilişkin bir bilgi vermemiştir. Zatın mutlak birliği akılla bilinir. Fakat varlıkta her yönden bir olan biri var mıdır, yok mudur? Bu hususta durmak lâzımdır. Kadim veya hâdis olmak üzere, her şeyin birliği, hiç kuşkusuz akılla öğrenilir ve biraz aklı ve doğru düşüncesi olan kimse bu konuda itirazda bulunmaz. Sonra bu 'bir' (vahid) hakkında düşünürsün ve hakkında en düşüğünün mertebe  birliği olduğu bazı hükümler verirsin. Bir varlık bulunacağı herhangi bir mertebeden yoksun kalamaz. Bu itibarla her şey, ya müessirdir(tesirli) veya tesire konu olan veya her ikisi veya onlardan birisi değildir. 'Müessir' faillik makamı iken 'tesire konu olan' edilgenlik mahallidir. (...) Âyette 'Bana dua ettiğinde duasına karşılık veririm' (el-Bakara 2/186) denilir. Burada istek ve dua icabetin sebebidir. (...)  Her şeyde ona ait bir ayet var / Onun bir olduğunu gösterir " 

Samediyet mertebesi iltica ve dayanma mertebesi demektir. Başka bir ifadeyle muhtaç olan her şeyin belirli bir şeye dayandığı mertebedir. Dayanmanın sebebi, muhtaç olan şeyin muhtaç olduğu varlığın bu mertebede bulunduğunu bilmesidir. (...) Bu mertebeyle ilgili değinilmesi gerekli husus, yoksulların kendilerine muhtaç olmasına yol açan bu şeylerin kendi hazinelerinde varlığa sahip olup olmadıklarıdır. Bu hazinelerle ilgili olarak ayette 'her şeyin hazinesi bizim katımızdadır' (el- Hicr 15/21) buyurulur. Hazinede bulunanlar hazinenin ta kendisidir. İşi hakkıyle öğrendiğinde (bilirsin ki): Hak her şeyin O'nun katında bulunması itibarıyla es- Samed'dir. (...) Bu mertebeyle birlikte tevekkül edenler tevekkül vaktinde itimat ettikleri şeye bağlanırlar. Bir kısmı Allah'a tevekkül ederken, bir kısmı sebeplere bağlanır. Bununla birlikte sebepler kendilerine itimat edene hainlik edebilirken Allah kendine tevekkül edip işini havale edeni yarı yolda koymaz."

 

Kaynak eser: Fütûhât-ı Mekkiyye 17. cilt,  Muhyiddin İbn Arabî, Çeviri: Ekrem Demirli, Litera Yayıncılık.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.