Mezarımdan bakıyorum İstanbul?daki hayatıma?

Mezarımdan bakıyorum İstanbul?daki hayatıma? DİN
0,0
20.02.2013 14:46:35
A+ A-

Bembeyaz bir kefenin içine sarılmışım, kapkaranlık bir yerde yatıyorum, yapayalnızım. Ne demişler, insanın en garip ve en çok muhtaç olduğun gün, kabre konulduğu gündür. Ne kadar da doğru. Yanımda konuşacağım kimse yok, ailem yok, arkadaşlarım yok, ne malım, ne mülküm, ne param yok, kısaca bu dar mezarın içinde kefene sarılmış bedenimden başka hiçbir şeyim ama hiçbir şeyim yok. Şimdi bakıyorum, kabrimde yattığım yerden İstanbul'daki hayatıma, gördüğüm görüntüler karşısında her şey ama her şey ne kadar da boşmuş diyorum. 

Ne ailem kalmış geriye, ne de sevdiğim dostlarım. İşyerimdeki masamda şu anda başka biri oturuyor. Nerdeyse benden kalan bütün izler silinmiş. Duvardaki tablolarım, masamın üzerindeki çerçeveler, eşyalarımın hepsi yok olmuş. Masamda oturan kişi işe o kadar dalmış ki, daha önce o masada benim oturduğumdan haberi bile yok. Bir gün gelip de benim gibi mezara gireceğini düşünüyor mudur acaba diyorum. Onu uyarmak, ölümün çok yakın olduğunu hatırlatmak istiyorum ama ona ulaşmamın mümkün olmadığını biliyorum. Sonra evime bakıyorum. Oraya da hiç tanımadığım insanlar yerleşmiş. Eşyalarımdan, benden, ailemden eser bile kalmamış. Arabama, mallarıma, kıyafetlerime bakıyorum, hepsi bir yana dağılmış, başkalarının olmuş. Ne kalmış benden geriye? Mezarda kefenin içinde yatan aciz bedenimden başka? Yanıma hiçbir şey alabilmiş miyim? Hayır, dünyadan buraya küçücük bir şey bile sığdıramamışım. O çok değer verdiğim bedenime bakıyorum. Dünyada özenle süslediğim, en güzel kıyafetlerle donattığım bedenime. Gördüğüm görüntü karşısında dehşete düşüyorum. Bedenim mahvolmuş, morarmaya ve çürümeye başlamış. İşte insanı çok derinden sarsan gerçek bu! Nerde değer verdiğim insanlar, nerde güldüğümüz, şakalaştığımız sokaklar, nerde canımdan çok sevdiğim çocuklarım, nerde ailem? 

İşte mezarda öyle çaresiz, kimsesiz bir şekilde yatarken bakıyorum etrafıma ve yalnızca ama yalnızca bir tek şey görüyorum. Yalnızca tek bir şey hissediyorum. Yalnızca o büyük güç tarafından tüm benliğimle sarıldığımı hissediyorum. O'ndan başka hiçbir şey yok, hiç kimse yok, hiçbir yardımcı yok. Yanımda sadece ve sadece Allah'ı buluyorum. Sadece O'nun bağışlayıcılığına sığınabileceğimi, O'ndan yardım isteyebileceğimi biliyorum ve sadece beni imanımın kurtaracağını biliyorum. İşte o an İstanbul'da yaşadığım hayatımın, gençlik yıllarımın, üniversite hayatımın, gezdiğim dolaştığım yerlerin, iş hayatımın adeta bir seraptan ibaret olduğunu anlıyorum. Peki ben bütün hayatım boyunca böyle yok olacak şeyler uğruna mı çalışmışım, onca dosta, mala, mülke, kariyere yok olmaları için mi bu kadar emek vermişim? Nerdeyse bütün hayatım boyunca dur durak bilmeden çalışmışım? Tüm hayatım boyunca nasıl olup da Allah'ı unutmuşum, dünyaya dalmışım? Hepsi kaybolacaksa, ben burada böyle çaresiz ve yapayalnız bir şekilde mezarda yatacaksam nasıl böyle büyük bir gaflete kapılmışım diye düşünüyorum. Artık geriye dönüşün mümkün olmadığını biliyorum. Allah için yaşanmayan bir hayatın sonunu hissedebiliyorum. Ve son bir umutla gözlerimi kapatıyorum. "Ah keşke dünyaya geriye dönebilsem ve sadece Allah için yaşasam." diyorum. 

Eğer hayatınızı Allah için yaşamıyorsanız, sonuç tam anlamıyla bir yıkım olacaktır, insan elinde avucunda hiçbir şey kalmayacağı gibi cehennemle mutlaka karşılaşacaktır. Ama hayatını Allah için geçiren, onu salih amellerle süsleyen herkes mezarda o büyük bir aşkla sevdiği can dostuna, Allah'ına kavuşacak ve bu insan için cennetin kapıları ebediyete kadar açılacaktır. Önemli olan insanın dünyanın serap, ahiretin gerçek hayat olduğunu daha yaşarken görmesi ve tüm kalbiyle tek dostunun Allah olduğunu hissedebilmesidir. 

Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin." (Mü'minun Suresi, 99

"Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır. (Mü'minun Suresi, 100

Gerçekten Biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da: "Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim" diyecek. (Nebe' Suresi, 40)

İnternette rastladığım son derece hikmetli bir yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Her insan ölümün ne kadar yakın olduğunu, dünyada bir gün herşeyini bırakıp gideceğini, gerçek hayatın öldükten sonra başlayacak olan ahiret hayatı olduğunu mutlaka düşünmeli diye düşünüyorum. Ölümü düşünmek insanın zihnini berraklaştırır, gerçekleri tüm netliğiyle görmesini sağlar. 

Kaynak: mynet.com/dunya-hayatinin-gercegi" href="http://birgo.mynet.com/dunya-hayatinin-gercegi" target="_blank">http://birgo.mynet.com/dunya-hayatinin-gercegi



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.