MUCİZEVİ YARATILIŞ

MUCİZEVİ YARATILIŞ DİN
1,3
06.02.2013 14:30:08
A+ A-

Kainata bakmak aslında görmek değil. Bakmak başka görmek daha başka. Önce kainata bakmalı ve görmeliyim. Mesela evimizde ki kapı bir menteşe ile açılıp kapanıyor. Bakıyorum bütün kapılar menteşeli. Bu kapıyı böyle yapan, bu kapıyı kullanacakları memnun etmek istiyor. Yani müşteri memnuniyetini esas alıyor. Anlıyorum ki usta işini ne kadar mükemmel yaparsa ben o kadar memnun olacağım. Aynı şekilde kainata baktığımda yaratıcı da insanların memnuniyetini esas alıyor.

Tekrar kainattaki özelliklere bakıyorum ve eşyanın özelliklerinin ne kadar kapsamlı bir vizyona sahip olduğunu görüyorum. Örneğin ağaçların dalları rüzgarda kırılmayacak şekilde ve sağa sola ya da rüzgar ne yönden gelirse o yöne doğru hareket edecek şekilde yaratılmıştır. Yani öyle bir anlayışa sahip olmalıyız ki yaprağı sallandıran kimdir dediğimiz de, onu sallandıran rüzgardır demek yerine yaprağın yaratıcısı kim ise onu sallandıran da odur diyebilmeliyim. "Gökyüzünde kanat çırpan kuşları görmüyor musun?(67:19)" ayetine baktığımda bir kuşu var eden kainatı biliyor ve onu yaratması için gerekli olan bilgi, kainatı ihata eden bir ilimden meydana geliyor olmalı. Bakıyorum sınırlı bir kainat var. Fakat sınırlı bir kainattan sınırsız bir Yaratıcının nasıl bir özellikleri olacağını anlamamız gerekir. Sonsuz değişen kainatta, Ustası sonsuz ahengi biliyor ve ona göre hükmediyor.

Ülfet perdesine takılan hâdiselerden biri de insanın yaradılışı mûcizesidir. Hepimiz, bilmediğimiz bir âlemden bir ana ile bir babadan meydana gelen iki hücrenin, birleştirilip gelişmesiyle bu dünyaya yaratılarak gönderilmedik mi?  Her gün yüzbinlerce insan aynı şekilde yaratılıyor, gelişmesini tamamlayınca da doğum dediğimiz hâdiseyle dünyaya buyur ediliyoruz. Herhangi bir hâdise çok sık ve devamlı oluyorsa, insanlardaki alışkanlık ve ülfetten dolayı ne kadar mükemmel ve muhteşem de olsa artık dikkati çekmez, çok basit bir iş gibi görülmeye başlar. Halbuki, gelişen ve ihtisaslaşan her ilim dalı mükemmel inceleme teknikleriyle en basit gibi gördüğümüz hâdiselerin bile aslında mucize olduğunu gözler önüne sermektedir. Nitekim Kur'an'da birçok ayetle insanın daha sperm ve yumurta iken, zigot, blastula, morula gibi hallerden geçerek gastrulasyon ve neurulasyon gibi hâdiselerle gelişerek, kusursuz ve her azasıyla mükemmel bir insan yavrusu haline gelişi; ana rahminin özellikleri, bugünkü embriyoloji ilmi ile tamamen mutabakat halinde ve çok veciz bir üslûpla anlatılmıştır.

Buradan şunu anlıyoruz ki varlığın nedenini araştırmak insana verilen bir özelliktir. Biraz daha düşünürsek insanın ölümlü olması bu alemin varlık nedenini araştırmayı zorunlu kılmayı gerektiren bir faktör değildir. İnsanın sorabileceği iki soru var. Biri: Bu alem nasıl oldu da var oldu? Varlık kaynağı nedir? İkincisi: İnsan ölüyor ölecek şekilde var olmasının hikmeti nedir? Bir diğer örnek verecek olursak. Hücrenin yapısında ki mitekondri protein üretiyor deniliyor. Nasıl üretiyor diye sormam gerekiyor. Bu kendi başına bunu nasıl yapabiliyor diye sormam gerekiyor? Bu kendi varlığı kendinden midir diye sormam gerekiyor? Bu soruları sormamam demek, insaniyetimle ve kendimle dürüst olmamam manasına geliyor. İnsan duygularıyla ve insaniyetiyle dürüst ilişki kurmalı. Mitekondrinin protein üretmesi mümkün değil. Böyle bir şey söylüyorsam kainatı Allah yarattı dememin hiçbir manası yok. Kuran bize diyor ki nerde olursa olsun zerrede dahi küçük bir ilahçık bulmazsın. Kısacası varlığa ya da en başta kendime bakıyorum. Konuşuyorum, yürüyorum, duyuyorum, seviyorum, üzülüyorum acıkıyorum, büyüyorum, yaşlanıyorum ve bu özelliklerimin nereden kaynaklandığının kaynağının araştırmasını yapıyorum; bunları yapan ben değilim. Bu özelliklerin sahibi İlim, İrade, Kudret ve diğer sıfatları ile beni yönlendiriyor demeliyim. Bir sinek, havada uçarken son derece zorlu manevralar gerçekleştirebilir; yönünü aniden ters tarafa doğru değiştirebilir, tavana ters konabilir. Tüm bu manevralar sırasında, saniyede yüzlerce kez çırpılan kanat kaslarının koordineli hareket etmesi gerekmektedir. Kanatlardan birinin bedene yaptığı açı ile diğerinin bedene yaptığı açı arasındaki bir oransızlık, sineğin havada takla atarak yere düşmesine yol açacaktır. Ancak böyle bir   şey olmaz. Kanatlar bir yandan sineğe yön verecek şekilde kıvrılırken bir yandan da birbirleriyle hep uyumlu şekilde çırpılırlar. Burada ortaya çıkan önemli bir soru, sineğin böylesine mükemmel hareketleri hatasız bir şekilde nasıl gerçekleştirdiğidir.

Darwin'in teorisini ortaya attığı tarihten itibaren yaklaşık 130 yıl geçti. Günümüz şartlarıyla karşılaştırıldığında Darwin'in o zamanki çalışmaları bilimsellikten çok uzaktı. Sahip olduğu imkanlarla ancak farklı canlıları inceleyip, iskelet yapılarına göre sınıflandırmalar yapmıştı. Dahası Darwin'in ne hücrenin yapısından ne de genetikten haberi yoktu. Mikrobiyoloji, biyomatematik gibi bilim dalları ortaya çıkmamıştı. İşte evrim teorisi bu şartlar altında doğdu. Söz konusu bilim dalları geliştikçe de, evrimin ne kadar gerçek dışı ve imkansız bir safsata olduğu çarpıcı bir biçimde ortaya çıktı. Evrimcilerin, evrim tartışmalarını hiçbir zaman moleküler evrime kaydırmamalarının nedeni budur. Bilirler ki, "evrim zinciri" denilen hayali zincir daha moleküler aşamada yani işin en başında çökmüştür. İnsanın ortaya çıkabilmesi için, vücudunun temel taşı olan proteinlerden hücreye kadar milyonlarca eşsiz denge kurulması gerekir. Bu dengelerin tesadüfen oluştuğunu iddia etmek ise hiç bir şekilde akıl ve sağduyuya sığmamaktadır.

Hücre zarı üzerindeki kapılar giriş yapacak maddenin boyutuna göre nasıl şekillenir? Hücre zarının hücrenin ihtiyaçlarını tespit ederek maddeleri bu ihtiyaçlara göre içeri alması ve bunu yaparken çok seçici davranması neden hayati önem taşır? Aklı ve şuuru olmayan mikroskobik boyutlardaki hücre zarı, herhangi bir yırtılma veya delinme söz konusu olduğunda kendi kendini nasıl tamir eder? Hücre zarının ilk görevi hücrenin organellerini sararak bir arada tutmasıdır. Ancak bundan çok daha kompleks bir iş daha yapar; bu organellerdeki işlemlerin ve hücrenin yaşamının devam edebilmesi için gerekli maddeleri dış ortamdan temin eder. Hücrenin dışındaki ortamda sayısız kimyasal madde vardır. O, bunların içinden hücrenin ihtiyaç duyduklarını tanır ve yalnızca onları içeri alır. Son derece ekonomiktir; hücrenin ihtiyaç duyduğu miktardan fazlasını kesinlikle içeri almaz. Bu kadarla da kalmaz; bir yandan da hücrenin içindeki zararlı artıkları anında tesbit eder ve hiç zaman kaybetmeden dışarı atar. Hücre zarının bu önemli işlevi yerine getirebilmesi için bazen bir pompa bazen de bir kapı gibi çalışan mekanizmalara sahip olması gerekir. Bunlar hücrenin ihtiyacı olan maddeleri tanıyıp, seçip, büyük enerji harcayarak bu maddeleri hücre içine sokarlar. Bu tek cümleyle söylenip geçilebilecek bir özellik değildir, çünkü bu işlem sırasında birçok mucize daha gerçekleşir.



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

DÜŞÜNMEYE ÇAĞIRAN BİR YAZI -

Yazınızı severek okudum. Çok teşekkür ediyorum. Böyle yazılarla insaniyetimizin farkına varıyoruz.Benzeri yazılarınızı bekliyoruz..

5 8
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.