Muhammed gerçekte yaşadı mı?

Muhammed gerçekte yaşadı mı? DİN
1,4
14.11.2013 09:08:22
A+ A-

Dinin bu kadar siyasallaştığı bir ülkede, dinin eleştirisi de aslında fena halde siyasaldır. Bence Kuran’ın derlenme ve kitaplaştırılma sürecine yoğunlaşmakla işe başlamak gerekir. Peygamberin ölümünden çok sonra, iki şahit bulup ayet tekrarlayanlara bakılarak Kuran derlenmiştir. Kim bilir içine kaç gerçek dışı ayet karıştı? Kaç gerçek ayet yok oldu? Bu derleme sürecinin iktidar ilişkilerinden bağımsız yürüdüğünü iddia edebilmek ne kadar mümkündür? Ayetleri ezberleyenlerin çıkar ilişkileri ayetleri doğru iletmelerinde ne kadar etkili oldu? Kim bilir kaç ayet hakkında ezberler çelişti de çelişkileri kim nasıl düzeltti. Bu derlemede dönemin Arap iktidarının ve onun güncel ya da emperyal hedeflerinin belirleyici olmadığı söylenebilir mi?

Genelde dört kanonik İncil için benzer bir hikaye anlatılır ama Kuran’ın kitaplaştırılma süreci de fena halde sıkıntılıdır. Bu önemli konu, islami anlatımda, ‘’Kuran’ı ezberleyen, ezberi çok kuvvetli ve güvenilir hatipler vardı’’ türünden spekülatif açıklamalarla geçiştirilmektedir. Fakat Kuran'ın derlenmesi de hadisler de Muhammed'in yaşadığı iddia edilen dönemdem yaklaşık 300 yıl (''üç yüz yıl'') sonra başlamıştır. Bu 300 yıl boyunca o dönem Arapların komşusu olan halkların hiçbirinin İslam diye bir şeyden haberi olmaması da cabası! Bana kalırsa Kuran’ın kendisinin çok sonradan, devletleşmeye başlayan Arap iktidarının belirleyiciliğinde derlendiği ve peygamberinin mesajının fazlasıyla geri planda kaldığı kuvvetle muhtemeldir. Tabi Kuran’ın ilk derlendiği haliyle kalıp kalmadığını da bilemeyiz. Nitekim National Geographic’in konu hakkında hazırladığı ünlü bir belgeselin de işlediği üzere Kuran’ın değiştirildiği yönünde dikkate değer bulgular vardır. (Belgesel için bakınız: http://www.youtube.com/watch?v=PsQwsAuoGW8 Videoda özellikle 70. dk.’dan sonrasına bakınız)

Öte yandan, günümüz bilimsel araştırmaları, Kuran’da da bahsi geçen şahsiyetler olan ve birer peygamber kabul edilen İbrahim, Nuh, Musa ve İsa’nın gerçekte yaşadığına dair hiçbir delil olmadığını, bu karakterlerin hikayesinin başka tarihsel kişiliklerin hikayesinden intihal olduğunu belirtiyorlar. Bu durum gerçekse, sadece Musevilik ve Hıristiyanlık değil İslam da yanlışlanmış olur. Dinin bu kadar siyasallaştırıldığı bir dönemde, tarih bilimine dikkat kesilip bu konularda araştırma yapmak ve toplumu bilgilendirmek radikal bir politikaya tekabul edecektir. Dini es geçerek dincilikle mücadele etme olanağı olmadığını başarısız olan kemalizmden yeterince görmüş olmalıyız. Hiç değilse dinin kurumsallaşmasına eleştiri yöneltilip tek yorumun kendini dikte etmesi hedef alınmalı kanaatindeyim.

Muhammed adında bir peygamberin gerçekte yaşayıp yaşamadığı fazlasıyla tartışmalı bir konudur. Zira Kuran ve hadisler bile onun yaşamından yaklaşık 300 sene sonra ortaya çıkmıştır. Onu gören yok. Geleneksel anlatımlarda, ''Peygamber kendisinin putlaşmasını önlemek için resim ve heykeline izin vermezdi; yüzü nurluydu, o yüzden kendini pek göstermezdi'' türünden bir söylemle olayın kurtarılmaya çalışıldığı görülüyor. Savaştığı düşmanlarından kalma tarihsel kayıtların hiçbirinde adına rastlanmadığını da biliyoruz. Muhammed'in yaşadığına ilişkin yegane iddialar, onun yaşadığı dönemden sonra ortaya çıkan İslami literatürdür. Bunun dışında hiçbir tarihsel belge yoktur. Muhammed'in varlığına ilişkin yazılı kaynaklar onun yaşadığı dönemden yaklaşık 300 yıl sonraya tarihlidir. Muhammed'in yaşadığı dönemdeki Pers ve Bizans kaynaklarında ise Arap yarımadasında ortaya çıkan, toplumsal yapıyı değiştiren, tek tanrılı din vaaz eden, savaşlar yapan, Arapları birleştiren bir peygamberden (ki bu kadar önemli bir gelişmeyi göz ardı etmek mümkün değildir ama) hiçbir yerde bahsedilmez. Dönemin Hıristiyanları da (ki 7 yy.'da Çin'e kadar misyoner göndermeye başlamışlardı ve Orta Doğu'da bol miktarda hıristiyan vardı ama) İslamın ilk yüzyılında Muhammed ve İslamdan habersizdirler! Tabi dört halifeden de! İslamın ilk yüzyılı ve Muhammed'in yaşadığı yüzyıla ilişkin yazıtlar ve sikkelerde de İslam ve Muhammed'e dair hiçbir iz yoktur. Ama sikkeler (Muaviye dönemindeki), 8. yy.'a kadar Arap bölgesinde egemen dinin Hıristiyanlık olduğunu göstermektedir. Kuran'ın kitap haline getirilmesinden sonra o derleme için kullanılan kaynakların (deri parçaları, taş, kemik, yapraklar v.b.) imha edildiği söyleniyor geleneksel anlatımda. Böylece o kaynakların Kuran'la uyuşup uyuşmadığı ve dahası 7 yy.'dan kalma öyle kaynakların gerçekten olup olmadığı da bilinemiyor. Yazılı metnin değişmediği iddiasına dayanmasına karşın metinleri fevkalade kuşkulu olan bir dindir İslam.

Görünen o ki Kuran'ın bir oluşum süreci vardır (en az bir yüzyıl). Peygamberin yaşadığı iddia edilen süreçte yazılı kaynak yoktur. Bu süreç İslamın ortaya çıktığının iddia edildiği tarihten yaklaşık 200-300 yıl sonrasına dek uzanır. Muhtemelen, Muhammed diye biri yaşamışsa ve din tebliğ etmişse bile bunun etkisi bir anda yayılmayıp en az iki yüzyıllık bir süreçte yayıldı. Yayılma sürecinde farklı yorumlar, ekleme ve çıkarmalar, efsaneler içine karışmış olması akla yatkındır. Hatta kaçınılmazdır. Bu durumu, ''Pek çok sadık hatip vardı, peygamberin her sözünü ezberliyorlardı'' şeklinde desteksiz bir iddiayla geçiştirmek olanağı yoktur. Kuran derlenirken, ayet ve yorumlar muhtemelen o dönemin iktidarına en uygunu seçilerek kitaba dahil edilmiş, geri kalanlar (İslamın orijinali dahil!) yok edilmiştir. 7. yy.'ın ortalarına dek Muhammed kelimesi bazı yazıtlarda görülür ama bir insanın özel ismi olarak değil sıfat olarak! Bilindiği gibi bu kelime (mhmd kökü) ''seçilmiş'', ''övülmüş'' anlamlarına gelir ve o dönemde bazı Hıristiyanlar tarafından (özellikle İznik Konsili kararlarını kabul etmeyen ve İsa'nın Tanrı Oğlu değil elçi olduğuna iman eden Hıristiyanlar tarafından) İsa için kullanılmaktaydı. Öyle görünüyor ki farklı bir Hıristiyanlık yorumu bulunan Arap Hıristiyanlarının İsa'sı, zaman içinde ayrı bir peygamber olarak kurgulanacak olan Muhammed'e dönüşmüştür.

Kuran'da İbrahim 79 kez, Musa 136 kez, Harun 20 kez, İsa 24 kez, Meryem 34 kez, Adem 25 kez, Nuh 33 kez geçer. Firavun dahi 74 sefer geçtiği halde Muhammad sadece ve sadece 4 yerde geçer. Peygamber sözcüğü 43 kez ve değişik halleri ile elçi-resul 300’den fazla yerde geçer. Başlangıçta İsa ve diğer peygamberleri kasteden elçi, resul v.b. sözcüklerin zamanla Muhammed sözcüğünün sıfat olmaktan çıkıp ayrı bir kişiliği kasteden anlama büründürülmesiyle onu kasteder hale getirildiği anlaşılıyor. İslamın öncülünün, bir çeşit Hıristiyanlık mezhebi olduğu, bu mezhebin ilerleyen yüzyıllarda ayrı bir din hüviyetine bürünerek İslamın ortaya çıktığı anlaşılıyor (9.yy.'da!). 800'lü yıllara dek ise ne İslam dini var ortada ne Muhammed! Hiçbir kaynakta geçmiyor. Bunlardan bahseden İslami literatür de zaten ancak 800'lü yıllarda başlıyor. (Muhammed ise 570 ile 632 yılları arasında yaşamıştır diye inanılıyor). Yani İslami literatür, olması gerekenden 200-300 yıl sonra ortaya çıkıyor! Şunu söyleyebilirim ki; İslam, Arap devletini kurmamıştır, Arap devleti İslamı kurmuştur. İslam denen şey başlangıçta Hıristiyanlığın aykırı bir yorumuydu ve Muhammed (yani ''seçilmiş kişi'') sıfatıyla kastedilen de İsa'ydı.

Her ne kadar yaşadıklarına inanılsa da Kuran’ın tahrif edilmişliği bakımından bazı Alevi ekolleri de bu iddiayı dile getiriyor. Bunu da arada belirtmiş olayım.

Şimdi konuyla bir yandan bağlantılı ama bir yandan da bambaşka görülebilecek bir konuya gelelim: Gnostisizm. Gnostikler –özetle- İsa’nın ‘’Ben beden almış Tanrı Kelamıyım’’ derken aslında ‘’Ben konuşan kitabım’’ dediğini, ‘’Ben Tanrının Oğluyum, Tanrının enkarnasyonuyum’’ derken aslında ‘’En el Hak’’ dediğini iddia ederler. Vatikan tarafından ‘sapkın’ sayılan ve kabul edilmeyen Gnostik Filip İncilinde şöyle yazar: ‘26 a. İsa bütün suretleri gizlice aldı. Bundan dolayı o kendini olduğu gibi göstermedi, nasıl görünmesi gerekiyorsa, öyle gösterdi. Ama bütün bunları kendi gösterdi: Kendini büyüklere daha büyük, küçüklere daha küçük gösterdi. O kendini meleklere melek ve insanlara insan gösterdi. Bundan dolayı Logos'unu herkesten gizledi. Birkaçı, onu gerçekten gördüler, düşündüler, o esnada da görebildiklerini düşündüler. Fakat o, dağda müritlerine ihtişam içinde göründüğünde küçük değildi. Ama o, büyüklüğünü görebilmeleri için müritlerini büyük yaptıktan sonra, büyük oldu.’’

Gnostiklere göre İsa bir tür semboldü, kendinde Tanrıyı bulan olgun insanın sembolüydü. Ona bakanın kendi durumuna göre kavraması ve görmesi bundandı. Bir sembolün yerine yenisini koymak, ''İsa şimdi Ali’de göründü'' demek çok da zor olmamış olsa gerek. Zaten kendinde Tanrıyı bulan herkes bu öğretiye göre bir İsa’ya dönüşüyor. İsa, ‘’Kurtarıcı’’ demektir. Başlangıçta dışında veya gökte olduğunu sandığın kurtarıcını sonunda kendinde bulur ve kendini kurtarırsın. İsa sende dirilir. Bu da onun 'ikinci geliş'idir. Tüm bunlar sembolik anlatımdır.
Kısacası, benim iddiam: İslam’ın başlangıçta Gnostik bir Hıristiyan akım olarak çıktığı, İsa'nın temsil ettiği öğretiyi bu kez Ali’nin üzerine aldığı ama zamanla devletleşen Arapların hikayeyi baştan yazıp zahiri olarak ele aldıkları, ortaya İslam adında ayrı bir din çıkardıkları yönündedir.

YORUMLAR

bu ne ya? -

sadece seçkin zümrelerin okuma yazma bildiği ortaçağda yaşamak istiyorum ya; yeter arkadaş. niye bütün insanların beyni var ya, ve neden bütün insanlar beyinlerinden ne geçerse bunu düşünce sanıp yazabiliyorlar. bunlara muhatap olmamalıyız insan aklı bunlara maruz bırakılmamalı... bir yazıda mantık ve iç tutarlılık yeterli ve bu yazıda yeterince var. yorumları okuyunca imanımdan vazgeçmemek için kendimi zor tuttum, bu ne ya. bilimsel falan deyince yazdıklarının ne kadar saçma ve komik olduklarını farketmeyeceğiz zannediyor bazı insanlar. şöyle ki "1847'de hz. mamur diye bir peygamber indi" desem bunun olmadığını kanıtlamak için bununla çelişen bir bilgimi bulmak gerekecek; söyleyeyim biraz zor kanıtlarsın (ya da "popper'in yanlışlanabilirlik ilkesi" diyeceğim ama bu seviye o seviye değil) bu bir. ikincisi yazı da yazılanlar belli yazarın fikri ve tutumu belli "alevi" olduğunu anladım diyor birisi. neye dayanarak? hristiyanların asimilasyon sürecinde bir tür imgecilikle, kefenden ve vergilerden yırtmak için alevi görünmeleri örneğine. el insaf yahu, sen bu aklınla insanlara iman mı aşılamaya çalışıyorsun. gelelim yazının konusu ve "alevi" diyerek zihin haritasını ifşa eden yorumcuya; hz. muhammed'den sonra ehlibeyt üzerinde baskı ve zulümler üçüncü halife osman zamanında zirve yapıp hafızların zehirlenmesine, yazılı bütün kuranların toplatılıp yakılmasına ve diğer yazınların yok edilmesiyle devam etti. emeviler zamanında devlet terörüne dönüşen bu tutumun tarihte bulamayabilirsiniz fakat alevi, caferi deyişler, hikayeler ve masallarda bulabilirsiniz. (bu arada bunların olmadığını ispat etmek akademisyen arkadaşa kaldı :)) işte bu sebeple ilk 300 yıla ait hiçbir şey yok. (bu arada inançlı bir (allaha şükür) aleviyim, şurdan burdan alevi olduğumu çıkarmaya zorlanmayın.) sonsöz yazara allah kolaylık versin, insan yazınca bir de anlatmak zorunda kalıyor bu ülkede "şurda şunu demek istedim, bunun anlamı bu değil" falan çünkü kimse senin ne yazdığını okumaya çalışmıyor herkes bir anlam bir isim bir "alevilik" bulma derdinde... gel de düşün ve yaz yazabilirsen, anlatabilirsen... vah vah ki ne vah...

6 4
Hüseyin Bey'e... -

Hüseyin Bey, sizin yorumunuz mantık biliminde 'argumentum ad hominem' diye bilinir. İddiayı yanıtlamak yerine iddia sahibini hedef almaya dayanan bir mantık yanlışıdır. Benim ''7 yaş seviyesinde'' olmam ya da ''sığ, basit, demagojik'' v.b. olmam söylediklerimi geçersizlemez. Genelde sizin bu mantık yanlışınızı dinciler yapar. Örneğin derler ki, ''Darwin Türk düşmanıydı, o halde evrim yanlıştır.'' İki alakasız şey. Wikipedia'yı bile okumadan bir yazı yazdığımı iddia ettiniz, size wikipedia'dan sizin tezinizi çürütüp beni doğrulayan bir örnek alıntıladım. Meğer orayı bile okumayan sizmişsiniz. Siz de buna kızıp beni 7 yaş seviyesi v.b. olmakla itham ettiniz. İşte bu 'ad hominem'dir. Kişisel tartışmaları sevmem ama mantık yanlışı görünce düzeltmeden duramıyorum, kusuruma bakmayınız. Üslubunuza biraz daha dikkat etmenizi rica eder, yazılarımı okumak konusunda kimsenin sizi zorlamadığını hatırlatırım. Sevgilerimle.

3 3
Şafak Bey'e -

Beyefendi, kaynaklarda olmaması gerçekte olmadığını göstermez elbette. Ama kaynaklarda olmayan bir şeyin gerçekte varolduğunu iddia etmek için inanç gerekir, bu iddia dinsel bir iddia olabilir ama bilimsel bir iddia olmaz. Bilimin kriteri nesnel verilerdir. Ve nesnel verilerde (kaynaklarda) 8.yy.'dan evvel Muhammed diye birinden bahsedilmiyor. Siz ona inanabilirsiniz ama bu inancınızın bilim tarafından desteklendiğini iddia edemezsiniz. Bana olan itirazınız bilimsel yöntemi ardına almaya çabalayan bir itirazdı. Bu yüzden size yanıt yazdım. Bilimsellik iddia etmeye kalkışmasaydınız ve ''Ben Muhammed'in gerçekte yaşadığına inanıyorum, kişisel inancım böyle'' deseydiniz, cevap dahi vermezdim. Bilim konusuna girdik ve siz şu an kaynaklarda Muhammed diye birinin olmadığını kabul etmiş haldesiniz. O halde bana olan itirazınızın bilimi ardına almaya çalışan kısmı çökmüş haldedir. Eğer bir bilim insanıysanız bilimsel yönteme biraz olsun saygı duyunuz ve kaynaklarda Muhammed diye birinin geçmemesi karşısında en azından bu kişinin yaşadığına dair kişisel inancınızın bilime dayanmadığını kabul ediniz. Bana olan ilk yorumunuzdaki eleştiri beni bilimi bilmemekle suçluyordu ama bakın, inancı bilimsel yöntemin dışına düşen hangimizmişiz? Demek ki bir başkasına kişisel itham yapmadan evvel biraz düşünmek gerekiyormuş. Sevgilerimle.

3 2
"kaynaklarda yok"tan yanıt -

Öncelikle, merak ettiyseniz, adım Şafak. Meseleyi kişisel bir tartışmaya çevirmek istemem, bu yorumdan sonra başka bir şey yazmayacağım. Ama madem bana hitaben birşeyler yazmışsınız, cevap hakkımın doğduğuna inanıyorum. Yazdıklarımı ya okumamış ya da anlamamışsınız. Yöntem bilmeyen ben değilim. Kendi araştırmalarımdan bir örnek vereyim: Bazı başka kaynaklarda bulduklarımdan hareketle, Abdülhamid dönemindeki bir cemiyetle ilgili araştırma yapıyorum ama Osmanlı Devlet Arşivi'nde bu cemiyete ilişkin bir belge bulamadım. Bu, o cemiyetin var olmadığı anlamına mı gelir?? Belki ben bulamadım o belgeyi, belki kayıp, belki de önemsiz görüp kayıt altına almamışlar?? Yüzyılların Arap tarihini çöpe atalım, Muhammed'in adı dönemin Bizans ve İran kaynaklarında yok, o yüzden hayal ürünü, öyle mi? Pes vallahi.

2 2
Hayret! -

Çocukça ve sıradan iddianıza cevap yazmayı zül sayıyorum. Sizi sığ, basit, demagojik, lafı nereden anlayacağını bilmezden gelen kafa konforunuzla (!) başbaşa bırakıyorum. Biraz büyümenizi ve 7 yaş sendromundan kurtulmanızı tavsiye ediyorum. Adım Hüseyin. Soyadım da Atacan

5 2
''Yazık''a yanıt... -

Beyefendi sizin de isminizi bilmediğimden böyle başlık attım. Tavsiyenize uyup wikipedia'nın Kuran maddesine göz attım ve beni doğrulayan bir bilgi buldum. Bakın aynen şöyle yazıyor: ''Bilinen en eski Kuran Mushafı (M.S. 9 yy) Özbekistan'ın Taşkent şehrindeki bir müzede sergilenen üçüncü Halife Osman Mushafıdır.'' En eski Kuran 9 yy.'dan kalma imiş. Muhammed ne zaman yaşadı? 6.yy.'da! Arada 300 yıl fark var! Peygamberin ölümünden hemen sonra Kuran toplandı diyorsunuz. Kanıtı var mı? Yok! Peygamberden 300 yıl sonra çıkan hadiste yazanı kanıt diye getirmeyin sakın. İncilin yapılışına laf edersiniz ama Kuran'ın durumu daha beter. Kuran kitaplaştırılmadan evvel deri parçaları v.b. üzerine yazıldığı söyleniyor ama bunlar ortada yok. Kitaplaştırılınca da ilk nüshaların kaybolduğu, bunların sonradan kopyalandığı belirtiliyor. İlk nüshalar da yok. Eldeki Kuran'a bakın, sıralası bile yok. Karma karışık bir içeriğe sahip.

3 7
''kaynaklarda yok''a... -

Adınızı bilmediğimden böyle bir başlık attım mecburen. Tarihten haberim var mı bilmiyorum ama sizin sanırım bilimsel yöntemden haberiniz yok. ''Yaşamadığına dair anlatıya ters düşen veri bulmak'' ne demektir yahu? Yaşadığına dair veri yoksa yaşamamış demektir. İki kere dört! Muhammed'in döneminde Arabistan'da Hıristiyan misyonerler vardı ve peygamberlik iddia eden, Arapları birleştiren, savaşlar yapan biri hakkında hiçbir kayıt yok. Bunu yazıda da belirttim. Savaştığı söylenen topluluklardan kalma kaynaklarda da Muhammed diye birinden bahsedilmiyor. İslamın ilk dönemi olması gereken devirden kalma sikkelerin bir yüzünde MHMD harfleri var ama diğer yüzünde haç var. MHMD kökü ''övülmüş'' demektir ve İsa'ya atfen kullanılıyordu.

3 6
Emek ve cesaretiniz önemli -

Öncelikle, "Tarihin değil spekülasyonların konusu" başlığındaki yorumcu gibi düşünüyorum aynen." Konu başlığının ikna ediciliğinden uzak olması, yazı içinde işaret edilen noktaların tutarsız olduğunu göstermez. Kuran ayetleri yazılı metin haline getirilirken, "nakilci"nin vicdanı, o günü atmosferiyle konuya bakış açısı ve birçok nedenle güvenilirliği üzerine kurulmuş bir kutsal kelam var karşımızda. Sonra, üzerinden Emevi ve Abbasi gibi katı bir siyasal silindirin geçmiş olması bile kuşkulara tavan yaptırmaya yeter de artar... Kuranın eleştirisinin ölüm fetvalarıyla karşılandığı bir alemde (nispeten türkiye farkıyla), özgürce felsefi akıl yürütmek ve bunu kamu önünde açıklamak kolay değil!

2 1
"kaynaklarda yok"? -

Fırat Bey, yorumlara verdiğiniz cevap gerçekten tarih biliminden hiç anlamadığınızı gösteriyor. Diyorsunuz ki Bizans ve İran kaynaklarında böyle bir şey yok. (Ona bakarsanız Osmanlı Devlet Arşivi'nde de nelerin nelerin kaydı yok) Ben de diyorum ki bu kaynakların bir kısmının açığa çıkarılmamış olduğu veya bu kaynakların bir kısmından sizin haberdar olmadığınız ihtimalini es geçmeyin. Ayrıca gerçekten öyle bile olsa, Muhammed'in veya İslam'ın bu kaynaklarda hiç geçmiyor olması o kadar da önemli değildir. Eğer bir kaynakta, 570-632 yılları arasında Arabistan Yarımadası'nda yaşamış, 610 yılından itibaren peygamberliğini ilan etmiş, 622'de Medine'ye hicret etmiş ve burada ilk İslam devletini kurmuş, sonra bu şehirde toprağa verilmiş Muhammed isminde bir dini ve siyasi liderin olduğu anlatısına ters düşen (altını çiziyorum, ters düşen, bunu çürüten) bir veri bulursanız, ancak bunun bilimsel değeri olur.

3 1
Fikir Hür Düşünce Hür! -

İnsan yaradılışı itibari ile Hürdür! Lakin Hür olmak demek, gerçekleri yok saymak mıdır? Kur'an bir mucizedir. 19 sayısıyla şifrelenmiş, değiştirilmesi, yerine başka bir ayet, söz ilave edilmesi mümkün değildir. Dileyen "Kur'an Hiç Bitmeyen Mucize" kitabını inceleyebilir. kaldı ki "Onu (Kur'an'ı) kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: Eğer doğru iseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın da siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin".ayeti ile de Kur'an-ın uydurulamayacağı bildirilmiştir. Din'i siyasete ticarete alet edenler, ayetleri yorumda gerçekleri saptırdıkları inkar edilemez. Kuran'ın orijinalliğine laf etmek, bilgi ve araştırma eksikliğidir.

2 1
Yazık, çok yazık -

Kur'an peygamberimizin vefatından sadece bir yıl geçtikten sonra kitap haline getirilmiştir. 633 Yemame Savaşı'nda bir kısım hafızın şehadeti sebebiyle Hz. Ömer, Halife Ebubekir'e tavsiyere bulunmuş, o da Zeyd bin Sabit'i bu iş için görevlendirmiştir. Önce 300, sonra 200 ve 100 yıl gibi kaçamak ve kaypak rakamlar vererek bu gerçeği gözden kaçırmaya çalışmak abesle iştigaldir. Hiç bir kaynak bulamıyorsan bari Vikipedi'ye bak. Ya da saçmalama hakkını tarih vermeden kullan da bu kadar açığa düşme. Akademisyen beyin yazın hakkında yazdıklarına aynen katılıyorum. Yazının sonundan alevi kökenli biri olduğunu tahmin ettim. Bari Hz. Ali'nin eşinin kimin kızı olduğunu düşün de "Muhammed yok" gibi abuk bir yargı üretme. Bu basitliği yorumlamaya değmez ama okuyanları uyarmak ta gerek.

4 4
Yazı -

Değerli yorumlarınız için teşekkür ederim. Birincisi, amacım Muhammed'in yaşamadığını kanıtlamak değil şüpheleri güçlendirmek, yaşadığına dair önyargıyı kırmak ve bu soruyu okuyucunun ele almasını sağlamaktır. Yazının son paragrafında kişisel görüşümü ortaya koydum ama yazının amacı bir soru ortaya atmaktır, cevap sunmak değil. Amacım yanıt vermek değil soruyu yaymaktı. İkincisi, soruyu sorarken iki fikir dayanak gündeme getirmiştim: a) 8.yy.'a dek İslamdan haberi olan kimse yok, hiçbir kaynakta İslam yok dedim. Siz ise benden olmayan kaynağın referansını bekliyorsunuz. Olmayan şeyin kaynağını nasıl gösterebilirim? Olduğuna dair kaynak yok diyorum, iddiam bu zaten. b) Kuran'ın değişmişliğine ilişkin bir görüş öne sürdüm ve National Geographic'in bir buçuk saatlik videosunun linkini verdim. Daha ne yapayım? Sevgilerimle.

7 4
Bu yazı hakkındaki kanaatim -

Akademisyen olarak da, bir kurumda uzman olarak da çalıştım. Bilimsel bir dergide redaksiyon kurulunda görev yaptım. Pek çok yazı elimden geçti dergiye giren-girmeyen. Ayrıca edebiyata, felsefeye, tarihe, siyaset-bilime ilgim dolayısıyla çok okurum. Basınımızda gazete yazarları arasında yazılarını en beğendiğim yazar Princeton Üniversitesi Yakındoğu Araştırmaları Bölümü Başkanı ve öğretim üyesi M. Şükrü Hanioğlu. Haftada bir Sabah'da yazısı çıkıyor. Bunları şunun için belirtiyorum: yazın hakkında kanaatimi açıklamadan kendimle ilgili bilgi vereyim ki "sen kim oluyorsun!?" demeyesin. Bu verdiğim bilgilerden hakkımda bir fikir edinebilirsin, bu da kanaatimi değerlendirmende işine yarayabilir. Şimdi bu yazıya dair kanaatimi açıklıyorum: yaşamımda bu kadar kötü kaleme alınmış bir yazı(!) okumadım; ele aldığı konu o kadar önemli olduğu halde referanslar ve kaynakça verilmeden, sadece kafasındaki tespitlerin, iddiaların bir anlatım titizliği de gösterilmeden bir metin hâline getirilmesi ve yazı diye sunulması. Dünya çapında bir konudan söz ediyor, dünyanın her tarafından bunca teolog(ilahiyatçı) ve şarkiyatçının çalışmalar yaptığı bir alandan. Bu ne cesaret! Böyle bir metinle hem de. Değindiği ve yararlandığı kaynaklar yok. Sanki lisede okuyan bir öğrencinin kompozisyonu. Bu metnin sadece gülünçlüğünü dile getirmek kasdiyle yazdım. İddialarını ele almaya değer bulmam mümkün mü?!

3 11
tarihin değil, spekülasyonların konusu -

Yazıya emek verilmiş, bunu inkar edemeyiz. Argümanlardan da bir kısmına katılıyorum, bir kısmını da değerli buluyorum. Fakat başlıkta da ifadesini bulan temel argüman için bunu söylemek mümkün değil. Speülasyonlar dışında bildiğim kadarıyla akademik olarak kabul görmüş hiçbir tarihçi tarafından ileri sürülmemiş bu iddiayı sağlam birincil kaynaklarla destekleyerek, çok iyi argümante ederek sunmak gerekir ve yazıda bu mevcut değil. Gerçi "iddia"dan ziyade "acaba?" diye soru sorulmuş ama çubuk bu noktaya bükülüyor. Bugün bırakalım Muhammed'in yaşayıp yaşamadığını, Medine Vesikası gibi metinlerin otantikliği konusunda bile tarihçiler genelde ittifak halindedir. 300 yıl boyunca "yeraltı"nda yaşayan Hristiyanlıktan farklı olarak, en başından beri kurumsal bir hüviyetle var olan İslam'ın kendisine böyle bir efsane uydurması mümkün değildir. Kuran değiştirilmiş olabilir, hadislerin %90'ı uydurma olabilir, fakat tarihle kaydedilmiş yüzlerce yıllık olaylar dizisi (bahsedilen 300 yıllık dönem içindekiler de dahil) "İslam'un kurucusu Muhammed" diye birinin yaşamamış olduğuna ihtimal bırakmaz.

2 4
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.