Hz. Muhyiddin İbn Arabî'den sözler

 Hz. Muhyiddin İbn Arabî'den sözler DİN
5,0
06.11.2014 21:33:31
A+ A-

75 yıllık ömrü,12. asrın ikinci ve 13 asrın ilk yarısına ait yıllarda geçen büyük ilim ve irfan insanı Muhyiddin İbn Arabî (d.1165- v.1240) Hazretlerinin, Fütûhat-ı Mekkiyye adlı eserinde geçtiği belirtilen ancak kaynak hakkında daha ayrıntılı bilgi verilmeyen, "Tefsir-i Kebir Te'vilât  (2 cilt)" ( Müellifi: Şeyh'ul Ekber Muhyiddin İbn Arabi, Tercüme: Vahdettin İnce, Kitsan Yayınları, İstanbul adlı eserde okuduğum sözlerinden bazıları ile onları izleyen, ayrıntısıyla kaynak belirttiğim yine Fütûhât-ı Mekkiyye adlı eserinden alıntıladığım  sözler oluşturacak bu yazıyı. Bilinmeyebilecek kelimelerin anlamları yazının sonunda verilmeye çalışılacaktır.

"Allah'a ve Resulüne, Resulünün getirdiklerine mücmel ve mufassal olarak, bize ulaşsın, ulaşmasın, kesin bir şekilde iman ettik. Bu akideyi taklidi olarak anne ve babamdan aldım. caizlik, helallik ve vaciplik ile ilgili olarak akli düşüncenin hükmü nedir, bilemezdim o zamanlar. Ben, buna dair imanıma dayalı olarak amel ettim. Ta ki nereden ve neden iman ettiğimi bilinceye kadar. Allah gözlerimi, basiretimi ve hayalimi açtı. Bu yüzden mesele benim için doğrudan müşahede düzeyine ulaştı. Taklide dayalı olarak tahayyül edilen ve vehmedilen hüküm de mevcuttu. Derken tabi olduğumun, yani Hz. Muhammed'in (s.a.v) değerini bildim. Bütün nebileri müşahede ettim. İcmali olarak  iman ettiklerimin tümüne muttali oldum. Nitekim görüp bizzat müşahede etmemden elde ettiğim ilim önceki imanımla çatışmadı. Bu yüzden ne söylüyor ve ne yapıyorsam Nebînin (s.a.v) sözüne dayanarak söylüyorum, yapıyorum; kendi ilmime, bizzat gözlemime ve müşahedeme dayanarak değil. İman ile gözlem arasında bir denge kurdum. İşte tabi olma bağlamında çok değerli bir tutumdur bu." (...)

- "Yüce Allah, varlık âleminde yazılı olan her şeyi kalplere ilham yoluyla yazdırır. Çünkü âlem, yazılmış ilahi bir kitaptır."

- "Allah'a yemin ederim ki, burada içime atılan ilahi imla, rabbani ilka veya ruhani üfleme olmayan tek bir harf dahi yazmış değilim. İş tamamen bundan ibarettir. Bununla beraber biz, şeriat koyan resuller olmadığımız gibi teklif getiren nebîler de değiliz." (...)

- "Avamın akidesi sağlamdır. Onlar, ledün ilmini mütalaa etmemiş olmalarına rağmen müslümandırlar. Çünkü sağlam fıtrat üzere kalmışlardır. Bu da Allah'ın varlığını bilmek, O'nu tanımak, Kur'an'ın zahirinde yer aldığı şekliyle O'nu tenzih etme ilmidir. Bu halleriyle onlar tevile başvurmadıkları sürece doğru yoldadırlar. Ama içlerinden biri tevie yönelirse artık avamlık hükmünden çıkar, nazar ve tevil ehlinden bir gruba dahil olur. Bu durumda ya isabet etmiş olur ya da şeriatın getirdiğinin zahiriyle çeliştiği oranda hata etmiş olur. Kur'an'da akıl sahibi için zengin bir bilgi kaynağı vardır, başkasına ihtiyacı olmaz. Müzmin hastalar için ilaç ve şifa vardır.  Kur'an, kurtuluş yolunda yürümeye kararlı olan, yüksek derecelere çıkmaya rağbet eden, şüphe kaynağı olan şeylerden yüz çeviren kimseler için ikna edicidir." (...)

"Şeriatça belirlenmemiş bir yolla ve şeriata, gerektiği üzere iman etmeksizin, kalbini arındıran, halvete çekilen, nefsini terbiye eden birinin bu hazırlık vesilesiyle elde ettiği bilgi miras bilgisi olmadığı gibi Hakkın böyle bir insana (onun nebi olmasını gerektirecek şekilde) nebevi bir bakışı / nazarı yoktur." Fütûhât-ı Mekkiyye, 13.cilt, sayfa:51-52, Muhyiddin İbn Arabî, Çeviri: Ekrem Demirli, Litera Yayıncılık, İstanbul-2010)

"Nebiliğe inancını izhar edip nebinin getirdiği zahiri hükümleri -sıradan insanların inandığı haliyle- sübjektif, indî anlamlarda yorumlayan insan, bilgiden hiçbir şey elde edemez." (a.g.e., 13.c., s.52)

"Bilmelisin ki, Hak bir şeyi bir şey vasıtasıyla yaratmaz, fakat bir şey vesilesiyle yaratır. Yardım ve sebeplilik bildiren her ifade, hikmet 'lam'ı, yani 'için' demektir. O halde Allah bir şeyi Hak için yaratır. Yani Hakka ibadet edilsin diye yaratır. İnsan ise apaçık hasımdır." (...)  "İnsanlardan başka yaratıkların hepsi Allah'a ibadet ederken insanların bir kısmı Allah'a ibadet eder. İnsan zulmün ve haksızlığın kendinde açık görüldüğü bir hususta hasımlaştığı için, 'açıkça hasımlaşandır.' Bu konu ise rablıktan (rububiyet) başka bir konu değildir. Siz köleliğinden çıkmadan ve efendiliğinde efendisiyle  tartışmadan, bir kölenin efendisiyle hasımlaştığını gördünüz mü?" (a.g.e., 13.c., s.139-140)

"Hak sadece işin kendinde bulunduğu durumu irade eder. Öyleyse Hakkın eşya hakkındaki meşiyet ve iradesi, onların kendiliklerinde bulunduğu durumun ta kendisidir. (...) "Artık vehimden kurtulmalısın Çünkü vehmin nefs üzerinde büyük bir etkisi ve otoritesi vardır ve bu sayede nefs ile selim aklın verdiği sahih bilgi arasına girer." (a.g.e., 13.c., s.143)

/ mücmel: öz, özet /  mufassal: ayrıntılı / akide:dinî inanış, îtikat / müşahede: Yaratanı yaratılmışta, Hakkı halkta görme, her zerrede Cenab-ı Hakkın varlığına şâhit olma / tenzih etme: Allah'ın bütün kusurlardan, eksikliklerden, yaratıklarına ait özelliklerden uzak bulunduğuna inanma ve bunu ifade etme. / icmali: kısa ve ayrıntısız / muttali olmak: bilmek, öğrenmek, vâkıf ve haberdar olmak / imla: söyleyip yazdırma, doldurma , düzeltme, yola getirme / ilka: atma, koyma, bırakma, ilham etme, kalbe yerleştirme / ledün ilmi: İlâhî sırlara ait ilim, sadece Cenab-ı Hakk'a malûm olan, ancak dilediğince peygamber ve velî kullarına öğrettiği ilâhî sırlara vukuf ilmi / tevil: Kur'an-ı Kerim'i ve dinî metinleri ayrı mânâ vererek yorumlama, zâhirî anlamın dışına çıkarak anlamlandırma / nebevî: nebiye, paygambere ait, onunla ilgili / indî: kendince / meşiyet: irade,arzu, dilek, istek /

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.