Mülk Allah’ındır

DİN
0,0
14.08.2013 15:26:49
A+ A-

Şu fani dünyada kendimize ilk sormamız gereken soru şu olmalı: Nerede duruyoruz? Allah'ın dergahında, mazlumun yanında, , iyilikler peşinde ve Allah'ın verdiğini paylaşan birinin geniş ve güzel kalbiyle mi ve ediyoruz kendimizi? Yoksa malı yığmacasına biriktiren, kendinden ve en çok ailesinden başkasını düşünmeyen, kendi için çalışıp kendi için harcayan ve hırslarının peşinden akıntıya kapılmış bir yaprak tanesi gibi sürüklenen vahşinin diğerkâmsızın yüreğinde mi? Nerede duruyoruz? Moralimiz bozulduğu için buzdolabına yapışan ya da alışverişle tüketimi çılgınca destekleyen yığınların için de mi? Yoksa "gülüşümüz sadakadır" diyerek bir arkadaşı ile sıkıntılarını paylaşan, bu sıkıntılara rağmen ona gülümseyen, dua eden, sabırla iç çeken azınlıkların müthiş ahenginde mi?

Sunduğum iki seçenekten ilkini yapanlar için sonuçlar vahimdir. Onlar tatminsizdirler, yüzeydedirler. Hemen bozulur iç dünyaları. Çünkü kendi maneviyatlarını besleyememişlerdir. Onlar için değerler ve bu değerlere göre yaşayıp kurtuluşa erme umudu önemli değildir aslında. Onlarca önemli olan sahip olmaktır. Neye? Her şeye? Bir ev yetmez. İki ev. Bir araba yetmez. Son model bir araba. Her ay düzenli olarak maaşları yatsa bile, karınları hep tok olsa bile geçim derdindedirler. Hep yoktur, hep yokluk içindedirler. Asıl yokluksa maddiyatta değildir. Onlarda olmayan iç ahenk ve tok gözlülüktür. Başkalarına vermek ölümdür. Ya eksilirlerse? Paylaşmak zulümdür? Ya elde avuçta kalmazsa? Yoksa onlar Allah'ı unuttular mı? Her gün beş vakit hatırlatsa da müezzin herkese o Yüce Sultan'ın varlığını, onlar duymazlar. Dinlemedikleri için. Hay huy içinde bir telaş ekseninde harala gürele yaşar giderler. Oysa ne çok neden vardır güzelleştirmek için birbirimizin hayatlarını. Güzelleştirmek de infaktır. Çünkü altında kendinden vermek saklıdır.

İkinci gruptaki azınlık için ise durum tam tersidir. Onlar Kitabımızın eşsiz ifadesi ile şöyledir:

"Onlar, Rablerini arzulayarak sabrederler, namazı kılarlar, kendilerine sunduğumuz rızıklardan gizli ve açık dağıtırlar ve kötülüğü güzellikle savarlar. İşte bunlar için ölümsüz yurt." (Rad Suresi/ 22. Ayet) Kurtuluşa ermek için nasıl yaşanacağının metodu verilirken aynı zamanda rızkı verenin Allah olduğu, sahiplenmek değil de emaneti gözetmenin Müminlerin görevi olduğu belirtilmiş. Yani Allah'ın verdiğini Allah rızası için başkalarına vermek. Yani altruism (diğerkâmlık) vurgulanmış. Allah, vermenin üstünlük ve kurtuluş vesilesi olduğunu vurguluyor. İkinci gruptaki azınlıklar ?ne yazık ki azınlık durumundadırlar- böyle yapıyorlar. Bir kere başımız sıkışırsa onlara gidiyoruz. Zor gelse de nefsimize dünyanın zor koşulları altında ezildiğimizde, onlardan borç para istiyoruz, onları birine tebessüm ederken, namaz kılarken, işlerinde güçlerinde görüyoruz.

Kendi muhasebemi yaptığım zaman, yazımda birinci gruba çok yüklendiğimi düşündüm.  Çünkü insanların bu hale gelmesinin sebebini yalnızca kendilerine iade etmek haksızlık olur sanırım. Dünya üzerinde geçerli olan ekonomik sistemler de bunu körüklüyor. Yani sahiplenme, tüketme, bencilleşme, savurganlık vs. Ama bizim bir de geçmişten gelen bir kültürümüz var ve o kültür bize çoğu konuda ışık olabilecek özelliklere sahip. İmaret ve vakıf geleneği Osmanlı Devleti'nin uzun yıllar ayakta bir çınar gibi durmasına, topluma sağladığı olanaklar açısından, imkan sağlamış. Yani benim savunduğum geçmişe bakabiliriz, çağımızı yakalamak önemli olsa da belli noktalarda çağımıza alternatifler sunabiliriz. Çünkü bu çağ bir Mümin için son derece acımasız ve zor. Ama Allah'tansa kabulü Mümin'in.

Benim için gerçekten çok mühim ve kötü anladığımız ne varsa hepsiyle mücadele ettiğim durumların sebebi yine kendi yapıp ettiklerimiz. Oysa ölümü hatırlarsak mülk kavgasına düşmeyiz. Vicdanımızı dinlersek bir an için iyiliğe kendiliğinden varırız. Hem "Elhamdüllillah, Müslümanım" diyerek, hem de o güzel Bakara Suresi'nin 3. Ayetini nasıl unuturuz?[1]  Unutmazsak bu kadar naçar kul olur muydu? Hümeze Suresi'nde işaret edildiği gibi[2], malımız bizi ölümsüz yapmayacak oysa. Malı yığsak da öleceğiz yığmasak da. O sebeple hayırlarda yarışmak ve mezar ziyaretleri çok önemli. Bize dünyanın kimi zaman gücümüze giden geçiciliğini hatırlatıp bize Baki olanın varlığını hissettiriyor.  Oyuna gelmememiz lazım.

Oysa insanlar bir düşünse her şeyin infak edilebilir olduğunu ve sevap kazanmanın belki de en güzel yolu olan verme eylemi ne çok şey kazandırdığını kendimize ve dünyaya?

Burada benim sözcüklerim nihayet bulsun ve Kuran konuşsun:

"Allah yolunda harcama yapmanıza engel ne var ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah'ındır."[3]

Her ne sürç-i lisan ettimse af ola, Ramazan'ınız mübarek ola.

 

11-07-2013/ESKİŞEHİR

DUYGU TANIDI

 


[1] "size verdiklerimizden başkalarına da verin"

[2] 2. ve 3. ayetler

[3] Hadid Suresi, 10. ayet

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.