Nasıl sevmeli

Nasıl sevmeli DİN
0,0
29.12.2015 16:21:09
A+ A-

İnsan,  pek çok özelliği bir arada bulundurması itibarıyla,  varlık aleminin hemen hemen bütünüyle alâkadardır. Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir sevme kabiliyeti  yerleştirilmiş . Onun için, insan da bütün  yaratılmışlara  karşı bir muhabbet besliyor. Koca dünyayı bir evi gibi seviyor. Sonsuz Cennete bahçesi gibi sevgi besliyor . Halbuki,  sevdiği  varlıklar durmuyorlar, gidiyorlar. Onların ayrılığından daima azap çekiyor. Onun o hadsiz sevgisi,  hadsiz bir mânevî azaba sebep oluyor.

O azabı çekmekte kabahat, kusur insana aittir. Çünkü kalbindeki sınır koyulmamış olan  sevme kabiliyeti,  sınırsız bir sonsuz güzelliğe  sahip bir Zâta ilgisini çekmek  için verilmiş. O insan bu duygularını kötü yada yanlış kullanarak  o sevmek duygusunu fâni varlıklara  sarf ettiği yönüyle kusur ediyor, kusurunun cezasını ayrılığın azabıyla çekiyor.

İşte bu kusurdan uzaklaşıp   o fâni sevgililerden  ilgiyi alakayı kesmek , o dostlar onu terk etmeden evvel o onları terk etmek cihetiyle Sonzus Sevgiliye  muhabbetini odaklamayı ifade eden "El baki entel baki"  olan birinci cümlesi, "Bâkî-i Hakikî yalnız Sensin. Allah'tan başka tüm varlıklar  fânidir. Fâni gelip geçici  olan, elbette bâki sonsuz bir muhabbete ve ezelî ve ebedî bir aşka ve ebed için yaratılan bir kalbin alâkasına medar olamaz" mânâsını ifade ediyor. "Madem o hadsiz mahbubat fânidirler, beni bırakıp gidiyorlar. Onlar beni bırakmadan evvel ben onları "ya baki entel baki" demekle bırakıyorum. Yalnız Sen bâkisin ve Senin bekan ile  ile mevcudat bekà bulabildiğini bilip kesin iman ederim. Öyleyse, Senin muhabbetinle onlar sevilir. Yoksa kalbin alakasına lâyık değiller" demektir.

İşte bu hâlette kalb hadsiz mahbubatından vazgeçiyor. Hüsün ve cemalleri üstünde fânilik damgasını görür,  alâka-i kalbi keser. Eğer kesmezse,  mahbupları adedince mânevî yaralar oluyor.

Evet,  mevcudatta sebeb-i muhabbet olan hüsün ve ihsan ve kemal,  umumiyetle Bâkî-i Hakikînin hüsün ve ihsan ve kemâlâtının işârâtı ve çok perdelerden geçmiş zayıf gölgeleridir, belki cilve-i Esmâ-i Hüsnânın gölgelerinin gölgeleridir.

İnsanın fıtratında bekàya karşı gayet şedit bir aşk var. Hattâ her sevdiği şeyde, kuvve-i vâhime cihetiyle bir nevi bekà tevehhüm eder, sonra sever. Ne vakit zevâlini düşünse veya görse, derinden derine feryat eder. Bütün firaklardan gelen feryatlar,  aşk-ı bekàdan gelen ağlamaların tercümanlarıdır. Eğer tevehhüm-ü bekà olmazsa muhabbet edemez. Hattâ denilebilir ki,  âlem-i bekànın ve ebedî Cennetin bir sebeb-i vücudu, şu mahiyet-i insaniyedeki o şiddetli aşk-ı bekàdan çıkan gayet kuvvetli arzu-yu bekà ve bekà için fıtrî,  umumî duadır ki,  Bâkî-i Zülcelâl, o şedit, sarsılmaz,  fıtrî arzuyu, o tesirli, kuvvetli,  umumî duayı kabul etmiştir ki,  fâni insanlar için bâki bir âlemi halk etmiş.

Kaynak:Bediüzzaman Said Nursi;Lemalar;Üçüncü Lema

Bülent BİÇER

bulentbicer01@hotmail.com



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.