Ne kadar da az araştırıp düşünüyorsunuz?

Ne kadar da az araştırıp düşünüyorsunuz?                            DİN
5,0
16.09.2014 02:00:55
A+ A-

 
 
OĞLUMU İLAÇLA UYUTUYORUM'
 
 "Geçen mayısta oğlum tatile gitmek istediğini söyledi. 19 Mayıs günü ben evde yokken annesinin elini öpüp helallik istemiş. Eve geldiğimde annesi ağlıyordu. Arkadaşları, 'Artık onu unutun, o IŞİD'e katıldı' demiş. Yaptığım araştırmalarda oğlumun Suriye'de IŞİD'e katıldığını öğrendim. Oradaki tanıdıklarım kanalıyla oğlumu 21 gün sonra geri getirdik. Şu an yanımızda ama aklı hep orada. Her gün bizden helallik isteyip 'Kardeşlerim orada cihat ederken sizler beni göndermiyorsunuz. Helallik verin gideyim' diyor. Ne eşi ve 2 çocuğu gözünde ne de biz. Çocuğumu eve hapsettim. İlaçla uyutuyorum."
 
Bu cümleler, oğlunu IŞİD'den nasıl kurtardığını anlatan bir babaya ait. Bu baba bir imam...
 
Bu babanın  imam olduğunu özellikle belirtmek istedim, çünkü benim burada üzerinde durmak istediğim konu da IŞÎD`ın vesilesi ile daha görünür ve tehlikeli hale gelen Îslami öğreti, ve bu öğretinin sosyolojik yansıması...
 
Kur'an-ı Kerim'de bir ayette  "İşte bu yüzden biz, İsrailoğulları üzerine şunu yazdık: Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir. Ve kim bir kişiye hayat verirse insanlara toptan hayat vermiş gibidir. Andolsun, resullerimiz onlara açık-seçik kanıtlar getirmişlerdir. Ama onlardan birçoğu bunun ardından da yeryüzünde zulüm ve azgınlığa sapmaktadır." (Maide 32) der.
 
Yine bir ayette şöyle buyrulur: "Bir mümini kasten öldürene gelince, onun cezası içinde sürekli kalmak üzere cehennemdir. Allah gazap etmiştir böylesine, lanetlemiştir onu; çok büyük bir azap hazırlamıştır ona." (Nisa 93)
 
Bu kadar net ve açık ifade edilmiş ayetler varken toplumdaki bu canavarı yaratan kim ya da ne? 
 
Dinlerin sosyo-kültürel yapıyı şekillendirmesi  olağanken, sosyo- kültürel ve politik yapının  dini şekillendirmesi yani neredeyse yeni bir din oluşturmasını doğru okumak gerekir.
 
Başta Türkiye olmak üzere bütün İslam ülkelerinde  İslamiyet siyasilerin tekelinde  bulundurulan ideolojik bir sistem haline getirilmiş durumda. Dini kurumlar bile fetvalarını siyasilerin bakış açılarına göre verirken toplumun bilinçli hareket etmesi oldukça güç.
 
Realitesi olmayan, ideolojik çıkarlar içeren değerleri kullanarak toplumsal yaptırımlar uygulayan ülkeler,  içlerinde  bir canavar yaratmış durumdalar... Bu  canavarın insanları sömürmek  için kullandığı argümanlarda yine kendisini yaratanların kullandığı argümanlarla aynı. Allah, Kitap, Peygamber...
 
Bu lümpen hareketin tek farkı, güç dengesi itibariyle, yaptırım gücünü arttırmak için argümanlarına  birde silah eklemiş olmaları.
 
İstisnai durumlar söz konusu olabilir elbette, fakat baştada belirttiğim gibi yazıma konu olan haberde olayı yaşayan kişinin bir imam oluşu Kur'an-ı Kerim'in din adamları tarafından topluma nasıl anlatıldığı gerçeğini bir kere daha gözler önüne seriyor.  
 
Dünyanın heryerinde bütün dinlerin, özelliklede  İslamın asıl değerleri olan, şirk başta olmak üzere, hırsızlık, yalan, dolandırıcılık, kul hakkı, yetim hakkı, riya, zina, rüşvet kol gezerken, dini; sarıkla, türbanla, kendi gibi düşünmeyenlerin yaşam hakkını elinden almanın mübah olduğu gerçeği ile  tanımlayan ve dindar olduklarını ileri süren dinsizler topluluğu, cihad çağrıları ile toplumu terörize eylemlerin içine çekmeyi başarıyor.
 
Burada toplumdaki islami bilginin ne kadar sığ olduğunu görmek gerekir. Kur'an şuur ve idrak gerektiren bir inanç anlayışı içerirken, toplumun bu denli şuursuz bir realitenin içine sürüklenmesi ile ortaya çıkan durum, eğitimsiz ve uydurma bilgilerle uyutulan bir toplumun siyasal oyunlara kurban edilişinin resmidir.  
 
Herkesin kendi idraki doğrultusunda inandığı bir tanrı var elbette,  fakat kimi din adına insanları öldürmenin doğruluğunu savunurken,  kimi karıncanın bile  can taşıdığını yaşam hakkının elinden alınmaması gerektiğini savunuyor.
 
İnanç sistemi düşünce üzerine kuruludur. İnsan neye inanırsa inansın, neden inandığını, kendisinin varoluş nedenini, varoluşu ile kendisine verilen vazifelerini i, kendisinden gerçekte ne beklendiğini vs. sorgulamak zorundadır. 
 
Kur'an-ı Kerim'in arapça yada Türkçe okunması yıllarca tartışıldı tartışılmayada devam ediyor. Halk arasında Kur'an'ı Arapça okumanın  sevap olduğu, Türkçe okumanın bir anlamı olmadığı anlayışı yaygındır. Arapça okuyanların büyük bir çoğunluğu sadece okumasını biliyor fakat, sanki Allahın onun okuduğu kur'an'a ihtiyacı varmış gibi ne anlatmak istediğini anlamadığı için "allah biliyor benim ne dediğimi" diye de savunma yapıyor.
 
Çünkü atalarından öyle öğrenmiş.
 
Eğitim imkanları sınırlı olan cahiliye dönemlerinde bu anlayışın hakimiyetini anlamak biraz daha olağan. Fakat bu gün hala bu anlayışın sürdürülüyor olması toplumun gelişmişlik düzeyini düşünmede insanın tahayyül gücünü zorluyor doğrusu.
 
Hakka suresi 42.ayette der ki "O bir kâhinin sözü de değildir. Ne kadar da az araştırıp düşünüyorsunuz?"
 
Ayette açıkça görüldüğü üzere körü körüne inanç değil, okuyup, araştırıp anlamak üzerine kurulu bir kitap var elimizde.
 
Yazının başındaki haberde oğlunu uyutarak IŞİD'e katılmasını önlemeye çalışan  kişinin baba olarak yaşadığı acıya sonsuz saygım var elbet. Fakat başta kendisi olmak üzere özelliklede bu ülkenin din adamlarının başlarındaki sarıkları önlerine alıp iş işten geçmeden bir daha düşünmeleri gerekiyor. 
 
Bu çocukları uyutmak mı yoksa uyandırmak mı gerekir...
 
 
Keriman KESER
 
 
 
 
 
 


YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.