scorecardresearch.com Nuh peygamberin gemisi Ağrı Dağı'na mı oturdu? - ekber teber - Radikal Blog

Nuh peygamberin gemisi Ağrı Dağı'na mı oturdu?

Nuh peygamberin gemisi Ağrı Dağı'na mı oturdu? DİN
0,0
11.03.2014 20:57:13
A+ A-

Homo Sapiens’in bilinen tarihinden bu yana, tatlı su kaynakları (göl, akarsu, dere…) ve denizler hayati önem taşımışlardır. Sulak yerler iyi birer avlanma sahasıdır. Akarsular ulaşımı kolaylaştırır. Su bedenin canlılığını sürdürebilmesi için elzemdir. Vücut su takviyesi ile ayakta kalır. Bir bakıma insanların birlikteliği, sosyal yaşamın tesisi de suya bağlıdır. Toplumlar hangi üretim tarzında olurlarsa olsun su gereklidir. İnsanlık yerleşik yaşama geçtiği andan itibaren, su tarımsal üretimin temel öğesidir. Suya hâkimiyet suyu kontrol adına geçmişten günümüze, pek çok savaşlar yapılmış pek çok cinayet işlenmiştir (Yüzyılımızda bile su savaşlarının kapıda olduğu sıkça yazılıp çizilmektedir.). İlk şehirler kurulurken su kenarları seçilmiş, devlet/iktidar bir bakıma kendini, su kanalları yapmakla meşrulaştırmış, bu yaşamsal görevi layıkıyla yapamayan devletler uzun süre ayakta kalamamıştır. Suya sahiplik dezavantajlarını da beraberinde getirmiştir: Dış düşman tehdidi, su taşkınları.

Fırat, Dicle arasında tarih sahnesine çıkan Sümer devleti kayıtlara geçen ilk medeniyettir.  Bu iki nehirden özellikle tarım sahasında faydalanmışlardır. Sümerliler adeta nehirlerle iç içedirler. Fırat ve Dicle kenarı, uyku onlarla dünya arasındaki bağları kesene kadar,  Sümerliler için temel uğraş alanıdır. Çeşitli dönemlerde taşan bu iki nehir, Sümerlilerin zihinlerinde öyle unutulmaz bir yer işgal etmiştir ki, Gılgamış destanıyla yazıya geçirilmiş, Sümerlerin kültürel mirasçısı Babil devleti aracılığıyla ve kitlelerin dilinde kuşaktan kuşağa aktarılarak büyük bir taşkın koskoca bir tufana dönüşmüştür. (1) Mitoslarının kilometreleri hiçe sayan yolculukları çoğu kez şaşırtır insanoğlunu.

Tufan mitosu ve kurtarıcı dağ motifinin (Antik Yunan- Parnassos, Sümer- Nisir, Yahudilik- Ararat, İslamiyet- Cudi) yayılım ve dağılım alanı çok geniştir. Dünyanın neresine gitseniz geçmişi anlatan ağızlardan hararetli bir tufan öyküsü dinlersiniz. Tufan söylencesine Sümer, Babil, Mısır, Antik Yunan, Roma, İrlanda, İnka, Guetemela, Aztek uygarlıklarında rastlanıyor. Asya'da 13, Avrupa'da 4, Amerika'da 37, Avustralya ve Okyanusya adalarında ise 9 adet Tufan efsanesi tespit edilmiştir. Ortadoğu kökenli tufan efsaneleri Sümer’den alır kaynağını. Bunun dışındaki tufan efsaneleri, su ile yaşamanın taşkınlara gebe pratiğinin, doğal sonucudur.

Tufan efsanesi her toplumun elinde çeşitli değişikliklere uğramıştır. Tufanın gah günü uzamış/ kısalmış gah yağışın miktarı artmış/azalmıştır. Kurtaracı kahraman figürü sabit kalsa da adı farklılaşmıştır. ( Ziusudra -Sümerce, Utnapiştim- Akadca, Noah- İbranice) (2)  Efsanenin bilinen ilk şekline Sümerlilerin Gılgamış destanında tesadüf edilir. Nuh ve Tufan hikâyesinin aslı olan bu Sümer efsanesi, Tevrat’la, İncil’den dört bin yıl öncedir. (3) Babilliler üzerinden efsane Tevrat’a girer. Ortadoğu toplumlarındaki inanışlar tarihsel bir zincirin, sıkı sıkıya bağlı halkalarıdır. Bilinen ilk halkanın Sümer’in kültürel örsünde dövüldüğüne şüphe yoktur. Ortadoğu mitosları konusunda dünyadaki sayılı uzmanlardan HOOKE, temel mitosların hepsinin çıkış noktasını Sümer mitoslarına bağlar. Sami mitolojisinin Sümerden beslendiğini kanıtlarıyla ispatlar. (4) Semitik kutsal kitaplarda yazanların çoğunun esas sahipleri tek tanrı inancı taşımıyorlardı, ama zaman içerisinde tüm birikim tek tanrıya taşındı.

Sümer, Babil, Tevrat anlatımlarında, efsanenin ana düşüncesi üç aşağı beş yukarı aynıdır: “İnsanoğlu azar, yoldan çıkar. Tanrı/ Tanrılar kızar. İdrak sahibi / hak dostu bir şahıs gemi inşa eder. Hak ehli gemiye biner. Tufan patlar. Kötüler boğulur. İyiler geminin bir dağın üzerine oturmasıyla kurtulur (Nisir, Ararat, Cudi). Tanrının öfkesi diner.”  Antik Yunan’da tufan, Zeus’un; yemeğine, bebek bağırsağı koyan Arkadia kralına sinirlenmesi sonucu gerçekleşir. (5) Kişisel hesaplaşma yönüyle Ortadoğu tufan mitoslarından ayrılmakla beraber ana düşünce benzerdir.

Bir vakit aklı evveller, dünyanın her yanında Tufan mitosuna rastlayınca küresel bir tufanın dünyayı yerle bir ettiği kanaatine vardılar. Küresel tufan iddiası, tüm dünya yüzeyini kaplayacak suyun yeryüzünde bulunmaması, buzullarda yaşayan canlıların gemide barınmasının imkansızlığı, besin zincirinde birbirleri için potansiyel yiyecek olabilecek pek çok canlının aynı gemide asla barındırılamayacağı, 2,5 milyona varan canlı türlerinin bir gemiye asla sığdırılamayacağı vs anlaşılınca çöktü. Tabi iddia çökene kadar, pek çok kişi tarafından tüm dünyayı içine alan bir tufandan bahsedilip duruldu. Şimdi ise birileri bölgesel tufana bel bağlamışlar

Amerikalı yerbilimciler Walter Pitman ile William Ryan bilimsel metodolojiyi kullanarak, “binlerce yıl önce buzulların erimesinden dolayı Karadeniz’de büyük bir tufanın yaşandığını öne sürdüler. Karadeniz kıyısında yaşayan halklar sağa sola göç etmek zorunda kaldılar. Göçenlerden bir kısmı daha sonra Sümer medeniyetinin ortaya çıkacağı Fırat ve Dicle arasını yurt tuttular. Aslında Sümer efsanesi kaynağını bu büyük Karadeniz taşkınından alıyor.” tezini ileri sürdüler. (6) Zamanında gündeme bomba gibi düşen bu iddiayı şimdilerde dillendirenlerin sayısı azaldı. Ne fantestik iddialar ne bilimsel yaklaşım tufanın üzerindeki muammayı kaldırabildi.

İnsanlar harıl harıl Nuh’un gemisini ararken, yerli şifrecilerimiz geminin yerini nokta atışıyla buluyor. Delile ne hacet, hikmet, hakikat şifrede.  Hud Suresi’nin 44. ayetinde geçen Cudi sözcüğünden hareketle Nuh’un gemisinin Ararat yani Ağrı dağına oturduğunu, ayetin numarasının da Ağrı dağının boylamını verdiği savlıyorlar. Ağrı dağının boylamı gerçekten de 44’tür; işin ilginç yanı şifrecilerimizin Ağrı dağı ile Nuh tufanı arasında nasıl bağlantı kurduğudur. Bu nokta da İslam’ın tarihsel refleksi nasıl, ona bakmak lazım. İlkin hiçbir İslami alim Nuh’un gemisi Ağrı üzerine oturmuştur demiyor. Kuran’dan böyle bir sonuç çıkarmak mümkün değil. Peki bu zatlar referans olarak neyi alıyor dersiniz? Tevrat’ı.

Kişiler eğer kendilerine müslümanım diyorsa, Kuran ve hadis eksenli hareket etmelidirler. Tali önem taşıyan kaynaklar tezin ana gövdesini teşkil edemez. İç tutarlılık bunu gerektirir. İslam alimlerine göre kesinlikle Nuh’un gemisi Ağrı dağına oturmamıştır. Şifrecilerin Nuh tufanı üzerine söyledikleri daha ziyade Yahudileri kıvandıracak cihette: “ Tevrat da, geminin oturduğu yer olarak “Ararat” (Ağrı dağı) ve çevresini göstermektedir.”

Hud 44’te “gemi Cudi üzerine oturdu.” diye yazar. Bu ifadeden yola çıkan alimler bugün Şırnak’ın Cizre ilçesi sınırları içindeki Cudi’yi geminin oturduğu dağ kabul ediyor. Yahudi / Hristiyanlara göre Nuh’un gemisi Ararat Dağı üzerine oturmuştur. Araratın, Ağrı ile aynı dağı ifade ettiği fikri sonraları ortaya atılmıştır. “Nuh’un gemisinin Ağrı Dağı üzerinde olduğundan ilk söz eden kişi, Hollandalı gezgin Jan Struys’dir.” (7) Ağrı dağına Masis ya da Masik diyen  Ermeniler, milliyetçiliğin etkisiyle zaman içinde Ararat Ağrıdır iddiasına dört elle sarılmışlardır.

Ararat bir dağ adı değil ülke adı. Zaten Tevrat’ta geçen ifade “Ararat dağları” şeklinde.  “Gemi yedinci ayın on yedinci günü Ararat dağlarına oturdu. (Tevrat, yaratılış 8:4)"(8) Yani Ararat ülkesinin dağları. Tevratta yer bulan “(…) Adrammelek’le Şareser onu kılıçla öldürüp Ararat ülkesine kaçtılar. (Tevrat, yeşaya 37:38)” (9) cümlesi fikrimizi destekler mahiyette. “Ararat”, Asurluların ‘Urartu ülkesi’ne verdikleri isimdir. Asur dilinde aslı “Uruatri” olan “Urartu (Urardhu)” kelimesi, İbranice Kitab-ı Mukaddes’te yanlış telaffuz sonucu “Ararat” şeklini almıştır.” (10) Ararat, Urartu denen ülkenin İbranicedeki adıdır. Urartu sözcüğü “dağlık bölge, yüksek memleket” anlamına gelmektedir. “Bu (Urartu, yn)  isme ilk defa M.Ö. 1274 yılına ait Asur kralı 1. Salmanasar’ın kayıtlarında rastlanmakta ve bundan, Van Gölü’nün güneydoğusundaki ‘dağlık bölge’ kastedilmektedir.” (11) Ağrı dağı Van gölünün kuzeyine düşerken Cudi Dağı güneyine düşmektedir.  Ağrı İle Ararat’ın özdeşleştirilemeyeceğini açıktır.

Ağrı ile Ararat aynı dağları anlatan farklı isimler değildir. “Özellikle ehl-i kitap (Yahudi ve Hıristiyanlar) tarafından, çeşitli amaçlarla geminin Ağrı Dağı’na indiğini ispatlamak için yoğun gayret ve emek sarfedilmiş, ancak şu ana kadar onların çalışmalarından kayda değer bir sonuç elde edilememiştir.” (12) Ermeniler kutsallığına inandıkları Ağrı (Ermenice Masis) dağına tüm Hıristiyan aleminde bir saygınlık kazandırmak amacıyla Ağrı ile Ararat’ı birmiş gibi lanse etmişlerdir. Bu iddianın bile çok gerilere giden, vesikalara dayanan bir tarihi yok. Ermeni milletine mensup aydınlarımızdan dil uzmanı Sevan Nişanyan durumu en iyi şekilde özetlemiş. “Sonradan akıl yürütüp bu dağların olsa olsa Ağrı/Masis Dağı olduğuna karar vermişler, dağı da Ararat diye adlandırmışlar. Oysa Şırnak’ın oradaki Cudi Dağı akla daha yakın duruyor. Ortadoğu’dan kuzeye baktığında dağ ülkesinin ilk büyük dağı orasıdır. Fırat’la Dicle göklere kadar taşar da yüzmeyi başarırsan kendini Cudi Dağında bulman gerekir normal olarak.” (13)

İslam alimleri arasında, Cudi’nin özel isim mi, cins isim mi olduğu tartışmalıdır. Kimine göre, Kuran’da geçen cudi sözcüğü cins isimdir. Bu görüşü savunanlar hiçbir zaman Ağrı dağı cudidir dememişlerdir. Çok daha güneyde bulunan dağların cudi olabileceğini kanaatine varmışlardır. Kimilerine göre ise Cudi özel isimdir. Zaten bu ada sahip bir dağ vardır. (günümüz de Şırnak – Şar-ı Nuh’tan geldiği rivayet edilir- sınırları içerisinde.) Kanaatimizce sorun Cudi diye nitelenen dağın hangisi olduğundan kaynaklanmaktadır.

Hud 44’ün aşağıdaki çevirilerinde, çevirmenler Cudi sözcüğünü büyük harflerle yazmışlar. Tarih ve coğrafyada cudi isimli bir bölge yok. Özel isim niteliği dağ olduğuna kanaat getirilerek verilmiş.

Okunuş: Ve kile ya erdublei maeki ve ya semau aklii ve ğidal mau ve kudiyel emru vestevet alel cudiyyi ve kile bu'del lil kavmiz zalimîn.

Diyanet: “Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu” denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî’ye oturdu ve “Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!” denildi.

Elmalılı: Bir de denildi: ey Arz! Yut suyunu ve ey Semâ! Açıl, su çekildi iş bitirildi ve gemi, Cudî üzerinde durdu, o zalim kavme def'olun denilmişti

Ö.N. Bilmen: Ve denildi ki: «Ey yer! Suyunu yut ve ey gök açıl.» Ve su kesildi ve iş icra edilmiş oldu. Gemi de Cûdi dağının üzerine yerleşti. Ve, «Zalimler olan kavim için uzaklık olsun!» denildi.

C. Yıldırım: Ey yeryüzü ! Suyunu yut; ey gök ! Sen de (suyunu) tut, denildi. Su çekildi, iş bitirildi ve gemi CÛDÎ üzerinde yöntemli şekilde durdu. O zâlimler topluluğuna da «rahmetten uzak olun !» denildi.

H.B. Çantay : (Taraf-ı ilâhîden) denildi ki: «Ey arz suyunu yut, ey gök sen de tut». Su kesildi, iş olub bitirildi, (gemi de) Cûdî (dağının) üzerinde durdu. O zaalimler güruhuna «Uzak olsunlar» denildi.

A. Bulaç: Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dağı)üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar" denildi.

Y.N. Öztürk: Ve denildi: "Ey yer! Suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Ve su çekidi. İş bitirilmişti. Gemi, Cûdi üzerine oturdu ve haykırıldı: "O zalimler topluluğu geri gelmez olsun!"

Diyanet Vakfı: (Nihayet) «Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!» denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de) Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve: «O zalimler topluluğunun canı cehenneme!» denildi.

A. Gölpınarlı: Ve dendi ki: Ey yeryüzü, em suyunu ve ey gök kes yağmurunu ve su emildi ve iş yapıldı bitti ve oturdu Cûdi'ye gemi ve uzaklık denildi, zulmeden topluluğa.

S. Ateş: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök tut!" denildi. Su azaldı, iş bitirildi. (Gemi) Cudi'ye oturdu. "Haksızlık yapan kavim yok olsun!" denildi.

Dartma, aşağıdaki hadiste geminin cudiye indiğinin açıkça belirtildiğini söylüyor: “Resulullah (sav) bir grup yahudiye uğradı. Aşura günü oruç tutuyorlardı. ‘Bu oruç neyin nesidir’ dedi. Denildi ki: Bugün, Allah’ın Musa ve İsrail oğullarını boğulmaktan kurtardığı, Firavun’un boğulduğu, geminin CUDİ’ye oturduğu, Allah’a şükretmek için Nuh ile Musa (as)’ın oruç tuttukları gündür. Nebi (sav): ‘Ben Musa’ya ve bugünün orucuna daha fazla layıkım’ dedi ve (o gün) ashabına oruç tutmalarını emretti.” (14) Gemi niye bölgeye otursun ki?  Ya da gemi bir bölgeye oturabilir mi? Oturmak fiili belli bir yeri, noktayı da kendisiyle beraber zorunlu kılıyor. Şifrecilerimiz geminin oturduğu yer olarak Cudi bölgesi gösteriliyor derken, Cudi’yi özel isimlikten çıkarıyor. Eğer cudi cins isim yahut bölge adıysa nasıl Ağrı dağı fikrine ulaşılır. Üstelik tarihte Cudi bölgesi diye coğrafi bir adlandırma yok. Olsa olsa Cudi’yi içine alan Cezire bölgesinden söz edilebilir. Yalnız Ağrı dağı Cezire dışındadır.        Müfessirler geminin Cezire’de bulunduğu noktasında hem fikirdirler. Cezire Fırat ve Dicle arasında kalan geniş bölgenin adıdır. Bugün Cudi dağının bulunduğu Cizre ilçesinin orijinal adı Cezire’dir. Müfessirlerden  Katade ( v. 117/735) yoruma gerek duymayan bilgiler veriyor: “Allah Nuh (as)’ın gemisini ibret olsun diye Cezire’de (yani bu günkü Cizre yakınlarında) bulunan Cudi’ye oturttu. Ta ki bu ümmetin ilk (önce İslam’ı benimseyen) leri onu gördü… “ (15)

Buhari’ye göre:

"el-Cûdî" (Hûd: 44), Cezîre'de, yânî Dicle ile Fırat arasında bir dağdır. (16 )

İslamın klasik kaynaklarında Hud Suresi yorumlanırken, bırakın Ağrı dağından bahsetmeyi, imada dahi bulunulmuyor:

Taberi:

“Bir kısım müfessirler, Cûdî dağının, Musul şehri civarında olduğunu söylemişler; bazıları da geminin Tur dağında kaldığını beyan etmişlerdir.” (17) ( Cudi dağı Musul’un hemen kuzeyindedir ve Ağrı Dağından kat be kat daha yakındır Musul’a. )

İbni Kesir:

“Mücâhid, Cûdî'nin Cezîre'de bir dağ olduğunu söyler. (Ağrı dağı Cezire bölgesine girmezken, Cudi Bölge sınırları içerisindedir.) O günde dağlar suda boğulmaktan (kurtulmak üzere) uzanıp yükselmişler, o ise Allah için tevazu göstermiş ve suya batmamıştı. İşte Nuh (a.s.) un gemisi onun üzerinde durdu, demir attı.

Katâde der ki: Gemi dağın üzerinde bir ay durdu da sonunda ondan indiler. Yine Katâde şöyle diyor: Allah Teâlâ Nûh (a.s.) un gemisini Cezire topraklarından Cûdî üzerinde bir ibret ve alâmet olmak üzere bıraktı ki; bu ümmetin ilkleri onu görsünler. Ondan sonra nice gemiler helak olup gitti ve kül oldular.

Dahhâk, Cûdî'nin Musul'da bir dağ olduğunu söylerken, bazıları da onun Tür olduğunu söylemişlerdir. İbn Ebu Hatim der ki: Bize babamın... Tevbe İbn Sâlih'den rivayetine göre; o, şöyle demiştir: Zirr İbn Hubeyş'in Kinde kapılarından girişte sağda bulunan bir zaviyede namaz kıldığını gördüm. Ona niçin orada cum'a günü çokça namaz kıldığını sorduk da şöyle söyledi: Bana ulaştığına göre; Nuh'un gemisi, burada karaya oturmuş. Albâ' İbn Ahmer'in... İbn Abbâs'tan rivayetine göre; o, şöyle demiştir: Nûh ile beraber gemide seksen erkek vardı ve aileleri de onlarla birlikteydi, onlar yüzelli gün gemide kalmışlardı. Allah Teâlâ gemiyi Mekke'ye doğru yöneltmiş ve kırk gün Beyt'in etrafını dolaşmış, sonra Allah Teâlâ onu Cûdî'ye yöneltmiş ve onun üzerinde karâr kılmış. Hz. Nûh kendisine yeryüzü hakkında haber getirmesi için kargayı göndermiş ve o da gidip leşlerin üzerine konmuş, dönüşü gecikmiş. Bunun üzerine güvercini göndermiş ve güvercin, kendisine bir zeytin dalı getirmiş, ayaklarını da çamura bulaştırmış. Böylece Nûh (a.s.) suyun çekilmiş olduğunu anlayıp Cûdî'nin alt kısmına (eteğine) inmiş ve orada bir köy inşâ tetirerek köye «semânûn» adını vermiş. Bir gün eski dillerini unutmuşlar ve seksen dil meydana gelmiş. Bunlardan birisi de Arab dili olmuş. Bazısı diğer bazısının sözünü anlamaz olmuş da, Hz. Nûh (a.s.) onları birbirleriyle anlaştırır imiş.”(18)

Semerkandi:

İbn Abbas (r.a.l şöyle rivayet etmiştir: Nûh tufanında kırk gün gece-gündüz yağmur yağmıştır. Yeryüzünün her tarafından sular fışkırmış, vadiler dolmuş, dağları su kapatmış, hatta suyun yüksekliği dağlardan on beş arşın daha fazla olmuştur. Hz. Nûh beş ay su üzerinde yüzmüş, hiçbir yerde durmamıştır. Yalnız Harem-i Şerifte yedi gün durmuş, onu tavaf etmiştir, yani etrafında dolanmıştır. Harem-i Şerif ilk önce Hz, Âdem tarafından inşâ edilmiş, sonra altıncı kat göğe kaldırılmış ve adına da Beyti'l-Ma'mur denmiştir. Cebrail ondaki Hacerü'l-Esved'i alıp Ebû Kubeys dağına gizlemiştir. Sonra Nûh (a.s.) gemisiyle oradan ayrılır, bir müddet sonra Musul'da bulunan Cûdi Dağı'na ulaşırlar ve gemi dağın üzerinde karar kılar.

(…)

Nûh (a.s.) beş ay su üzerinde kaldıktan sonra gemi Cûdi Dağı’na oturur. Yere «Ey yer, suyunu çek», göğe «Ey gök, suyunu tut» denilmiştir. Su çekilir, Allah'ın hükmü yerine gelir, helak olanlar olur, kurtulanlar kurtulur. Zâlimler güruhu Allah'ın rahmetinden uzak olur. Böylece küfredenler cezasını, iman edenler de mükafatını görür.

Rivayete göre, Allahü Teâlâ, Nûh (a.s.)'un gemisinin bir dağın üzerine oturacağını vahyetmiştir. Bu müjdeyi alan dağlar başkal-dınp sivrilmelerdir. Her dağ geminin kendi üzerine yerleşmesini istemiştir. Aralarında sadece Cûdi Dağı baş kaldırıp sivrilmemiştir. Allah'ın rızasını kazanmak için, mütevaziane durumunu devam ettirmiştir. Cûdi Dağı'nın tevâzuundan dolayı, Yüce Allah gemiyi üze-rine oturtmuştur. Tevâzûun kıymeti Allah katında bu kadar yücedir.”(19)

Sabuni:

Gemi, Musul yakınlarındaki Cudî dağı üzerine yerleşip kaldı. (20)

Elmalı:

“Cudi: Engince bir dağdır ki, Musul'da denilmiş, El-Cezîre'de, Âmid'de, Şam'da denilmiş. Ebu Hayyan diyor ki, Cezire'de veya Âmid'de denilmesi Musul'a yakınlığı dolayısıyladır. Bir de denilmiş ki, Cudi her dağa söylenilebilen bir cins ismidir.” (21)

Mevdudi:

Kur'an'a göre gemi, Doğu Anadolu'da (eskiden) Cezire-i İbni Ömer olarak anılan bölgenin Kuzey-doğusunda bulunan Cudi Dağı'nın üzerine oturmuştur. Fakat Kitab-ı Mukaddes'e göre geminin oturduğu yer Ararat (Ağrı) dağıdır. Kadim tarihler de geminin oturduğu yerin Cudi Dağı olduğunu teyid etmektedirler. Sözgelimi M.Ö. 250 yıllarında yaşamış olan Babil kentinin dini lideri Berasus Keldanilerle ilgili tarihinde Hz. Nuh'un gemisinin Cudi Dağı üzerine oturduğunu söylemektedir. Aristo'nun öğrencisi Abydenus ise aynı rivayeti te'yid etmekle kalmaz, aynı zamanda kendi çağındaki birçok Iraklının geminin parçalarına sahip olduklarını, bu parçaları batırdıkları suları da hastalara şifalı su olarak içirdiklerini yazar.” (22)

Mezopotamyanın en kadim inançlarından Süryanilik Nuhun gemisinin bulunduğu dağ konusunda tezimizi destekleyici bilgiler veriyor.  “Süryani Tevrat-tekvin vii/iv’ün hem Aramice ve hem de Süryanice tercemeleri, geminin indiği dağı Ture Kardu (Kürt Dağları –yn-) olarak belirtirler ki burası, Van Gölü’nün güneydoğusundaki dağlardır. Süryani yorumculara göre Ture Kardu, Kur’an’da geminin üzerine indiği dağ olarak zikredilen Cudi Dağı’dır.” (23)

Özellikle geçen yüzyılın başından itibaren Batılı maceraperestler, misyonerler, bilim adamları, araştırmacılar Ağrı dağının altını üstüne getirdiler. Nuhun gemisini aramalarına rağmen, kayalardaki oyukları, çeşitli çukurları Nuhun gemisinin indiği yere benzetmekten öteye gidememişlerdir. “Mesela bunlardan bir astronot olan James Irwin, Ağrı Dağı’na çıkmış ve inerken şöyle demiştir: “Ağrı’nın tepesine çıktık, Fakat Nuh’un gemisine ait herhangi bir ize, bir görüntüye ya da kalıntıya rastlamadık. (…) Hiçbir şey bulamadık.” (Dartma, s.91) Maksudoğluna göre, Tûfân Uzmanı Amerikalı Dr. Aaron Smith yıllarca çalışıp Nûh'un Gemisiyle ilgili yayınların tam bir koleksiyonunu yaptı. Tûfân hakkında 72 dilde 80.000 eser vardı ve bunlardan 70.000’i, Gemi'nin efsânevî kalıntısından söz ediyordu. Dr. Smith 1951 yılında, 40 kişilik ekibiyle Ağrı Dağı'nın buz tepesinde 12 gün kaldı: HİÇBİR ŞEY BULAMADI. (24)

Mevzuya pozitif ilmin ışığında yaklaşanlar için suları Ağrı dağına kadar yükselen bir tufan tabiat kanunlarını inkârdır. Arkeolog “Ekrem Akurgal, geminin 1500 metrede aranmasının fizikteki birleşik kaplar kanununa göre imkânsız olduğunu, aksi takdirde bütün dünyanın 1500 metre derinlikte su ile kaplanması gerekeceğini söylemiştir. (…) Buna göre tufan esnasında su, Ağrı Dağı’nın eteklerine kadar bile ulaşmamıştır diyebiliriz.” (25) Hıristiyan aleminden bazı araştırmacılar Ağrı saçmalığının farkına vardılar, ama çok azının dili Cudi’yi teleffuz ediyor. “Meşhur  Alman araştırmacı Werner Keller geminin Ağrı Dağı’na değil, Cudi Dağı’nda aranmasının daha isabetli olacağını söylemektedir.” (26) Belki Batılılar için amaç gemi falan değildi. Komplo teorileri çoğu kez düzmecedir; ama teorik komplolar asla. ABD’nin dünyayı komünizm tehdidiyle korkuttuğu yıllar, Nuh’un gemisine yaramış anlaşılan. Ali Bulaç’a göre Ağrı dağındaki gemi arama işi soğuk savaş yıllarında Sovyetleri gözetlemenin kamuflajıdır.  (27)

En son dayanamamış “Meclis”te olaya el atmış.  TBMM’de kurulan Zeytin ve Zeytinyağı Sorunlarını Araştırma Komisyonu raporunda bakın neler yazıyor: “Beyaz güvercin Nuh’un gemisine zeytin dalı ile dönmüştür. Cudi ve Gabar dağlarında yabani zeytin ağaçlarının olması geminin Ağrı Dağı’na değil Cudi Dağı’na konduğu rivayetini güçlendirmektedir." (28)

Tufan, Ankebut 14 ve Araf 133’te olmak üzere Kuran’da iki kez geçiyor. Aramice bir sözcük. Orijinali Tuphan. Su baskını demek. Arapçaya, Yahudilerin, Pers imparatorluğu döneminde resmi yazışma dili olan Aramiceyi benimsemeleri sayesinde giriyor. (30) Kelimenin serüveni, toplumlar arası etkileşimin turnusol kağıdı gibi.

Bilindiği üzre tufan efsanesi Sümer’e dayanıyor. Sonraki toplumlar bu anlatının sağıyla soluyla az veya çok oynayarak, kendi yaşamlarına uyarlıyorlar. Gılgamış destanında geminin oturtuğu dağ “Nissir”dir. Nissir’in günümüzde hangi dağa karşılık geldiği tartışma konusu. Gılgamış destanı uzmanlarından Jean BOTTERO’ya göre : “Nissir Dağı (Nimuş da denilebilir), görünüşe göre, o zaman ülkenin bilinen en yüksek tepesidir, Kerkük’ün doğusuna 80 km uzaklıkta (yaklaşık 3000 m yükseklikte), şimdiki Pir Omer Gudrun Dağı.” dır. (31) Gudrun Dağı, Cudi’nin güneydoğusuna düşmektedir. İslami cenah açısından Nissir, tartışmasız Cudidir. Dartmaya göre:  “Gemi Nisir… dağının üzerine oturdu. (…)” Nisir dağı ise, Dicle ile (Büyük) Zapsuyu arasında, Dicle’nin doğusuna düşmektedir ki burası da Cudi Dağı’dır”. (32) Cizre'nin 3 km. kuzeyinde adı Kurtuluş köyü olarak değiştirilen Missiri’nin isminin Nisir’den geldiğini söyleyenler de var. Geminin Cudiye oturduğunu düşünenler, tarihsel açıdan ciddi dayanaklara sahipler. Maksudoğlu’na göre: “ Eski Bâbil çiviyazı tabletlerinin, Nisir Dağı'nın yerini itinâ ile belirttiği, onun Dicle ile Zab ırmağının mansabı arasında olduğu bildirilmektedir.”. (33)  Adres açıkça verilmiş.

İslami cenahtan Nuh’un gemisinin Ağrı dağına oturduğu iddiasına yönelik diğer itirazları şöyle sıralayabiliriz:

1.      Ağrı dağında tufana ait yığışım, kumtaşı, kil taşı veya taşlaşmamış yığınlara rastlanmamıştır.

2.      Jeoloji tarihinde Ağrı dağını su içinde bırakacak bir tufanın izine rastlanmamıştır.

3.      Karla kaplı, geçit vermez sarp kayalıklara sahip, dağcıların bile tereddütle çıktıkları Ağrı dağında; Nuh ve yoldaşlarının, suların çekilme süresinin uzunluğu dikkate alındığında, barınabilmeleri mümkün değildir. Yanlarında getirdikleri hayvanların bu tabiat koşullarında yaşamlarını sürdürebildiklerini düşünmek aklın sınırlarını zorlamakla eşdeğerdedir. Cudi dağının hem inişi-çıkışı kolaydır, hem de barınma, beslenme ve iklim koşulları uygundur.

4.      İslam inancına mensup kitleler Cudi dağında kutsal mekanlar inşa etmişlerdir. Aynı şey Ağrı dağı için söylenemez. Cizrenin 3 km. doğusunda Nuh’un oğlunun adını taşıyan Yafes köyü bulunmaktadır. Cudi’nin doruğu ‘Nuh Peygamber ziyareti tepesi’ adını taşımaktadır. Bu dorukta Arapça’da gemi anlamına gelen “sefine” adlı mekân ziyaret yeridir. Sefinenin batısında Nuh’un mescidi vardır.  Halen Cizre’de halkın Nuh’a ait olduğunu düşündüğü bir türbe vardır. Temmuz ayının ilk cuma günü kitleler Cudi dağına çıkar, Nuh’un nezdinde Allaha dua ederler.

5.      Nuh ve beraberindekilerin sayısının 8 veya 80 olduğuna inanıldığından, Cudi yakınlarında, Kürtçede seksen anlamına gelen Heştiyan isimli bir köy mevcuttur. Ağrı dağı tufan inancı çerçevesinde şekillenmiş tarihsel mekânlardan yoksundur.

6.      “Bir Alman grubu Cudi`de keşifler yapmış ve Alman Devletler Araştırma Enstitüsü üyelerinden Friedrich Bender,Gılgameş Destanı ile Kur`an-ı Kerim`den yola çıkarak kanıtlar bulmuştu.Bunlar katrana benzer bir madde ile yapıştırılmış tahta parçaları idi.Analiz sonucu katranın 50.000 yıllık,tahta parçalarının 6630 yıllık oldukları anlaşıldı.Hata payı 300 yıldı.” (34)

Nuh’un gemisi Ağrı’dadır tezi Hıristiyanlara- özellikle Ermenilere- aittir. İslam tufanı Ağrı’yla ilişkilendirmez. Dağlar içerisinde en kuvvetli aday Cudi’dir. Yazının başlığı altında işlediğimiz tez bu.

Hud 44’ün Ağrı dağının boylamına işaret eden bir mucize taşımadığı gün gibi ortada. Üstelik bir yerin tespiti için gereken diğer bir unsur olan enlemi görmezden gelip sadece boylamın yettiğini düşünmek, bilimi alaya almaktır. 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.