"Onlara Allah zulmetmiyordu, fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı."

"Onlara Allah zulmetmiyordu, fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı." DİN
5,0
26.07.2014 15:23:09
A+ A-

Kur'an okurken bu anlamda bir sözle karşılaşınca onu başlık yaparak bir yazı kaleme almaya yöneldim. Ankebût sûresinin 40. âyetinde geçiyor bu söz. Âyetin tamamının Türkçe meâli (anlamı) şöyle: "Her birini günahı sebebiyle yakaladık; kimine taşlar savuran rüzgârlar gönderdik, kimini bir çığlık yok etti, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Onlara Allah zulmetmiyordu, fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı." Bağlam yönünden bu ayetten önceki ve sonraki âyetlerin de meâllerini vermek iyi olur. Önceki âyetin meâli: "Kârûn'u, Fir'avun'u ve Hâmân'ı da yok ettik. And olsun ki Mûsâ kendilerine belgelerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa azabımızdan kurtulamazlardı." Sonraki âyet de meâlen şöyle: Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler."

Kur'an âyetlerinden alıntı yapınca, bunlar üzerine söz söyleme yetkinliğini kendimde görmediğim için, âyetleri âyetlerle düşünülür ve anlaşılır kılma yöntemini benimseyerek aynı bağlamda ayetlerden sözler aktaracağım. Olur ki okuyup düşünenler çıkar. Kur'an, okuyup düşünmek içindir çünkü. Yaşarken Allah'a kul olmak, peygambere ümmet olmak bahtiyârlığına ermek ve Allah'ın rızasını kazanmak için Kur'an'daki ilkelere bağlanmak gerekir. Kur'an'ı en iyi anlayan ve kavrayan son peygamber Hz. Muhammed 'dir(sas). Dolayısıyla o gelmiş geçmiş en kâmil insan olarak Müslümanların rehberidir. Onun sözleri ve fiilleri (hadis ve sünnetleri) Kur'an'a ve onun yorumuna dayanır.

"Elçilerimiz İbrâhim'e müjde ile geldiklerinde: 'Biz bu kasaba halkını yok edeceğiz, çünkü oranın halkı zâlim kimselerdir.' dediler."(Ankebût 29/31) "İbrâhim: 'Ama Lût oradadır' dedi, elçiler: 'Biz orada olanları daha iyi biliriz; onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında âilesini kurtaracağız.' dediler." (Ankebût 29/32) Elçilerimiz Lût'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, 'Korkma ve üzülme, doğrusu biz seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında, âileni kurtaracağız. Bu kasaba halkına, yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azâb indireceğiz' dediler." (Ankebût 29/33-34)  "And olsun ki, Biz, düşünen kimseler için bu kasabadan apaçık bir belgeyi geride bırakmışızdır." (Ankebût 29/35)

"Medyen halkına kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. O, 'Ey milletim! Allah'a kulluk edin, âhiret gününe umut besleyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın." dedi." ( Ankebût 29/36)  " Ama onu yalanladılar. Bu yüzden onları bir titreme aldı ve oldukları yerde dizüstü çöküverdiler." (Ankebût 29/37)  "Âd ve Semûd milletlerini de yok ettik. Bunu, oturdukları yerler göstermektedir. Şeytan kendilerine, işlediklerini güzel gösterdi; onları doğru yoldan alıkoydu. Oysa kendileri bunu anlayacak durumda idiler." (Ankebût 29/38)

"Doğrusu Allah, kendini bırakıp da yalvardıkları şeyi bilir. O güçlüdür, Hakîmdir." (Ankebût 29/42) (Hakîm: hikmet sahibi)

" Biz bu misalleri insanlara veriyoruz,  onları ancak bilenler anlayabilir." (Ankebût 29/43)

"Allah gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratmıştır. Doğrusu bunda inananlara bir ders vardır." (Ankebût,29/44)

" Ey Muhammed ! Kitab'tan sana vahyolunanı oku; namaz kıl; muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkor: Allah'ı anmak ne büyük şeydir ! Allah yaptıklarınızı bilir." (Ankebût 29/45)

" De ki: 'Allah benimle sizin aranızda şâhid olarak yeter. O, göklerde ve yerde olanı, bâtıla inananları ve Allah'ı inkâr edenleri bilir.'  İşte kaybedenler bunlardır." (Ankebût 29/52)

Kaynak: Kur'ân-ı Kerim ve Türkçe Anlamı( Meâl); Dr. Hüseyin Atay, Dr. Yaşar Kutluay; Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları .

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.