Oruç aç kalmak demek değildir!

Oruç aç kalmak demek değildir! DİN
4,8
27.06.2014 09:43:47
A+ A-

Bakara Suresi-185-) İnsanlara hakikati idrak ettiren ve gerçekle yanlış arasındaki farkları açıklayan Kur'ân, Ramazan ayı içinde inzâl olmuştur. Sizden kim bu aya ererse, sıyamı (orucu her boyutuyla) yaşasın. Kim de hasta veya seyahatte olursa, o günler sayısınca tamamlasın. Varlığınızdaki hakikati yaşamayı sıyam ile kolaylaştırmak ister, güçleştirmek istemez. O sayılı günleri tamamlayarak, size hakikati yaşattığı ölçüde, Allâh'ın ekberiyetini hissetmenizi ve bunu değerlendirmenizi ister.

Üstad Ahmed Hulûsi/Kuran-ı Kerim Çözümü

Nebilerin zirve ismi, Allah'ın kulu ve Resulü, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş, çıplak uyarıcı Hz. Muhammed'in (s.a.v) bâtın ve zahir yönlü hayatına dair bildiklerimiz, bilmediklerimizin yanında inanın, çok az bir yer tutmaktadır. Zaman ve şekilden bağımsız olan yaşam biçimi derinlemesine incelendiğinde, ruhsal yönünü ilgilendiren çalışmalarının "tapınmaya" ait olmadığı görüldüğü gibi, giyinişinden oturuş kalkışına, yiyip içtiği şeylerin seçimine dek, tüm uygulamalarının da aslında ruhsal yapısıyla ilintili olduğu izlenmektedir.

Örneğin "Dünyada insanların en çok doymuş olanları, Kıyamet gününde en çok aç kalacaklar" Hadisi;beslenmede aşırıya kaçmanın zihinsel yapı üzerindeki etkilerini çok geniş bir plan ve vadede düşündürmektedir. "Her iştah duyduğunu yemen israftandır" diyerek de söz konusu anlayışı pekiştirmiştir.

Burada israfın, yenen değil, yiyen yönünde olduğunu hatırlatmak isterim. Zira, gereğinden fazla gıda almak, beyne zarar vermektedir ve beynin asıl gayesinin dışında, hammadde girdileriyle uğraşması israftır.

Az yemeyi salık vermekle birlikte, bazı öğünlere, özellikle akşam yemeklerine özen gösteren Efendimiz (a.s.),"Akşam yemeğini bırakmayın, bir avuç hurma ile de olsa akşam yiyin. Çünkü akşamın terki insana-(erken) ihtiyarlık getirir" demektedir. .

O'nun asla değerlendiremeyeceğimiz yaşantısında, fizyolojik yapısının ve şuur düzeyindeki potansiyelinin bir anlamda beslenme şekli ile ilgisi bulunduğu, kendi ifadelerinden açıklık kazanmaktadır.

Şartları çok iyi etüt edip uygulayan Hz. Resûlullah (s.a.v), bu nedenle, tek tip besin üzerinde ısrar ederek, diğerlerini men etme gibi bir davranış içine girmezdi.

Bölgesel koşullarda bulunabilen her türlü gıdayı bünyesinde uygun olacak şekilde alır; dengelenmesi gereken bir özellik olduğunda, onu alternatifli bir yiyecekle kırarak bedeninde gerekli şartları oluştururdu. Nitekim, hurmanın sıcaklığını karpuzla dengeler, şayet zıt bir yiyecek yoksa, yediğinden asgari düzeyde faydalanırdı.

Kesinlikle, balık, et ve asitli yiyeceklerle sütü; aynı özellikteki (örneğin soğukların, sıcakların, tatlı, peklik ya da ishal yapıcı, katı, sıvı gibi) yiyeceklerin ikisini aynı öğünde bulundurmaz; çabuk ve geç sindirilen, peklik ve ishal yapan, kızartma ile haşlama gibi farklı yiyecekleri de bir arada yemezdi. Aşırı derecede sıcak ve bir gün önce pişip geceleyen, ertesi gün ısıtılan yemeği de tavsiye etmemiştir.

Hurma, helva ve balı glikoz temini için pek sever, ekmeği az ve bulabildiği bir katıkla yerdi. Hz. Enes İbn-i Malik radıyallahu anh anlatıyor:

Resûlullah Aleyhissalâtu Vesselâm "Katığınızın efendisi tuzdur" buyurdular. Et için de "dünyada ve ahirette insanların yiyeceklerinin efendisidir" demiştir.

Asla, bir yiyeceğe kusur bulmamış, insanları incitmeden, hassas, hoşgörülü bir şekilde davete icabet etmiştir. Kendisine kızartılmış kertenkele sunulduğunda, "haram değil; ama kavmimin alışkanlıklarından değil" diyerek nazikçe konumunu dile getirmiştir. Yediklerinin yanı sıra, yeme şekline de dikkât etmiş; "Ben ancak bir kulun oturduğu gibi oturur ve bir kulun yemek yediği gibi yemek yerim" demiştir.

Sofrada, sol dizini bükerek midesinin iç kısmına gelecek ve dış baskı yapacak şekilde oturuşu, erken doyma hissini sağlama amacına dönüktür.

Yemek sırasında üç parmağını kullanmıştır. Lokmaları tutuş bakımından en uygun olan bu şekli, yiyeceklerdeki enerjiyi absorbe eden metal çatal-bıçak kullanmaktan daha faydalı olduğu ve ayrıca lezzetini bozmadığı için tercih ettiği anlaşılmaktadır. Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anhüma anlatıyor:

Resûlullah Aleyhissalâtu Vesselâm, "Her biriniz sağ eliyle yesin, sağ eliyle içsin, sağ eliyle alsın, sağ eliyle versin. Zira şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer, sol eliyle verir, sol eliyle alır" buyurdular.

Hz. Ali radıyallahu arıh anlatıyor; "Resûlullah Aleyhissalâtu Vesselâm, sofra kaldırılıncaya kadar yemeğin başından kalkılmasını yasakladı."

O, doyduktan sonra hemen uyumayı uygun görmemiş böyle yapmanın kalbi kararttığından bahsetmiştir. Akşam yemeğinden sonra yürümeyi, ardından da namazı önermiştir.

Dengeli beslenmeye olduğu kadar, beynin tam kapasiteyle mânâ alemine açılımına köprü olan Oruç kavramına da önem veren Resûlullah Efendimiz, bu konuda bizlere sayısız Hadis bırakmıştır. İşte onlardan bazıları:

"Oruç tutunuz ki sağlık bulunuz."

"Kim oruçluyu bir hurma ile iftar ettirir ise veya bir içecek su ile veya tadımlık bir süt ile iftar ettirir ise, Allah ona aynı sevabı verir."

"Cennet'te er-Reyyan denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyamet gününde yalnız oruç tutanlar girer." "Mümin öldüğü zaman, namazı başucunda, sadakası sağında, oruç göğsünde bulunur."

Bütün anlatılanların ışığında, sağlıklı beslenme ile orucun ayrılmaz bir bütün olduğunu söyleyebiliriz. Her sözü ve davranışı ayrı bir hikmete dayalı olan Allah Resûlü'nün bu konudaki tavsiyelerini de değerlendirebilenlerden olmayı dileriz.

 

AHMED F. YÜKSEL

https://twitter.com/sufafy

https://twitter.com/AhmedHulusi

http://www.ahmedhulusi.org/

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

Asıl israf ne imiş? -

Bu aralar Zilhicce ayının 10 günlük orucunu tutmaktayım. Bu sebeple yazıyı tıklamadan edemedim. Çünkü ne olursa olsun; bilginin, ilmin tekrarlanması taraftarıyım. Bu yüzden derler ki; sahabe kendi arasında oturur ve "hadi imanımızı tazeleyelim" der, sohbet ederlermiş… Burada beni sağlık bilgilerinin yanı sıra etkileyen şu oldu: İSRAF! Ve açıklaması… Asıl israfın yemeği atmamamız vs. değil de; BEYNİMİZE OLDUĞU VE BEYİN ENERJİMİZİ FAZLA YEMEK YİYEREK BOŞA HARCADIĞIMIZ..! GedikBB.

0 0
İsraf ve Beyin! -

"Dünyada insanların en çok doymuş olanları, kıyamet gününde en çok aç kalacaklar" Hadis-i Şerifi daha önce duymadığımdan çok ilgimi çekti. Aslında bir çok hadis-i şerif var böyle duymadığımız. Bu yazıda da değinildiği gibi, BEYİN açısından önemli zannedersem. Yani aldığımız gıdalar aslında; beynin çalışması için.. Ama biz bundan daha fazlasını alıyoruz: Ve ASIL İSRAF DA BU: BEYNİN ENERJİSİNİ boşu boşuna bu fazla gıda için tüketmek!!! Gerçekten düşündürücü..! Oysa bizler hep annelerimizden, ninelerimizden yenen yemeğin atılmasını "israf" sanarak, kendimizi zorlayarak da olsa yerdik. Oysa; asıl dinin anlatmak istediği bunun tam zıttı imiş.. Yazılarınızı takip eden biri olarak şunu her geçen gün daha iyi anlıyorum ki: BEYİN! BEYİN! BEYİN! EN önemli sermayemizmiş bu seyr-i sulukta… VatanseverC__

1 0
Bu anlayış daha genele yayılmalı ve güncel olmalı.. -

‘’Nebilerin zirve ismi, Allah'ın kulu ve Resulü, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş, çıplak uyarıcı Hz. Muhammed'in (s.a.v) bâtın ve zahir yönlü hayatına dair bildiklerimiz, bilmediklerimizin yanında inanın, çok az bir yer tutmaktadır. Zaman ve şekilden bağımsız olan yaşam biçimi derinlemesine incelendiğinde, ruhsal yönünü ilgilendiren çalışmalarının "tapınmaya" ait olmadığı görüldüğü gibi, giyinişinden oturuş kalkışına, yiyip içtiği şeylerin seçimine dek, tüm uygulamalarının da aslında ruhsal yapısıyla ilintili olduğu izlenmektedir.’’ İşte yazınızdan alıntı yaptığım bu bölüm işin özeti gibi.. Bu yüzden her şeyi yeniden ele alıp; VAHDET- Allah’ın AHAD ve SAMED’liği anlayışınca yeniden değerlendirilmeli.. Ve artık bu anlayış sınırlı bir topluluk tarafından değil; daha güncel hayat ve genele yayılmalı diye düşünüyorum; gecikmeden..

0 0
Tapınmak ve tanrı anlayışı... -

Ne kadar ilginçtir ki, ‘’Tapınma’’ya gerek olmadığını anlatan bir din var özünde. Bu yüzden ibadet adı altındaki çalışmaların da elbette bu amacı gütmediği bilgisi..! Oysa, diğer tarafta; her gün ( özellikle bu ayda) ekranlarda bangır bangır: ‘‘Bir tek Allah’a tapınılmalı’’ diyen din adamlarımız.. Güya kendilerince halkı şirkten kurtarıyorlar bu açıklamayla.. Off off, hani derler ya; neresinden tutup düzeltmeli ki.. En iyisi baştan yıkıp, doğru bilgilerle yeniden inşa edilmeli; İslam denilen mükemmel din.. O zaman bu mükemmelliğin de lafta olmadığı anlaşılacak. Ve orucun da sadece aç kalmak olmadığı.. (Bu arada yorumu okuyan olursa kısa bilgi; naçizane(alimlerden); tapınma tanrıya olur! Allah’a kulluk yapılır.. Kulluk ne; onu da araştırsınlar artık:)) birOL

1 0
Bol Bilgiler ve bol hayırlarla dolu bir Ay olsun.. -

Oldukça kısa gibi gözükse de; her konuda bilgi içeren bir makaleyle RAMAZAN AYI’na merhaba dediniz. Umarım tüm İslam Alemi’nin huzur, bereket ve barışla geçireceği bir ay olur.. Gerçekten de ORUÇ= Aç kalmak değil; ama; onu da layığıyla yapmak gerektiğini anlıyorum yukarıdaki bilgilerden. Çünkü fizik- biyoloji- beyin ve ruh tamamen iç içe geçmiş bulunmakta insanoğlunda. Bunların bir tarafını eksik; hele de yanlış yapınca arızalar kaçınılmaz oluyor. Hoş ben bir şekilde; eksiklik ve yanlışlıkların gene de- mutlaka- olacağına inananlardanım. Çünkü bu da yaşamın bir başka yönü. Ama önemli olan bilgiyi aramak, bulduğunda değerlendirmek, uygulamak, ve yola devam etmek; her şekilde.. Tekrar Hayırlı Ramazanlar.

1 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.