PEYGAMBER Mİ (!?) VİDEO

PEYGAMBER Mİ (!?) VİDEO DİN
4,7
29.12.2013 01:04:30
A+ A-

Sevgili Radikal Blog Okurları,

Günümüz modern çağda pek çoğumuz Kur’ân-ı Kerim’i ve içinde anlatılanları ya anlamadığımızdan yakınıyoruz ya da belki de içindeki derin manaları görememekten dolayı, anladığımız kadarı ile sınırlı olduğunu düşünüp, onun 1400 sene önce yazılmış eski!!  Bir yazı olduğuna karar verip, okumayı bırakıyoruz...

Kur’ân-ı Kerim’i doğru anlamak ve içindeki derin manaları hissedip, yaşamak için, kanımca yapılması gereken en önemli çalışma; öncelikle, Kur’ân’da kullanılan en önemli kelimeler olan Allah, Râsul, Nebi, Veli gibi bazı önemli, anahtar kelimelerin neye işaret ettiğini araştırmak, okumak ve öğrenmek olmalıdır. Mevcut olan pek çok tefsir ve meal maalesef “Allah” yerine “Tanrı”, “Rasul” yerine “peygamber” kelimeleri kullanmakta ve bu kelimeler de esas, orijin olarak anlatılmak istenene cevap verememektedir.

Bu açıdan bakıldığında, yardımcı olacağını düşündüğüm Araştırmacı-Yazar Sayın Ahmed Hulûsi’nin “PEYGAMBER mi?--- Kur’ân-ı Kerim’i Anlamak İstiyor muyuz..?” adlı makalesini Sizlere sunmak istiyorum..

Umarım bu önemli ve bir rehber niteliğinde olan değerli yazı ile Kur’ân-ı Kerim’i tekrar elinize alır ve bir başka bakış açısı ile OKU’ma imkânı bulursunuz.



https://twitter.com/sufafy

 

***

 

PEYGAMBER Mİ(!?)VİDEO

 

Kur'ân-ı Kerîm 'i anlamak istiyor muyuz?..

Kur'ân-ı Kerîm'i doğru anlamak ve değerlendirebilmek istiyorsak, öncelikle orada kullanılan kelimeleri olduğu gibi almak ve ilgili yerlerde oradaki orijinal kelimeleri kullanmak mecburiyetindeyiz.

Kur'ân tefsir veya meâllerini okurken, öncelikle şuna dikkat ediniz lütfen... Eğer bir Kur'ân meâlinde "Allâh" kelimesinin geçtiği yerde "Tanrı" kelimesi kullanılmışsa; "Rasûl" veya "Nebi" kelimesi orijinalinde mevcutken bu "peygamber" diye tercüme edilmişse; kesinlikle biliniz ki, bu meâl siziKurân'da işaret edilen hakikatlere ve sırlara erdirecek bir çeviri değildir!..

Böyle bir meâl ile asla, Hz. Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)'ın bizlere verdiği mesajı anlamamız mümkün olmayacaktır... O çeviriyi yapan, O kitaptan daha bir şey anlamamıştır ki, bize çevirisinden hayır gelsin!

Çeşitli yayınlarımızda "Tanrı" kelimesinin anlamının, "Allâh" kelimesinin işaret ettiği anlam ile hiçbir ilgisi olmadığını; bu "tanrı" kelimesinin insanlara "göktanrı" dinini çağrıştırdığını açıklamaya çalışmıştık...

Bugün de "PEYGAMBER" kelimesini Kur'ân çevirilerinde kullanmanın yanlışlığına dikkati çekmek istiyorum...

Bilmeliyiz ki, Kurân'da kullanılan her kelime, çok özel bir seçimle ve çok kapsamlı ve derinlikli anlamlar ihtiva etmesi dolayısıyla kullanılmıştır...

"Peygamber" kelimesi İranlıların konuştuğu Farsça kökenli bir kelimedir; Perslerin "tanrı" anlayışıyla beraber kullanageldikleri çok eski bir kelimedir... Bu kelime Farsçada, Kurân'da geçen hem "Nebi" hem de "Rasûl" kelimeleri yerine kullanılmaktadır. Dilimizde de böyle kullanılmaktadır.

"Tanrının elçisi" = "peygamber" anlamında olarak kullanılan bir kelimedir bu kelime...

Uzaydaki bir tanrının ya da tanrısal gücün elçisi = postacısı anlamına "peygamber"!!!

Oysa...

"ALLÂH" ismiyle işaret edilen; algılayabildiğimiz ya da algılayamadığımız her birimin varlığını, orijinini oluşturuyor Esmâ ve sıfatlarıyla; Zâtı'na sınır getirmek de muhal!..

Bu demektir ki...

Kim "Allâh"a ermişse, âfaktan=dıştan değil; varlığından, özünden, derûnundan, hakikatinden ermiş; bilmiştir ki, ismiyle işaret edilen varlığı ismi-resmi bir hayal; varlığı "yok"tan ibarettir; yalnızca var olan "Allâh" adıyla işaret edilendir!

Öyle ise, anlamamız gerekir ki, "Allâh" ismiyle işaret edilen, tüm boyutlarda Esmâ ve sıfatlarıyla açığa çıkan; yanı sıra da bunlardan münezzeh ve "Ğaniyy" olan olarak, "Nebi", "Rasûl" ve "Velî"nin hakikatidir...

Bu isimlerle vasıflarına işaret edilenler de, kendi varlıklarında, boyutsal olarak eriştikleri mertebenin hakikatini dillendirmektedirler. Yani bunlar, ötedekinin postacısı değil; hakikatlerindekinin dilleridir!

Gerek "Nebi" ve gerekse "Rasûl"; "Allâh" adıyla işaret edilenin Esmâsından "El VELİYY" isminin zuhuru olan "velâyet" kemâlâtının mazharı olarak bu mertebeye kavuşmuşlardır.

Dünya yaşamında "Nübüvvet" ve "Risâlet" işlevini yerine getiren bu zevât, bu kemâlâtlarını "VELİYY" isminin mânâsından alırlar ve ölüm ötesi âhiret yaşamlarında da "Velâyet" kapsamında olan "Risâlet" mertebesiyle yaşamlarına devam ederler...

"Allâh" adıyla işaret edilenin "Nebi" ismi yoktur; buna karşılık "El Veliyy" ismi Bâkîdir!

"Nübüvvet"; dünya yaşamı için geçerli olan bir işlevdir.

"Risâlet"; hem dünya hem ölüm ötesi yaşam için geçerli olan bir işlevdir.

Her "Nebi", her "Rasûl" ve her "Velî" varlığını "velâyet" hakikatinden alır...

Her "Nebi" zâhiri itibarıyla "Nebi", bâtını itibarıyla "Velî"dir.

Geçmişteki her "Rasûl", zâhiri itibarıyla "Nebi" olabilir veya olmayabilir; bâtını itibarıyla "Velî"dir.

Her "Velî" varlığını ve kemâlâtını "velâyet"inden alır...

"Nübüvvet" görevi dünya yaşamıyla ilgili bir görevdir ve "Nebi"nin âhiret yaşamına intikâliyle son bulur... Esasen "Nübüvvet"; "Hâtemin Nebi" olan Muhammed Mustafa ile son bulmuştur; O'ndan sonra kıyamete kadar başka "Nebi" gelmez.

"Nebi"lerin bazıları aynı zamanda "Rasûl"dür... "Risâlet" işlevi olan "Rasül"lük ise kıyamete kadar geçerli bir görevdir.

"Nebi"lik geçicidir; "Rasûl"lük ise asâletendir ve dünyadan ayrılmakla son bulmaz, zira kendini tanımanın sonu yoktur ve dolayısıyla bu işlev sonsuz devam eder "Rasûl"ler için... Bu yüzdendir ki bizler, İslâm Dini'ni kabul ve tasdik anlamında ifade ettiğimiz "Kelime-i Şehâdet"te Hz. Muhammed(aleyhisselâm)'ın "Rasûl" oluşuna şehâdet ederiz; ki bu onun sonsuz işleviyle ilgilidir. Bu yüzden "AbduHÛ"dan sonra "NebiyyiHÛ" değil, "RasûluHÛ" deriz...

"Risâlet" ve "Nübüvvet", "velâyet"in içindeki üst sınıftır... Tıpkı "askeriye" genel tanımı içinde "generaller" sınıfı gibi...

"Nübüvvet"; içinde yaşanılan topluma, onlara âhiret saadetini kazandıracak olan yaşam şartlarını bildirmek ve o insanları bu şartlara göre yaşamaya davet etmek işlevidir.

"Risâlet"; içinde yaşanılan topluma, kendi hakikatlerini bildirmek ve bunun gereğini yaşayabilmeleri için gerekli olan çalışmaları ve yaşam biçimini tebliğ ederek, onlara bu yolda yol göstermektir.

"Ulül Azm" ise; hem "Nübüvvet" hem de "Risâlet" işlevini deruhte eden zâtlara verilen isimdir.

"Velâyet"; Hakikatini bilmek ve gereğini yaşamaktır.

Toplumla ilgili hangi işlevler "Nübüvvet" kapsamında ise, o işlevlere işaret edilirken Kur'ân-ı Kerîm'de, "Nebi" kelimesi kullanılmıştır...

Toplumla ilgili yani dışa dönük olarak, hangi işlevler "Risâlet" kapsamında ise orada "Rasûl" kelimesi kullanılmıştır...

Bireyin yaşamıyla ilgili olarak hangi kemâlâtın yaşanmasına dikkat çekilmek istenmişse, orada da "velî" kelimesi kullanılmıştır.

Yani "velâyet" hakikatine dayalı bir şekilde, dışa dönük görev alan yüksek kemâlât sahibi zevâtın bu durumuna "Nübüvvet" ve "Risâlet" adları verilerek; onlar, genel olarak içe yani kendilerine dönük kemâlâtı yaşayan "velî"lerden ayrı bir sınıfta anlatılmışlardır.

Eğer bu tanımlamalar istikametinde yeniden okunursa ilgili âyetler, çok daha değişik boyutlarda mânâlar karşımıza çıkar...

Öte yandan...

Bir diğer tanımlama ile, şeriat getiren "velî"lere "Nebi"; şeriat getirmeyip, insanları hakikatlerinin gereğini yaşamaya davet edenlere "Rasûl", böyle bir davet görevi almamışlara da "Velî" denilmiştir...

"Velâyet" babadan oğula geçen saltanat değil; kişinin hakikati olan "Allâh" adıyla işaret edileni yaşamasının sonucudur.

"Velâyet" kemâlâtının dayandığı hakikatin, bir "Nebi" veya "Rasûl"de tenezzülat hükmüyle açığa çıkan ilmine "vahiy", velâyet kemâlâtının urûc hükmüyle bir "velî"de açığa çıkışına da "ilham" denilir.

"Peygamber" kelimesi kullanıldığında bütün bu işaret ettiğimiz gerçekler örtüldüğü gibi; bunların sonucu olan pek çok sırlar daha ehlinden saklanmış olmaktadır...

Kur'ân-ı Kerîm'in Türkçesiyle ibadet olmaz!

Kur'ân-ı Kerîm'in Türkçe'ye çevirisi olmaz!

Kur'ân-ı Kerîm anlaşılmak ve gereği yaşanmak için geldiği için de herkes anladığı kadarıyla, "Benim anlayabildiğim kadarıyla Kur'ân" başlığı altında anladıklarını açıklar... Buna kim ne isim verirse versin...

"Tanrı"lar "ulu" olabilir...

"ALLÂH" ise "EKBER"dir!

Bizim keşfimizin bildirdiği hakikat budur... Gerçeğini Allâh bilir!

Ves Selâm...

AHMED HULÛSİ

 

https://twitter.com/AhmedHulusi

http://www.ahmedhulusi.org/

http://www.pressturk.com/peygamber-mi()video/video/140446/

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

En önemli 3 kavram... -

Nebi, Resul, Veli en önemli 3 kavram. Bu özelliklere sahip kişiler gerçekten de tarihe damga vuran, insanlık aleminin temel taşları. Oysa bazı kişiler de var ki, bu nezih kişilikleri (onlar bildiğimiz manada beşeri kişilikten uzaklar esasında)sıradan göstermeye, ısrarla çalışıyorlar. Bunların arasında üstelik, din konusunda bilgiye, eğitime sahip ilahiyatçılar da var. Sebebi şu ki; Allah kavramını da bilemiyorlar! Ne yazık ki, Allah'ı tanrı gibi düşündükleri için, sanki ona tapınılır ve onun dışındakilere yönelmek şirktir! Bu yüzden de Allah'ın özellikle AHAD-ÜS SAMED kavramını anlayamayınca, Nebi, Resul ve Velayet olaylarını hiiç anlayamıyorlar. Bu yüzden bu yazıyı lütfen daha dikkatle okumak gerekiyor. Anlaşılmayan husus var ise, gerekli sitelerden araştırılarak bilgileri de oturtabilir ilgilenenler. Saygı ve sevgi ile..simayy

0 0
çeviri -

Kuran'ın türkçeye çevirisi olmazsa, bende türkçe ve almancadan başka dil bilmediğimden dolayı bu kitabı anlayabilmem mümkün gibi görünmüyor anlaşılan.

0 0
Kelime blokajları -

Üstadın insanları kelimelerden ,kelimelerin işaret ettiklerine yönlendiren çok özel bir yazısı..WizardOfOz

0 1
Velayet! -

YORUM 3 Yazıldı- Kortan Şu bilgileri çok önemsiyorum. Benim için yeni, mantıklı ve çelişkilerimi yok edici bilgiler. Öncelikle Her NEBİ, RESUL ve VELİ’nin hakikatini VELAYET kemalatından alması! Bu çok önemli. Bu durumda VELAYET kemalatı en mühimi. Belki de burada çıkış durumu, öze yakınlıktan itibaren olabiliyor. Haddimi aşmak istemem, çünkü ehlinin daha iyi izah edeceğini biliyorum. Mesela, gene Üstad’ın bu konudaki güncel açıklamaları ışığında, biliyorum ki; NEFS mertebeleri var ve üst boyutlara gidildikçe o boyutu yaşayanların sayıları azalıyor. Gene, Nebiler arasında ayrım yapılmaz; bu işin bir yönü… Ama daha içe doğru düşünüldüğünde de Hz. Muhammed’in, kesinlikle en zirve’de olduğunu biliyoruz.(Miraçta diğer tüm peygamberlere-pardon- Nebi ve Resullere imamlık yaptığını biliyoruz)…Bu konuları tek bir kelimeye(peygamber) hapsetmek gerçekten de dine yazık etmekmiş, en başta da O değerli İNSAN’lara… Teşekkürlerimle..k.tanayolu

1 0
Neden resul var şehadet'te -

Gerçekten de şehadet edilirken, neden resul kelimesi geçer diye merak eder dururdum!!! Şimdi anlamaya başlıyorum... Bu önemli bir bilgi.. Üstelik peygamber kelimesi bu kadar dilimize, beynimize dolanmışken //cemile v.

1 0
Kelimeler -

O kadar önemli şifreler ki bunlar! Üstelik öyle gizli kapaklı da değillermiş! Hem aleni, açıkta yani, her gözün görebildiği..! Ama gelin görün ki, her dimağın akledemediği, anlayamadığı…Buna ben de dahilim. Oysa Ahmed Hulusi’nin bu yazısı çok şeyler veriyor okurlarına. Ta çocukluğumuzdan beri ‘Peygamber’ kelimesini kullanmadık mı? Zaten şu anda da en popüler hocalar, geceleri çıktıkları ekranlarda zaten kullanıyorlar… Gerçekten de dikkatle incelediğinizde, ya RESUL, ya da NEBİ ile başlıyor ayetler.. Hele de çevirilerin bir çoğunda ‘TANRI’ geçmesine ne demeli… Biz ALLAH’ı idrak edelim isterken, hala peygamber lafını kullanıyorsak, çok yazık ediyormuşuz meğer! Bu önemli ayrıntıyı açıklayan Sayın Hulusi’ye hem cesaretinden dolayı teşekkür ediyor, hem de bu kelimeyi kendi lügatimden de kaldırıyorum artık! mehdi/

1 1
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.