Peygamberler Şahı?na Arz-ı Hâl...

Peygamberler Şahı?na Arz-ı Hâl... DİN
0,0
23.01.2013 23:43:33
A+ A-

Ey "On sekiz bin âlemin Mustafa'sı" Efendim!   

Vicdanı ölü, ruhu örselenmiş, gönlü yağmalanmış bir çağ imiş bu çağ.

Her şeyi görüp de hiç bir şey yapamamanın derin gazabıyla yaşamakmış bu çağda yaşamak.

Yaşıyor olmanın derin bir azap gibi yürekten geçtiği bir çağ imiş bu çağ.

Olmakla ölmek arasında gidip gelen bir sarkaç gibi ruhum bu çağda. Yaşamın kıyısında kalmış metruk bir taşra istasyonu sanki varlığım. Araf'ta kalmış bir yalnızlık.

*****

Seni arıyorum; büyük kalabalıkların içinde dehşet yalnızlığımla. Dünya denen zindanın duvarlarına çarpıp geri dönen bir ah (!) sesinin aksinde arıyorum seni. Ta Sidretü'l Münteha'dan yayılan tebessümünü... Ah! Öyle çatık kaşlı bir çağ ki yaşadığımız.

Seni arıyorum; özlemin yakıp yıktığı kelimelerin korunda. Hasretin burun sızlatışlarında. Gurbet türkülerinin iç çekişlerinde. Çocukluğun gecelerini aydınlatan cenk masallarında, darbı mesellerde.

Seni arıyorum; ulu deryalarda dönüp duran kırık bir tekne misali dönüp duruyorum feleğin çemberinde. Bir işaret, bir iz... Bir kutup yıldızı gibi aydınlat yönümü.

Seni arıyorum; takatim yok, takati yok dizlerimin.

Sen çıkıp gelsen Ya Muhammed! Kureyş'ten Ben-i Haşim'den. Seninle deden İbrahim'e kadar gitsek. Samimiyeti anlatsa bize; ateşi gül bahçesine döndürmeyi öğretse. Sabrı anlatsa sonra. İsmail'i anlatsa, sonsuz teslimiyeti... Dindiriverse gönül mabedimizdeki yangını. Yaşamak neymiş bir anlatıverse!..

Sen çıkıp gelsen yâ Ahmed'i Mahmud! Hira'da bir inzivaya çekilsek. Bir tefekküre dalsak seninle. Aşkın ve isyanın kıvılcımlarıyla yeniden dile gelse düşünce. Yeniden hayata dokunsa kelam. Ateş-i aşkın ve tarihin musikisi çınlasa yeniden dünyamızda.

Sen çıkıp gelsen yâ Muhammed! Hira'dan Vahyi İlahi'yle dönsen. Hatice'tül Kübra örtse yeniden üstünü. Sonra kalksan yattığın yerden. Yürüsek seninle Kâbe'ye. Hatice yürüse, Ali yürüse, Ebu Bekir yürüse, müminler yürüse. Sevinçten, rahmetten bir gözyaşı nehri yürüse. Bütün putları devirse Kâbe'de. İçimizdeki bütün putları devirsek yeniden.

******

Ey "Adı güzel kendi güzel" Efendim!

Hissiyatı sönük, düşleri yitik, düşüncesi sığ, sahte bir çağ imiş bu çağ.

Düşsüzlüğün ve hep aynı yeknesaklığın boğuculuğunda yaşamakmış bu çağda yaşamak.

İmajların, neonların, spotların altında yitip gidilen bir çağ imiş bu çağ.

Büyüsü bozulmuş, tılsımını kaybetmiş kelimelerle; yaldızları dökülmüş bir aynaya konuşuyor ruhum bu çağda. Kurak yağmurlarla ıslanan mevsimsiz bir bahçe sanki varlığım. Tesellisiz çocuklar.

*****

Seni arıyorum; teselli makamında payıma düşecek bir kırıntıda. Acının en kırılgan suretleri yansıyor zamanın yapraklarına. Kelimeler öncesiz ve sonrasız ölümler deniyor sayfalarda.

Seni arıyorum; bineyim yok, yolum yok, heybemde azığım yok.

Sen çıkıp gelsen yâ Muhammed'ül Emin! Sen bir yürüyüş eylesen bütün yağmurlar yürür kurak çöllere, kurak gönüllere. Sen yürüsen bozkırdaki sancı diner. Kınalı kuzular salını salını yürürler Cennet çanları boğazlarında. Yıldızları çağırır bebelerin çıngırakları. Ben bir yürüsem Sana teselli makamında bir rüzgâr okşar saçlarımı. Namütenahi bir rüzgar eser Mağrib'den Maşrik'e. Kudüs'te güllerin rüyasına dalar çocuklar. Granada sokaklarına bir yağmur yağar. Hicaz Demiryolları gönlümüzü taşır bir coğrafyadan diğerine.

Sen çıkıp gelsen; bir rızık yağar bize Makam'ı Mahmud'dan.

*****

Ey "Kimsesizlerin kimsesi" Efendim!

Şefkati az, merhameti kıt, mütekebbir, eli kanlı bir çağ imiş bu çağ.

Mazlumun ezildiği, zalimin zafer nameleriyle kirlenmişliği yaşamakmış bu çağda yaşamak.

Göğe yükselen ağıtların çığlığında, kaybolunan bir çağ imiş bu çağ.

Kan deryasından, elem ırmağından çıkıp gelen yolcuları ağırlıyor ruhum bu çağda. Yaralı bir ceylan tedirginliği sanki varlığım. En yetim çocuklar.

*****

Seni arıyorum; senden sonra yetim kalmış sözlerin garibliğinde. Bir "Şam-ı Garib" yalnızlığı gözlerinde. Çok fazlayız çok fazlayız ama en tenhadan daha tenhayız. Yalnızız, yalnızız, yalnız.

Seni arıyorum; tarihin ve talihimizin yazıtlarında.

Sen çıkıp gelsen yâ Hatem'ül Enbiya! Davut en güzel sesiyle söylerken Zebur'u. Musa'nın kekeme dilinden dökülürken kutlu adın. İsa'nın çarmıhtaki güzel yüzünü okşarken senin nefesin, senden esen rüzgâr. Yusuf sana yorarken bütün düşleri. Sen gelsen bütün düşlerimizi hayra yorsan. Yoramadan yorulduğumuz düşleri. Sen gel hayra yor bütün düşleri.

Sen gelsen. Yeniden yüzdürsek gemimizi merhamet denizinde. Tarık Bin Ziyad Cebel-i Tarık'ta yakıverse korkak gemileri. Elinin kanını yusa bir çağ gönlümüzden akan pınarlardan. Bir çağ yangınını söndürüversek!..

Sen bir gelsen; yeniden bahara döner mevsim Semerkan'ta, Buhara'da, Bağdat'ta. Acem yurdunda bütün çiçekler tomurcuklarını patlatır.

Sen çıkıp gelsen ey Yetimler Yetimi! Bütün yetimlerin başını okşasan avuçlarında cennet yumuşaklığı, avuçlarında Cibril nefesi. Ömer gelse sonra. Gecenin tenhasında, ıssızlığında gecenin bütün yoksulları dolaşsak bir bir. Elimizde ne varsa paylaşsak, ne varsa dağıtsak yüreğimizde.

Sen gelsen. Hamza çıkıp gelse sonra uzun çöl gecelerinden. Atının üstünde tüm ihtişamıyla Hamza. Seni ve müminleri nasıl koruduysa müşriklere karşı yalan dünyanın, yalancı dünyanın müşrikliğinden de korusa beni. Beni korusa hayata karşı.

Sen çıkıp gelsen yâ Muhammed! Tarihin tozlu yollarından. Bir namaza dursan. Bir omzunda Hüseyn diğerinde Hasan. Bir kıyama dursak seninle!..

Bir sohbete başlasak seninle yâ Muhammed! Bir gölgelik ömrümüzde. Sen anlatsan ben erisem, sen anlatsan ben olsam. Biz olsak.

Ali gelse sonra. Bir hasırın üstünde otursak. Hasır yine iz yapsa mübarek bedeninde. Dünya malını hiçe saysak. Iktisadi bir varlığa evrilen ruhlarımızı bir silkelesek senin huzurunda. Hiç yoğa satsak dünyanın metaını. Bir zeytini, bir hurmayı paylaşsak Sen, ben ve Ali.

Sen yine desen "Dünya onların olsun, ahiret ise bizim."

Sen gelsen. Ayak izlerinde güllerin kokusu. Yüzünde sonsuz tebessüm. Narında cümle mevcudat.

Sen gelsen. Bir muhabbete başlasak. Bir anlatabilsem sana. Bir boynu bükük duruyoruz dünya denen yerde. Senin gönül çağlayanından nasipsiz bir dünyadayız. Bir zamanlar avuçlarında güneşi ve ayı dolaştırırdın. İnsanlığın gecesi toplanırdı senin dergâhında. İnsanlık toplanırdı. Ve bütün mevcudat, ins'ü cin senin sözlerinden, kelamından kana kana içerdi sonsuzluk suyunu. Sen bir duaya başlardın; Melekler duanın nağmesinde dönüp dururdu. Periler bir raksa başlardı senin yörüngende. Sana dönerdi felekler, seninle dönerdi.

Senden sonra her şey savrulup sağa sola uçuşur oldu yâ Muhammed! Senin kervanın göçüp gittiğinden beri kana batıyor güneş. Güneş acıyla okşuyor tenimizi. Dudaklarımızda tarihin şen şarkısı yok, çığlıklar ayaklanıyor şimdi.

Dermansız bir feryat oluyor tüm konuştuklarımız yâ Hatem'ül Enbiya. Torunun Hüseyn'in Kerbela dermansızlığı her şey.

Ey Aşkın Peygamberi, Hüznün ve Rahmetin Peygamberi. Gözlerin merhametin dergâhıdır. Yüreğin zalime öfkenin karargâhı... Bakışların candır bize. Varlığından haberdar olmak, senin yaşadığın dünyada yaşamak yine de bir umuttur. Bir bitmez umut.

Huzurlu olmak; huzurda olmakmış yâ Muhammed! Senin huzurundaysak huzurluymuşuz. Senden gayri huzurdaysak huzursuz!..

Selam olsun Sana! Binlerce selam.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.