Rahme tutunan “alak”

Rahme tutunan “alak” DİN
0,0
22.03.2014 12:35:25
A+ A-

Fani şifrecilerimiz doğum süreci için kendilerince bir teori yaratmanın peşindeler,  bu maksatla alak sözcüğüne el atıyorlar. Onlara göre; zigot rahim duvarına asılırmış ve alak ibaresi “bir yere asılıp tutunan şey” demekmiş. Zigot rahme tutunmaz, o yumurta kanalından rahime doğru iner, rahme ulaştığında embriyo adını alır, embriyo burada rahim duvarına tutunur. Zigot tek hücredir, embriyo ise bir hücreler topluluğudur. Zigotun oluşumundan 3-5 gün sonra embriyo rahme yuvalanır. İşin özü şifrecilerimiz “mudğa”yı tıp nezdinde embriyo yapabilmek için, alak’ı zigot olarak göstermeye çalışıyorlar. Şifrecilerin düzeneğinde, nutfe, sperm; alak, zigot; mudğa ise embriyo makamına terfi etmeli.

Alak’ın sözlük tanımlarının bir kaçına bakalım:

“İnsanın ondan yaratıldığına inanılan kan pıhtısı” (1)

“1.Pıhtılaşmış kan 2. Sülük” (2)

Günlük Arapçada “yapışmak, tutunmak, birleşmek, bitişmek” karşılığında kullanılıyor. Yalnız Kuran alak’a kendi terminolojisinde pıhtılaşmış kan anlamı vermiştir. Kavramların çeşitli felsefi ve dinsel öğretilerde özel anlamlar kazandıkları bilindik bir şeydir.

Şimdi birileri çıkıp, Kuran kan anlamına gelen Arapça “dem” kelimesini kullanabilirdi, alak şifrecilerimizin anlattığı gibidir, tarzında bir itirazla gelebilirler. Kan demenin durumu anlatan onu herhangi bir kandan ayıran yanı yoktur. Ama eğer gebelik sürecinin parçası olan kana alak denirse onun yapışma niteliğini ortaya konur. Nitelik biçimin önüne geçer. Geçmişin gebelik lisanı kendi alanında, işlevsellik kazanır, uzmanlaşır. Terminolojisini oluşturur.                       

Kan ile yapışma arasındaki ilişki toplumların bilinçaltında hala canlıdır. Kan akrabalık bağıyla soyu yaratır. Herkes kana dayanarak soy sürer. Kan bireyleri birbirine yapıştırır, şecereyi yaratır. Aynı kandan gelmeyen insanlar eğer kardeş olmak istiyorlarsa muhakkak her ikisinden kan akar. Kan kardeşliğinin altın kuralıdır bu.  Daha fiziki yaklaşırsak kan biraz bekleyince yapışkan kıvamına gelir (Kurban Bayramlarında kurbanlıktan akan kanının bir zaman sonra nasıl donduğunu ve jöleleştiğini hatırlayalım). Kan manevi anlamı ile fiziki özellikleri arasındaki derin bağdan dolayı, her daim ruhani bir harçtır.

Şifrecilerimiz şöyle diyor: “Biyolojide “zigot” olarak tanımlanan bu tek hücre, hiç zaman yitirmeden bölünerek çoğalacak ve giderek küçük bir “et parçası” haline gelecektir.” Yapabilecekleri pek bir şey yok.  Eğer aslına sadık kalıp, “alak”a kan pıhtısı derlerse, zigotta herhangi bir kan dolaşımı olmadığıdan ifade geçersizleşecek; çünkü tek hücreye sahip zigotta henüz kan hücresi yoktur. Geriye kalan tek yol tüm geleneği reddederek işin içine kanı karıştırmamak. Yalnız bu cin fikirlilik bile şifrecilerimizi kurtaramıyor. Alak suresinde yer alan “O, insanı bir “alak”tan yarattı.” ibaresindeki alak yerine şifrecilerimize uyup zigot ibaresini koyarsak tanrı bizi bir zigottan yaratmış oluyor. Demekki tanrı bekliyor bekliyor (sümme haşa) iş zigot raddesine gelince müdahale edip bizi ondan yaratıyor. Var olan bir şeyden yaratıldıysa insan tanrının yaratıcı sıfatı ortadan kaldırılmaz mı?

Alak Suresi 2. Ayetinin Türkçe ve İngilizce çevirilerinde alak çoğu kez ya kan pıhtısı ya da pıhtı olarak verilmiştir.

Ö.N. Bilmen: (1-2) Oku, Rabbin ismiyle ki, o yaratmıştır. İnsanı bir uyuşmuş kandan yaratmıştır.

C. Yıldırım: O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.

A.F. Yavuz: İnsanı bir kan pıhtısından yarattı.

H.B. Çantay: O, insanı bir kan pıhtısından yaratdı.

Elmalılı S1: İnsanı bir kan pıhtısından yarattı!

F. Kuran: O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.

A. Gölpınarlı: İnsanı da bir parça kan pıhtısından var etti.

A.Y. Ali: Created man, out of a (mere) clot of congealed blood

M.M. Pickthall: Createth man from a clot.

M.H. Şakir: He created man from a clot.

Daha önce değindiğimiz gibi alak kandır ama yapışma özelliğine sahip bir kan olması itibariyle dönemin gebelik terminolojisine uygundur. Böylece sıradan kan mefhumundan ayrılır. Çoğunlukla dış gözlem yapabilmiş geçmişin beyinleri, rahimde düşme olayının gerçekleşmemesini tutunmaya bağlamışlardır. Gah sperm tutunmuştur, gah kan, gah cenin. Öyle ya cenin bir yerlere tutunmasa, rahim ağzından dışarıya atılırdı. Bebeğin normal doğum süresinden önce rahimden atılmasına boşuna “düşük” denmiyor. Tutunan şey düşebilir ancak. Muhtemel ki başka dillerde de bu durum, düşükle benzer veya aynı anlamda bir sözcükle anlatılıyordur. (Eski Yunan doğuma kanı katar, Aristo Galen vs)

Modern ve postmodern çağda yaşayanların bir kısmı hariç olmak üzere İslam âlimlerinin hemen hepsi alakın kan pıhtısı anlamına geldiği konusunda hem fikirdirler:

Bundan her türlü kana ve kırmızı kana ve özellikle uyuşuk kana alek denilmiş. Kandan bir kısım olması itibariyle veya doğrudan doğruya ilişiklik mânâsı ile rahimdeki tutuğa da aleka denilmiştir. (3)

Sonra sizi bir nutfeden, bir meniden, daha doğrusu menideki tohumdan, "sonra bir alekadan", yani erkeğin spermasının kadının yumurtacığını aşıladıktan sonra bir kan pıhtısı şeklinde görünen bir maddeden sonra yapısı belli belirsiz bir çiğnemlik bir et parçasından yarattık. (4)

ALEKA: Esasen uluk ve tealluk gibi ilişmek ve yapışıp tutmak mânâsından alınmış olarak ilişken, yapışkan şey demektir. Donuk pıhtı kana da, denilir. Tefsirciler, genellikle "dem-i câmid" (donmuş kan) diye tefsir etmişlerse de asıl maksat, rahimde aşılanmanın meydana gelmesiyle oluşan alûktur. (5)

Bu, hamileliğin başlangıcıdır. Kadın bunda bir acı hissetmez. O ancak bir nutfe, sonra bir kan pıhtısı, sonra da bir çiğnem ettir.

Nitekim Buhârî, Müslim ve diğer hadîs kitaplannda tahric edilen İbn Mes'ûd'un hadîsinde şöyle buyurulmaktadır: «Sizden birinin anne kanundaki varlığı kırk günde nutfe, bir o kadar zamanda alaka, bir o kadar zamanda da mudğa (et parçası) olur. (6)

İBNİ KESİR TEFSİRİ -İNSÂN SÛRESİ

Bize Hammâd (ibn Zeyd), Ubeydullah ibni Ebî Bekr'den; o da Enes ibn Mâlik(R)'ten tahdîs etti. Peygamber (S) şöyle buyurmuştur:

"Şübhesiz Azîz ve Celîl olan Allah, rahime bir melek tevkil etti. O melek: Ey Rabb 'im! Bir nutfedir. Ey Rabb 'im! Bir kan pıhtısıdır. Ey Rabb'im! Bir çiğnem ettir, der. (7)

Sizi analarınızın karınlarında (takdir buyurmuştur ve) üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra öbür yaratılışa geçirerek yaratmaktadır.» Sizden birisi önce nutfe, sonra aleka, sonra da bir çiğnem et olmaktadır. (8)

Nitekim Buhârî, Müslim ve diğer hadîs kitaplannda tahric edilen İbn Mes'ûd'un hadîsinde şöyle buyurulmaktadır: «Sizden birinin anne kanundaki varlığı kırk günde-nutfe, bir o kadar zamanda alaka, bir o kadar zamanda da mudğa (et parçası) olur. Sonra ona bir melek gönderilir de ruh üflenir.» İşte bu üç kene kırk gün, dört aydır. Bundan sonra on günlük bir sürenin konul­ması ihtiyaten bazı ayların eksik olabileceğinden ve bir de çocuğa rûh üfürülmesinden sonra onda hareketlenmenin ortaya çıkışından dolayıdır. (9)

İnsan, değersiz bir sudan rahimlere boşaltılan bir meniden meydana gelmiş zayıf bir nutfe (Nutfenin spern olmadığının işareti. Meydana gelme yeni bir aşama için kullanılabilir. Meniden sperm meydana gelmez sperm meninin zaten parçasıdır. –yn-) iken, insan olmamış mıydı? «Sonra kan pıhtısı olmuş, sonra onu insan biçimine koyup yaratmış ve düzeltmiştir.» İnsan önce kan pıhtısı olmuş, sonra bir çiğnem et olmuş, sonra şekil kazandırılarak kendisine rûh üfürülmüş ve organları sağlam düpedüz bir başka yaratık haline gelmişti. Allah'ın takdiri ile erkek ve dişi olarak halkedilmişti. (10)

İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Sadık ve Masduk olan Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Sizden birinin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde cem olur. Sonra bu kadar müddette "alaka" (alakanın zigot olamayacağı açık. Zigot yumurta ve sperma hayvancığı birleştiği an itibaren varlık bulur.) olur. Sonra bu kadar müddette "mudga" olur.

"Resulullah  şunu da buyurdular: "Nutfe düştü mü, kırk gün rahimde uçar. Sonra kırk günde alaka olur. Sonra kırk günde mudga olur. (11) (Bu hadis, sahihtir. Üzerinde ittifak edenler öyle görmezden gelinebilecek şahsiyetler değildirler: Buharı, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi. Hadise göre: Alak ancak 80. gün sonunda kendi gelişimini tamamlıyor. Görüldüğü kadarıyla, şifrecilerimiz, alakı zigot yaparken, pek kaynak taraması yapmamışlar.)

Yaratmadaki kudretimizi açıkça göstermek için biz sizi (aslınızı) topraktan sonra (onun neslini) nutfeden, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra da belli belirsiz bir çiğnem et parçasından yarattık. (12)

Sonra, anne rahmine yerleştirdiğimiz nutfe'yi kan pıhtısına dönüştürdük. Kan pıhtısını da bir çiğnem et yaptık. O bîr çiğnem eti kemiğe dönüştürdük. Sonra o kemikleri etle kapladık. Sonra insanı bambaşka bir varlık haline getir­dik. Zira ona ruh üfledik. Ondan önce ise sadece bir şekilden ibaretti. Şekil verenlerin en güzeli olan Allah ne kadar yücedir.(13)

Sizi topraktan sonra nutfeden sonra kan pıhtısından yaratan sonra sizi bir çocuk olarak dünyaya getiren sonra büyüyüp en güçlü çağınıza eresiniz, daha sonra da ihtiyarlayasınız diye sîzi yaşatan O'dur. (14)

Oysa o sizi, çeşitli merhalelerden geçirerek yaratmıştır.

Ayette geçen "Çeşitli merhaleler" ifadesinden maksat, Abdullah b. Abbas ve Dehhak'a göre, önce meni sonra kan pıhtısı sonra da bir parça et olma merhaleleridir. Mücahid'e göre ise bu merhalelerden maksat, önce topraktan sonra meniden daha sonra da kan pıhtısından meydana gelen merhalelerdir.

Katade'ye göre ise bu merhalelerden maksat, önce meni sonra kan pıhtısı sonra kemikleşme daha sonra kemikleri etle kaplama son olarak da insanı bambaşka bir varlık haline getirip onda tüyler bitirme merhaleleridir. İbni Zeyd'e göre ise bu merhaleler meni, meninin kana karışması, sonra kanın meniye galip gelerek kan pıhtısı halini alması, daha sonra bir parça et haline gelmesi sonra kemikleşmesi daha sonra da kemiklerin etle bürünmesi merhaleleridir.

(15)

Sonra o nutfe bir kan pıhtısı haline dönüşmüştür. O kan pıhtısından bir çiğnem et, d etten de kemikler oluşmuştur. O kemiklere de et giydirilmiştir.(16)

Roma tıbbının önemli isimlerinden olan  Soranus, “iyi bir döl verilmesi için dolunay anının beklenmesini önerenlere inanmaz; önemli olan “bireyin sağlığının doruğunda olmasıdır”; bu hem fizyolojik açıdan (bedenin içinde ortaya çıkan zararlı suyuklar, tohumun, rahmin yüzeyine yapışmasını engelleyebilir), hem de ahlaki açıdan (cenin, kendisini yapanların durumunu edinir) gereklidir.” (17) Meninin yapışma özelliğinin bilindiği açık. Bilinmesi için yorucu ve uzun soluklu araştırmalara gerek yoktu. Penisten çıkan zaten yapışkan madde rahme dökülünce muhakkak bir yerlere yapışacak. O sebepten gebelik sürecinde pek çok şeye doğru veya yanlış yapışma vasfı verilmiştir.

Gılgamış Destan’ında tohumun döl yatağında tutulduğu yazar. Zigottan, rahim duvarına yapışan embriyoya kadar yoruma açık pek çok cümle var.

Enki tohumunu dölyatağına boşaltır,

O da tohumu, Enki’nin tohumunu, dölyatağında tutar, ( Bu cümle bize tutunma işinin sadece meninin marifeti olmadığını hatırlattı. Rahmin birleşme esnasında mukuz salgıladığını unutmayalım.)

Bir gün ona bir aydır,

İki gün ona iki aydır,

Dokuz gün ona dokuz aydır, “kadın”lık ayıdır, (18)

İncelendiği zaman görülecektir ki, tüm mitolojilerin kökeninde cinsel birleşme bulunmaktadır. İnsanlık kadın ve erkek cinsellik organları üzerine binlerce yıl kafa yormuş, kendi var oluşu ile maddenin var oluşunu birebir ilişkilendirmiştir.

 

KAYNAKÇA

1.       Orhan Hançerlioğlu, Dünya İnançları Sözlüğü, s. 28, 4. Baskı, Remzi Kitabevi, 2004, İstanbul

2.       Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, s. 25, 17. Baskı, Aydın Kitabevi Yayınları, 2000, Ankara

3.       Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, Bkz. Alak Suresi

4.       Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, Bkz. Hac Suresi

5.       Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, Bkz. Müminun Suresi

6.       Sorunlu

7.       Buhari, Kitabu’l-Hayz, Biz Sizleri... Hilkati Belirsiz Bir Çiğnem Etten, Yarattık... Babı, 18 

8.       İbni Kesir Tefsir, Bkz. Zümer Suresi

9.       İbni Kesir Tefsir, Bkz. Bakara Suresi

10.    İbni Kesir Tefsir, Bkz. Kıyamet Suresi

11.    Buhari Kitabu’l – Kader, 82/1

12.    Taberi Tefsiri, Bkz. Hac Suresi

13.    Taberi Tefsiri, Bkz. Müminun Suresi

14.    Taberi Tefsiri, Bkz. Mümin Suresi

15.    Taberi Tefsiri, Bkz. Nuh Suresi

16.    Ebu’l-Leys Semerkandi, Tefsirü’l-Kuran, Bkz. Müminun Suresi, (çev. Mehmet Karadeniz), Sezgin Neşriyat

17.    Michel Foucault, Cinselliğin Tarihi 3, s. 139, (çev. Hülya Tufan), Afa Yayınları, 1994, İstanbul

18.    Samuel Noah Kramer, Tarih Sümer’de Başlar, s. 183, (çev. Hamide Koyukan), 2. Baskı, Kabalcı Yayınevi, 2002, İstanbul

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.