Sabah ezanı (Namaz uykudan hayırlıdır-6)

Sabah ezanı (Namaz uykudan hayırlıdır-6) DİN
0,0
15.04.2014 01:20:58
A+ A-

Bu yazım, “Sabah ezanı (Namaz uykudan hayırlıdır)” başlıklı yazılarımın altıncısı. Bu yazılarımda Sabah ezanının anlamına ilişkin düşüncelerimi paylaştım bugüne kadar.

Ve bir süre daha paylaşmaya devam edeceğim. Ta ki uyandığım ana kadar, uyanışım başkaca uyanışlara vesile olur mu, onu da Allah bilir.

Ne var ki bu yazımın başlangıcında İslam tarihinde ezanın nasıl ortaya çıktığının öyküsünü kısaca anlatmak isterim. “Uyku” bu ya, bakarsın bir Müslüman ‘öykü’ sözcüğüne takılır; ama bilmez ki uykudan uyanamayanın ne öyküsü olur, ne de rüyası!

Yıl 622, yani Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicretinin hemen sonrası. Medine’de Mescid-i Nebevi inşa edilmiş, Müslümanlar namazlarını topluca bu camide kılmaktadır.

Namaz vakitlerinde Hz. Bilal-i Habeşî, “Hayye ale’s-Salâh”, yani “Haydi namaza” diyerek Müslümanları namaza çağırıyordu. Peygamberimiz Hz. Muhammed bir gün sahabelerine Müslümanları namaza nasıl ve ne şekilde çağırabileceklerini sordu, bu konuda onlara fikir danıştı.

Kimi, namaz vakitlerinde boru çalalım, kimi ateş yakalım, kimi çan çalalım, kimi de yüksekçe bir yere bayrak dikelim teklifinde bulundu. Ancak Peygamberimiz bu teklifleri uygun bulmadı, sonunda topluluk bir karara varamadan dağıldı.

Şimdi sormak lazım, boru çalma, ateş yakma, çan çalma ve de yüksekçe bir yere bayrak dikme; bugün ne anlam taşıyor?

Savaş değil mi, İslam’ın hiçbir zaman arzu etmediği; ama kaçınılmaz olursa da “sakın haddinizi aşmayın!” uyarısını yaptığı.

Böylesi savaşları çıkaranlar kim, her defasında beşeri tanrılar olmamış mı?  

Uzatmayalım sahabelerden Hz. Abdullah bin Zeyd, bir gece rüyasında namaza insan sesiyle çağırıldığını gördü ve rüyasını Hz. Peygambere anlattı. Az sonra Hz. Ömer çıkageldi, Hz. Abdullah bin Zeyd’in rüyasına benzer bir rüya gördüğünü söyledi.

Peygamberimiz bu duruma sevindi, dahası ezandaki ifadeleri de çok beğendi. Derken Hz. Bilal-i Habeşî Medine’nin en yüksek yerine çıkarak rüyada görülen ezanı okumaya başladı:

 

“Allâhu Ekber Allâhu Ekber

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

Eşhedü en lâ ilâhe illâllah

Eşhedü en lâ ilâhe illâllah

Eşhedü enne Muhammeder-Resûlüllah

Eşhedü enne Muhammeder-Resûlüllah

Hayye ale`s-Salâh Hayye ale`s-Salâh

Hayye ale`l-Felâh Hayye ale`l-Felâh

Es-salatu hayrun mine’n nevm

Allâhu Ekber Allâhu Ekber

Lâ ilâhe illâllah”

 

Ey ezan okumayı teknolojiye havale eden Müslümanlar!

“Allah En Büyüktür

Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik ederim

Muhammed’in Allah’ın resulü (elçisi) olduğuna şahitlik ederim

Haydi namaza

Haydi kurtuluşa

Namaz uykudan hayırlıdır

Allah En Büyüktür

Allah’tan başka ilah yoktur.”

Ne demek?

Peygamberimiz döneminde ne anlam taşıyordu, bugün ne anlam taşıyor?

Bu soruların cevabını bildiğimizden enim miyiz?

Beşeri tanrıların izinde birbirini yok etmeye çalışanlar, yanlış üzerine yanlış yapanlar; gözümüzde büyük olan kim, gönlümüzü kime açtık, orada nasıl bir taht kurduk ki onlara, barışa hasret, savaşa da çağrı olmuştur ezan seslerimiz.

Tek dişi kalmışların rehberliğinde, onun ürettiği teknolojinin seferberliğinde…

Elinde böcek taşıyanlar nasıl bir ezan okuyorlar sabahları?

Ya yayınlayanlar nasıl bir akşam namazına durmuşlardır?

Acaba aptesliler mi, yoksa düşünsel anlamda zilzurna sarhoşlar mı?

Gözümüzde büyük olan kim?

Nasıl bir cehennemde haşlıyoruz birbirimizi, yoksa nefislerimizin yolunda beşeri tanrılara hizmet ettiğimizi göremeyecek, anlayamayacak, bilemeyecek kadar; derin bir uyku halinde miyiz hâlâ?

“Uyku”,

“Katillerin bile çeşmesi;

“Yorgan”,

Allahsıza kadar sığınak”

demişti üstat Necip Fazıl Çilesi’nde; bir kanlı şafakta yorganı başına çektiği gecelerde, onun saatlerinde, dakikalarında…

Bu dizeleriyle nasıl bir başlangıcı anlatıyordu?

Hira Mağarası’nda doğan Nur’u ve O’nun Önderi’ni mi anlatıyordu, yoksa Sevr Mağarası’nda O’nu boğmaya çalışanları mı?

Yoksa bu dizeleri nefis atına binerek mi okuduk bugüne kadar?

Peki öyleyse bu dik duruşumuz kime?

Nefsimize mi, onunla kucağına itildiğimiz beşeri tanrılara mı, yoksa hakikate mi bu dik duruşumuz; kinimiz, nefretimiz?

Ey hat Müslüman öyle bir uyku halindedir ki, kardeşine kılıç çekerken beşeri tanrılar da tek sığınağı olmuştur. Bu sığ eylemin hiçbir yerinde İslam yoktur, barış yoktur, kardeşlik yoktur.

Daha ne diyebilirim, nasıl anlatabilirim!

Uykudayım, uykudasın, uykuda; uykudayız, uykudasınız, uykudalar; söyleyin kim bu uykudakiler?

Biz, hepimiz; dahası insanlık!

Hâlâ farkında değil miyiz

Dünyanın iki yüzü de karanlık!

Batısı da karanlık, Doğusu da karanlık!

 

Not: Okurlarıma, Milliyet blog’taki diğer Sabah ezanlarını öneririm. Umarım dünyanın iki yüzü de karanlıkken, bir şeyleri düşünmeye ve de bu anlamda hayırlara vesile olur.

...

Rıza Üsküdar

15 Nisan 2014/Eskişehir

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.