Sabah ezanı (Namaz uykudan hayırlıdır-7)

Sabah ezanı (Namaz uykudan hayırlıdır-7) DİN
0,0
22.04.2014 00:40:35
A+ A-

Bir gün Hz. Ali’ye, “Bu insanlara vaaz ve nasihat neden fayda vermiyor?” diye sorduklarında şöyle cevap vermiş ilmin kapısı Hz. Ali:

“Meşhur bir haberde nakledildiği gibi; Resûlullah (s.a.v) vefat anında vasiyette bulunurken üç parmağıyla: “Onların hâlini benden sormayın” buyurdu. O zaman sahabelerden bazısı bu üç parmaktan maksadın üç ay, bazısı üç sene, bazısı otuz sene, bazısı da üç yüz sene sonrasının olduğunu söylediler.

Yani işaret edilen bu senelerden sonra gelecek olan insanların hâlinden soru sormayın demektir. Hz. Peygamber (s.a.v) dahi “Onların hâlini benden sormayın” demişse, bu insanlara vaaz ve nasihatin tesir etmesi nasıl düşünülebilir?

Oradakiler tekrar aynı soruyu sorunca, Hz. Ali bu kez şöyle demiştir: “O gün insanlar uykuda, âlimler uyanık idiler. Bugün ise, âlimler uykuda, insanlar ölüdürler; uyuyanın ölüye ne faydası dokunur?”[1]

Bilmiyorum okuyucularım ne der, bu tablodan Sabah ezanının hikmetini anlamak biraz daha kolay değil mi?

İsterseniz öncelikle üç parmakla anlaşılan üç ay, üç sene, otuz sene ve üç yüz senenin ne anlama geldiği üzerinde duralım biraz.

Üç ay, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in vefatıyla başlayan kaostur ki, yaklaşık üç ay kadar sürmüştür. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in basiretiyle beşeri kaos ortadan kaldırılırken, Hz. Ali de manevi ilmi ve de hikmetli tavrıyla İslam toplumunu bu sürecinin sıkıntısından kurtarmıştır.

Diyeceksiniz ki bu sürçte ne var? Pek çok yalancı peygamber var, zekât vermeyeceğiz diyenler var, toplumun yönetimine ben geçeceğim, sen geçeceksin kargaşası da buna eklenince toplum büyük bir kargaşanın içine girmişti.

Hz. Ebubekir ile başlayan İslam tarihindeki “Dört Halife Dönemi”nin hicri takvime göre otuz yıl sürdüğünü düşündüğümüzde, Hz. Ali’ye sorulan ve yukarıda kısaca paylaştığım soru da bu sürecin bitim anlarında sorulmuş olmalıdır.

Biliyoruz bu dönemde de Cemel Vakası, Sıffin Savaşı ve Hakemler olayı vs. meydana gelmiş ve İslam toplumundaki ayrışma iyice belirginleşmiştir.

Üç yüz seneye gelince,  beşeri âlemde ortaya konmuş bir sosyoekonomik gerçekliğin yaklaşık yaşam süresidir üç yüz sene. Ne var ki bu uzun sürenin kendi içinde nice üç ayları, nice üç seneleri, nice otuz seneleri ve de bunlar arasındaki geçişlerin gerilimli dönemleri olmuştur ve de olmaktadır.

İşte bu gerilimli dönemlerde kimsenin kimseyi dinlemek istemediği, yazının girişindeki tablodan açık seçik anlaşılmaktadır.

Sadede gelelim dünyaya son üç yüz senedir egemen olan Kapitalizm gerçeğinin kaos dolu anlarını yaşıyoruz son yıllarda. Görüldüğü kadarıyla hiçbir toplum önünü göremiyor, uykuya dalmış âlimler de… Böylesi bir manzarada kimse kimseyi dinlemezken, dünyanın değişik coğrafyalarında da hakikatini kaybetmişler birbirlerini öldürüyorlar.

Ama Hz. Ali’nin ifadesine geri dönersek, o birbirlerini öldürenler, gerçekte ölüdürler; ya bu olup bitenlere bir anlam veremeyen âlimler, ya da günümüz tabiriyle aydınlar ne haldeler? Hz. Ali âlimler de uykuda diyor ve böylece beşeri bir hakikati paylaşmış oluyor.

Şimdi Müslümanlar, eğri oturup doğru konuşmaya kalkmadan, dahası fazla gecikmeden Sabah ezanındaki “Namaz uykudan hayırlıdır” ekinin hikmetini kavramak zorundadırlar. Yoksa önümüzdeki ‘üç ay’ karanlık olduğu gibi, aynı zamanda ‘üç sene’, ‘otuz sene’ ve ‘üç yüz sene’lik süreçler konusunda da avucumuzu yalamış olacağız.

Tabiî ki insanlıkla birlikte!

Öyle bir sürecin sonuna yaklaştık ki aydınlar uykusunda sayıklarken, Hz. Ali’nin tabiriyle “ölmüş halklar” da o sayıklamalar üzerinden birbirlerini öldürmektedirler.

Müslümanlar böylesi bir uykudan uyanmadan, nasıl olacak ki, gerçek anlamda bir Sabah ezanı okuyacaklar “Namaz uykudan hayırlıdır” uyarısını yapacak. Dahası böylesi bir namazın aptesini alacak, kıbleye yönelecek ve de asırlardır beklenen Sabah namazını kılacak!

Çok acı bir ifadeyle bitirmek isterim yazımı; ama ondan önce anlamlı bir dua etmekte gerekiyor.  Allah affetsin her birimizi. Cesedine namaz kıldıran bir toplumun hali nicedir bilir misiniz?

Ölmüştür, musalla taşı hazırlanmıştır çoktan; ama o halinde bile kendisine mezar kazan, kefen biçen, su kaynatanlara yardım eder!

İşte böylesi bir manzarada yer alanlara ne demiş Peygamberimiz Hz. Muhammed?

“Onların hâlini benden sormayın”

Ya kime soracağız?

Kuran-ı Kerim’e soracağız, açalım okuyalım Bakara Suresi’ni; ama ne sayıklayan aydınların rehberliğinde okuyalım, ne de istifa etmek zorunda kalan bakanın yaklaşımıyla.

İnsanlığın hakikat rehberleri olan Peygamberlerin hikmetli yaşamları üzerinden okuyalım. Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Yunus, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. İsa ve de Hz. Muhammed’in rehberliğinde okuyalım, Onların hikmetli mücadeleleri üzerinden okuyalım.

Uyanışımızın anahtarı, kilidi ve de kapısı bu hikmetli mücadelelerdedir çünkü. Onlar ne uyutanlardır, ne de uykularında sayıklayanlardır, tam tersine Onlar nice Ashab-ı Kehf’i uyandıranlardır.

Rıza Üsküdar

22 Nisan 2014/Eskişehir



[1] İmam Gazâlî, Hüccetü’l-İslam (Yöneticilere altın öğütler), mütercim Hüseyin Okur, İstanbul, 2009, s. 172-173.

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.