Sadreddin Konevî Hzl. anlatıyor: Fusûsü'l- Hikem'in sırları (2)

Sadreddin Konevî Hzl. anlatıyor: Fusûsü'l- Hikem'in sırları (2) DİN
5,0
05.06.2014 18:06:28
A+ A-

"Halil, sevgisinde aşırı, sevdiğine karşı ihlaslı olan demektir."('İbrahim Fassı' başlığına ilişkin dipnot''tan)

"Şeyhimiz( r.a.) (M. İbn Arabî'yi kastediyor) her peygambere ait sıfatın o peygamberle münâsebetini zikrederken, bütün sıfatları birleştiren mertebe ile başlamıştır; bu mertebe, ulûhiyet mertebesidir. O ( Cenab-ı Hak), bu ulûhiyet mertebesini cem'iyyet ve ihatada (toplama ve kuşatmada) ilk kemâl sahibi olan Hz. Adem'e tahsis etmiştir. (...) Şeyhimiz daha sonra "subbûhî" hikmeti zikretmiş, sonra da, açıklandığı üzere, "kuddûsî" hikmeti zikretmiştir. Binaenaleyh, selbî (olumsuzlayıcı) tenzih sıfatlarını zikrettikten sonra, subûtî sıfât hükümlerini, bunların mertebelerini ve ilk insanî mazharlarını zikretmek şart olmuştur; böylelikle, Zât'ı bilmek tamamlanır: Çünkü tenzihler, hiçbir zaman tam bir bilgi ifade etmezler. Bunun neticesinde ise, Hz. Halil İbrahim (a.s) ilâhî-sübûtî sıfatların hükümlerinin kendisi ile zuhûr ettiği ilk 'ayna' ve bunlar ile 'ahlaklanan / tahalluk eden' ilk kimsedir; Hz. Peygamberimiz ise, bunlar ile 'tahakkuk' etmiştir."

" Tahalluk(ahlaklanma), bu sıfatların (ilâhî-sübûtî sıfatlarhükümlerinin tecellîsine mazhar olmak için çaba ve gayret göstermekle gerçekleşir; bunun neticesinde ise, bu sıfatların hükümleriyle tahalluk eden kimse, bunların hükümlerinin mahalli ve eserlerinin oklarının hedefidir. Bunlar ile tahakkuk etmek ise, ancak zâtî bir 'münâsebet' sayesinde gerçekleşir; Söz konusu bu münâsebet, bu sıfatlar ile tahakkuk eden kimsenin, Zât'ın aynası olmasını gerektirir."

"Rahmet, varlığın ta kendisidir / nefs'ül-vücûd  ve Rahman da, ' varlık / vücûd ' oluşu açısından Haktır."

""Bilinmelidir ki: Misâl aleminin ez- Zâhir isminin mazhârı olan alemin sûretine nispeti, insan zihninin ve hayalinin kendi sûretine nispeti gibidir. Alemin suretinin ruhu, bir açıdan, el- Bâtın isminin mazharıdır. Sureti olmayan makul şeyleri cesetlendiren, el-Bâtın ve el-Müdebbir ismidir; ayrıca, buradaki ilim ve kuvvette hiçbir eksiklik söz konusu değildir"

"Bilinmelidir ki: İnsanlar, çeşitli mertebelerde bulunmaktadırlar. Bu mertebeler üç kısım ile sınırlanır: Birisi kalpleri mühürlenen düşük kısımdır. Bu grupta olan insanların kalblerine, çabuk yok olan, geç gelen arızî haller gibi şeylerin dışında, önceden nefsinde nakşolunmuş ya da yenilenmiş hiçbir şey ulaşmaz. İkinci kısmın kalpleri, bazen temizlenir, meşguliyetlerden kurtulur; bu kısmın hayali, bazen mutlak misâl alemi ile ilişkili olur. Bu durumda, bu insanların nefislerinin bu esnada idrâk ettiği her şey, kalplerine ışık olarak yansır; kalpten de dimağa yansır ve orada akseder. Bu durumda kişi, gördüğüşeyde iç konuşması / hadisü'n-nefs izi görürse, musavvire kuvvetinin (hayalgücü) bu rüyada mizaç ve zikrettiğimiz diğer şeylerden olan katkısı vardır."

"Rüya, iç konuşmasından kurtulmuş, dimağın durumu sahih, mizaç da mutedil ise, bu rüya Allah'tandır. Genellikle bu gibi rüya tabir edilmez. Çünkü yansıma, aslın sureti ile zâhirin yansımasıdır. Peygamberlerin çoğunluğunun rüyası böyledir. Bu, Hz. Halil İbrahim'in (a.s) rüyasını yorumlamayışının ve zâhirini benimsemesinin nedenidir."

"Kalbi Hakkın yerleştiği yer haline gelen kimsenin kalbine genellikle başka bir şey yansımaz; bilakis, bu özellikteki bir kimsenin rüyasının kaynağı / memba ve ilk yansıma kalbinden dimağınadır.

"Alem Zât'ın birliğinden var olmuştur. Kesretin birliği, isimler açısından ona mensuptur."

"Kâbiliyeti açısından alem, kendisine yansıyan ve onda yerleşen şeyler için bir ev gibidir."

"İnsanlar için yapılmış ilk ev olan Kabe, iktidar sıfatı açısından Yaratıcısından ilk yaratılışı kabul eden alemin hakikatinin bir benzeridir."

"Kabe'nin mahallinde ilk beliren şey de, ilmin mazhârı olan zemzem suyudur. Onun ortaya çıkmasının sebebi, talep ve muhtaçlığın / iftikar  kemâlidir. Talep ve iftikar özelliğiyle vasıflanan kimse, sûreti Kalem olan ilâhî iktidarın nüfuz mahalli olur."

"Gerçek nûr, kendisi ile idrâk olunduğu halde, kendisi idrâk olunmayan şeydir."

" Hz. Peygamber (a.s) Efendimizin, kelâma tahsis edilmesine, risalet ve peygamberliğinin umûmîliğine, bütün yeryüzünün ona mescit ve toprağının da temiz kılınmasına dikkat ediniz! Ayın bölünmesi, öncekilerin ve sonrakilerin ilimlerinin kendisine verilmesi gibi özelliklerini ve şeriatinin hükmünün kıyamete bitişmesini düşününüz."

Alıntıların yapıldığı kaynak eser: Fusûsü'l-Hikem'in Sırları, Müellif: Sadreddin Konevî, Tercüme: Ekrem Demirli, İz Yayıncılık.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.