Sadreddin Konevî'nin entelektüel mirası hakkında...

Sadreddin Konevî'nin entelektüel mirası hakkında... DİN
5,0
01.09.2015 19:50:57
A+ A-

Prof. Dr. Ekrem Demirli'nin ilk baskısı Mayıs 2015 tarihli olan Tasavvufun Altın Çağı / Konevî ve Takipçileri adlı kitabının(Sufi Kitap, İstanbul)) Konevî'nin Entelektüel Mirası: Metafiziğin Yeniden Tanımlanması ve Müşahedenin Temellendirilmesi başlıklı bölümünden(s.129-148) bazı alıntılar yaparak, 13. Yüzyılda yaşamış bir büyük İslâm düşünürü ve kâmil insan olan Sadreddin Konevî'nin entelektüel mirası hakkında fikir edinilmesini istedim.

Bu bölümün ilk cümlesi: "Konevî'nin düşünce tarihindeki yerini ve etkisini anlayabimek için öncelikle onun ana konusunu teşkil eden ilm-i ilahi, başka bir ifadeyle metafiziğin anlamına bakmalıyız."
Ardından şu açıklama geliyor: "Bilindiği gibi, Aristoteles bilim sıralamasında İlk Sebep hakkındaki ilmi 'tabiat ötesindeki şeyin bilimi' diye nitelemiş ve onun konusunu 'varlık olmak bakımından varlık' diye tespit etmiştir. (...) Burada varlık, belirli bir ilişeni yönünden ele alınır. Matematik ise salt ölçmenin incelendiği bilimdir. Bunlar da varlık oluşu bakımından değil, varlığın bir kategorisi bakımından varlığın incelenmesidir. Şu halde hiçbir bilim varlığı varlık olmak bakımından ele almaz. Aristoteles işte bu noktada varlık olmak bakımından varlığı ele alacak bir ilim olması gerektiğini ve bu ilmin de ancak metafizik olabileceğini belirtir. (Dipnot: Aristoteles, Metafizik, Çev. Ahmet Arslan, İzmir, 1993; s.191 vd; İbn Rüşd, Metafizik Şerhi, Çev. Muhittin Macit, İstanbul, Litera Yay., 2003, s.3 vd.) Müslümanlar ilk felsefii çevirilerle Grek mirasını tevarüs ettiklerinde bu konuları ele almışlar ve onlar da İlk Felsefe'nin veya metafiziğin konusu hakkında görüş ileri sürmüşlerdir. (s.129)

Konevî ile ilgili çalışmaları, telif ve çeviri eserleri ile tanınan yazar, "Konevî açısından bütün filozoflar içinde en önemlisi olan İbn Sînâ'nın, metafiziği Aristoteles gibi 'varlık olmak bakımından varlığın bilimi' (Dipnot: İbn Sînâ, Metafizik, s.4 vd.) diye nitelediğini belirtir." (s.129-130) Metafiziğin, bütün ilimler için bir üst ve otorite ilim olduğuna da vurgu yapılır. (s.130). 
"Konevî'ye göre metafiziğin ilm-i ilahi olduğu ve eserlerinde genellikle ilm-i ilahi veya bazen marifetullah adını kullandığı" da belirtilir. (s.130)

Yazar, şu hususu açıklama ihtiyacı duyuyor: "Bir sufinin felsefî ilimlerin içine giren bir bilimi konu edinmesi şaşırtıcı gelebilir. Ancak Konevî'nin genel tavrını dikkate aldığımızda bu durum gayet doğaldır. Çünkü Konevî hiçbir sufide görmediğimiz açıklık ve iddiayla müşahede yönteminin bilgiye ulaştıran bir yöntem olduğundan söz eder ve onu istidlal yöntemiyle kıyaslar. Konevî'ye göre hakikate ulaşmanın iki yöntemi vardır. Birincisi eşya hakkındaki duyusal bilgilerimizden hareket edip aklın soyutlama ve analiz yöntemiyle soyutlaşan akıl veya istidlal yolu; diğeri ise özünü kalbi arındırmanın teşkil ettiği müşahede veya Konevî'nin aynı anlamda kullandığı 'iyân' veya 'muayene' yoludur. (...) Öte yandan metafizik, gerek Konevî ve gerekse İslam düşünürlerinin ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla bütün bilimlerin üst ve kuşatıcı disiplinidir. Dolayısıyla metafizik hiçbir zaman özel bir ilme indirgenemez." (s.130-131)

Yazarın şu tespiti de önemli: "Konevî'nin öncelikle insanın bilme imkânları hakkındaki değerlendirmesini ortaya koyduğunu görmekteyiz." Yine yazara göre, "Akıl eleştirisi ve felsefe hakkındaki değerlendirmeleri kendi görüşlerini ifade etmenin birinci aşamasını teşkil eder." (s.131)

"Konevî öncelikle kabul edilen ilke ve delillerin her zaman kanıtlanamayacağına dikkat çeker. Çünkü doğru olduğundan kesinlikle emin olduğumuz şeyler vardır, fakat biz onları kanıtlayamayız. (...) Konevî bu durumun felsefede öteden beri bilinen bir şey olduğunu belirtir ve özelikle cedel yöntemini eleştirerek her meseleye kanıt istemenin işin doğasına aykırı olduğunu ileri sürer. " (s. 131)

"Konevî âlem-Tanrı ilişkisi meselesinde isimlerdeki çokluk ve zattaki birlikten hareket eder. Tanrı'nın zatıyla âlemin herhangi bir ilişkisi olamayacağı gibi âlemdeki her olay da Tanrı'nın isimleriyle ilgilidir. Böylelikle ilahi isimler âlemdeki tek tek varlıkların varlık sebebidir ve aslında her şey bir ilahi ismin tecellisinden başka bir şey değildir." (s.133)

Yazara göre, "Hiçbir mutasavvıf teorik tasavvuf  tarihinde onun kadar etkili olamamıştır. Bunun yegâne istisnası İbnü'l-Arabî olabilir, ancak Konevî'nin yorumlarının İbnü'l-Arabî'nin anlaşılmasındaki rolü dikkate alındığında, onun da Konevî vasıtasıyla etkin olduğu görülür." (s.134)

" Konevî'nin fikri, dairesel bir varlık anlayışına dayanır. Bu varlık anlayışı, belirli bir noktadan başlayan sürecin veya tarihin başladığı noktada biteceği ve başlangıcın asla kavuşmasıyla gayenin gerçekleşeceği fikrine dayanır. Bu durum, pek çok alanda yansıması olan dereceli bir anlayışa yol açar. Öncellikle Tanrı'nın kelâmı ve iradesi, tarihsel dönemlerin özelliklerine göre tecelli eder. Bu itibarla, asılda bir olsa bile, peygamberlerin mesajlarının geldikleri dönemlerin özellikleri itibarıyla farklılık arz ettikleri ve bu anlamda ancak göreli bilgiler taşıdıkları fikri Konevî tarafından ısrarla belirtilir. Bu süreç, İbnü'l-Arabî'nin belirttiği gibi, Hz. Peygamber'in tarihsel varlığıyla gayesine ve hedefine ulaşmış ve artık bu dönem mutlak bilginin, Tanrı hakkındaki gerçek ve doğru bilginin ortaya çıkabileceği bir dönem olmuştur." (s.138-139)

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.