"Şerîat" hakkında...

"Şerîat" hakkında... DİN
5,0
23.10.2014 10:44:51
A+ A-

Bu yazıyı, M.Ü. İlâhiyat Fakültesi merhum öğretim üyelerinden Dr. Selçuk Eraydın'ın "Tasavvuf ve Tarikatlar" adlı kitabının (Tasavvuf ve Tarikatlar, Dr.Selçuk Eraydın, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları Nu:82,10.Baskı, İstanbul-2012"Şerîat" başlığı altndaki bölümünden yaptığım alıntılar oluşturacak. 'Alıntılar' dediğime göre, bu eserin bu bölümünde kelimeler, cümleler, imlâ nasılsa, aynen aktarılacağı tabiidir. Bilinmeyebilecek kelimelerin karşılıkları, geçtiği cümlelerin sonunda parantez arası belirtilecektir.

"Şerîat lügatte açık yol, su kaynağı, hayâtın kaynağına giden yol, kânun, doğru yol ma'nâlarına gelmektedir. Istılahta ise Allah'ın emri; âyet, hadîs, icmâ-i ümmet ve kıyâs- fukahâ esaslarına dayanan din kâideleridir. (ıstılah: terminoloji / icmâ-i ümmet: büyük fakîhlerin - Fıkıh âlimleri- dinle ilgili bir konuda birlik olmaları / kıyâs-ı fukahâ: hakkında açıkça âyet veya hadîs bulunmayan meselelere dair, üzerine âyet ve hadîs olan benzerlerine göre âlimler tarafından verilen hüküm.)  Kurân-ı Kerîm'de 'Şir'atun' olarak geçmiştir: (Mâide, 5/48) 'Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik.'

Şerîat İslâm'ı nitelendiren en muhtevâlı bir kavramdır. Şerîat insan hayatını tanzîm eden dinî değerlerdir ve bu değerlerin vâzı'ı ve kaynağı Allah Teâlâ'dır. ( vâzı': yapan, koyan.)

Şerîat ve din, müterâdif iki kelimedir; hangisi söylenirse, bir diğeri anlatılmış olur. Bu özellikler içerisinde şerîat din yolunu, Allah'ın değişmeyen kânûnunu tâkip etmektir. (müterâdif: eş anlamlı.)  Kur'ân-ı Kerîm'de bu husûs  şu tarzda belirtilmiştir: (Fetih, 58/23) 'Allah'ın ötedenberi süre gelen kânûnu budur; Allah'ın kânûnunda aslâ bir değişiklik bulamazsın.'

Şerîat, dînin hey'et-i umûmiyyesi olarak tanımlanabilir. (hey'et-i umûmiyye: bu cümledeki anlamıyla, 'bir şeyin hepsi, her tarafı, tamamı'. Bu ma'nâda şerîat, Allah Teâlâ'nın kullarına, peygamberleriyle emrettiği veya yasakladığı akvâl, ef'âl ve ahkâmdır. (akvâl: sözler / ef'âl: fiiller, eylemler / ahkâm: hükümler.) Bunlara tabi' oluş, dünyâ ve âhirete ait hususların tanzîmine sebep olduğu gibi, kemâlâtın husûle gelmesini de temîn eder. (kemâlât: insanın bilgi ve ahlâk güzelliği bakımından olgunluğu / husûle gelmek: hâsıl olmak, meydan gelmek.)

Avâm ve havâs, bütün insanlar şerîatın muhâtabıdır; çünkü şerîat, Allah Teâlâ'nın rahmânî feyizlerine mazhariyettir ki, rahmet-i umûmîdir. (Seyyid Ca'fer Seccâdî, Ferheng-i Mustalahât-ı Urefâ, Tahran 1325,s.235)  (avâm: topluluk olarak entelektüel yeteneği, eğilimi olmayan, bilgisiz; bu anlamda seçkin olmayan insanlar /  havâs: topluluk olarak entelektüel, bilgili, iyi eğitim almış, saygın ve seçkin kabul edilen insanlar / feyiz, feyz: ilim-irfan anlamında verimlilik, bolluk, bereket / mazhariyet : elde etme, nâil olma, erişme. / rahmet-i umûmî: genel rahmet.)

Hucvîrî'ye göre şerîat ve hakîkat, ehlullâhın ibâdetleridir. (Hucvîrî, Keşfü'l-Mahcûb, (Terc. Süleyman Uludağ, s.498)  (Ehlullâh: Allah ehli, Allah dostu olanlar.)

Keşşâf şerîatı 'din yolu' olarak târif etmiştir. (Tahânevî, Keşşâfu İstılâhâti'l- Fünûn, Kalküta,I/711)

Kuşeyrî'ye göre şerîat, kulluğun gereği olan işlerdir. Onun bir devamı olan 'hakîkat' ise Rubûbiyyeti müşâhededir. Yani Allah Teâlâ'nın her bir isminin merbûbunu terbiye eden bir Rab; ve Allah ism-i cami'ini Rabbü'l-erbâb olarak müşahede edebilmektir." (Rubûbiyyet: Rab olma durumu, Rablık, Allah'a aitlik, Tanrıya özgülük / müşâhede: Allah âlemini görme, gözlemleme; her zerrede Cenâb-ı Hakkın varlığına şâhid olma. / merbûb: kul, köle. / ism-i cami': bütün ilâhî isimlerin anlamına sahip olan 'Allah' ismi / Rabbü'l-erbâb: Rab'bin çoğulu, Rablerin Rabbi, sâhiplerin sâhibi.)

(...)

"Yukarıda zikredilen hususlar göz önüne getirildiği zaman şerîatı, insanları nihâî gâyelere ulaştıran temel esaslar nizamnâmesi görmek ve şerîatle başlayan yolculuktaki gâyenin, dinin özüne varmak ve hakîkate ulaşmak olması gerektiğine inanmaktır." 

Bu bölüm Niyâzî-i Mısrî'den bir şiirle sonlanıyor. O şiirden bir bölüm:

"Hudâ'nın leyle-i mi'rac içinde / Habîbine atâsıdır şerîat / Yirmiüç yıla dek Cebrâil'in / Ona vahy-i Hudâ'sıdır şerîat"
(Hudâ: Tanrı, İlah, Rab, Hâlik / atâ: bağış, ihsân)

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.