(Şer)iat ve Kur'an

(Şer)iat ve Kur'an DİN
0,0
03.12.2013 00:07:27
A+ A-

Günümüzde dünya üzerinde kendisini "İslam Devleti" olarak tanımlayan ülkelere baktığımızda azımsanamayacak sayıda olduğunu görürüz. Ülkesi laik olan Türk Müslümanların da önemli bir kısmı, bu sistemlerin ülkelerine de gelmesinin hayalini kuruyor.

Tabi bu ülkeleri şöyle bir incelediğimizde aslında hepsinin mezhepsel bir şeriat olduğuna ve Kuran'la hemen hemen hiçbir ilgileri olmadığına şahit oluruz. Kendilerini “Şeriat” olarak tanımlayan bu ülkeler temellerini sünnilik, şiilik, vehhabilik, selefilik gibi mezheplerden alırlar. Yine birçoğu babadan oğula geçen sultanlık/krallık/diktatörlük rejimleriyle yönetiliyorlar.

Son yıllarda domino taşı gibi yıkılan bu rejimleri Kuran’a arz ettim ve çıkan sonuçları sizinle paylaşmak istedim.

Öncelikle şunu belirteyim. Kuran herhangi bir konuda detay vermiyorsa, Allah’ın bu konuyu serbest bıraktığını bilmemiz gerekir. Devlet yönetimi de bunlardan biridir. Kuran toplumsal ilişkilerle ilgili temel ilkeler koymuştur. Ancak devletin yönetim şeklini ve yöntemlerini biz insanoğluna bırakmıştır. Bunlar Kuran’da geçmez ve serbest bırakılmıştır. Hatta Yüce Allah, bu konuda geçmiş ümmetlerden örnek vererek uyarmıştır. Bu konudaki ayetler şunlardır;

“Ey iman sahipleri! Size açıklandığında canınızı sıkacak şeylerle ilgili soru sormayın. Kur’an indirilmekte iken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onlardan vazgeçmiştir. Allah, Gafûr’dur, Halîm’dir. Sizden önceki bir millet de o tür şeyleri sordu da, sonra o yüzden kâfir oldular.” (Kuran; Mâide; 101, 102)

İşte Kuran’ın ilkeleri ile mezhep şeriatları arasındaki temel farklar;

1)      Kuran’a göre toplum işlerindeki ilk temel ilke şûra ilkesidir. Keza bununla ilgili “Şûra” isminde bir sûre bile mevcuttur. Şûra” ile, yönetim konusunda ilgili tarafların fikirlerinin alınması ve yürürlükteki yönetimin danışma mekanizmasını kullanması kastedilir. İşte peygamberimizin  bile uyguladığı şûra ile ilgili ayetler aşağıdaki gibidir;

“Onların iş ve yönetimleri aralarında şura iledir.” (Kuran; Şûra, 38)

“Allah’tan bir rahmet sayesindedir ki sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba saba, katı yürekli olsaydın, senin çevrenden kesinlikle dağılır giderlerdi. O halde bağışla onları, af dile onlar için, iş ve yönetim konusunda da onlarla şûraya git.” (Kuran; Al-i İmran, 159)

“Şura”nın, bir sistem olarak değerlendirildiğinde, cumhuriyet ve demokrasi sistemine yakın yönleri olduğu düşünülebilir. Şunu da unutmamak gerekir ki Kuran’da “şura”nın şekli ve yöntemi gösterilmemiştir. Bu demektir ki şekil ve yöntem zaman ve şartlara göre belirlenecektir. Kaçınılmaz olan şudur; yönetimin ve birlikte yaşamanın her seviyesinde “şûra” esastır.

·         Bugün bir çok şeriat ülkesinde halkın hiç dinlenmediği, yöneticilerin istedikleri uygulamaları keyfi yaptıkları, kendilerine karşı gelenlere ise yaşam hakkı verilmediğini görürüz.

2)      Kuran’a göre bir diğer temel ilke ise “adalet”tir. Kuran’ın birçok ayetinden “adalet” ilkesinin önemi anlaşılır. Bu, ikili ilişkilerden yönetime kadar gözetilmesi gereken çok temel bir ilkedir.

“Ey inananlar! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetenler olun. Bir topluluğa kininiz, sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin. Adaletli olun. Bu korunup sakınanlar için daha uygundur.” (Kuran; Mâide, 8)

“Allah sizi din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkartmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Allah adaleti ayakta tutanları sever.” (Kuran; Mümtehine, 8)

·         İnsan haklarına önem verilmeyen, halkın sesine kulak tıkanan mezhep şeriatları tüm dünyanın gözü önünde her yıl yüzlerce adaletsizliği yapıyorlar. Bunlara çok örnekler verilebilir.

3)      Bugün Müslüman ülkelerin en çok ihmal ettiği ilke sanırım bu olsa gerek. Allah, biz kullarına toplumsal hayatımızda refaha ulaşmamız için de öğütler vermiştir yüce kitabında.  Kuran emanetlerin ehline verilmesini emreder. En önemli emanetlerden biri ise toplumun yönetim kademelerinde yer almaktır. Demek ki bu kademelere becerikli, dürüst, işini iyi bilen kimselerin getirilmesi, Kuran’ın koyduğu temel ilkeler açısından da gözetilmesi gereken bir sorumluluktur.

“Şu bir gerçek ki Allah size emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor.” (Kuran; Nisa, 58)

·         Maalesef hem mevcut İslam ülkelerinde hem de ne yazık ki laik Türkiye’de kamu işleri ehillerine verilmek yerine hep iktidara yakın kişilere verilmekte. Bu da işlemez bir bürokrasiye sebep olmaktadır.

4)      Bugün sokağa çıkıp “ideal yönetim şekli” nedir diye sorsanız her on kişiden sekizi cumhuriyet der. Üstelik bu kavram 17. yy’dan sonra ortaya çıkmıştır. Halbuki Müslümanlar Kuran’ı hakkıyla okusalar görecekler ki, bu aslında 1400 yıl önce Allah’ın Müslümanlara bir emridir.

"Ey inananlar! Allah’a itaat edin, Allah’ın elçisine ve sizden olan ulul-emre (yöneticilere) itaat edin." (Kuran; Nisa, 59)

Müslümanların itaat etmesi gereken yöneticilerin kendi aralarından olması gerektiği belirtilmiştir. Bunlara “ulul-emr” denilmiştir ki bunlar toplumun yönetiminde emir yetkisini elinde bulunduran kişilerdir. Toplumsal yaşamanın kaçınılmaz olarak bir hiyerarşiyi gerektirdiğini tüm sosyal bilimciler bilir, toplumsal yaşamın kaostan çıkması, toplumsal yönetimin getirdiği bu hiyerarşinin danışma, adalet gibi ilkeleri uygulamasına ve hiyerarşide yönetme pozisyonunda olanların bu vazifeye uygun kişilerden seçilmelerine bağlıdır.

·         İşte bu ilke de bugün neredeyse tüm şeriatla yönetilen ülkelerce göz ardı edilmekte ve iktidar belirli aile ya da zümrelerin elinde bulunmaktadır.

 

5)      Dini hükümlerin, baskı ve şiddet kullanılarak uygulatılması Kuran’ın birçok ayetine aykırıdır. Bu tutumla ilgili ayetlerden biri şöyledir:

Dinde zorlama yoktur. Gerçek şu ki doğruluk ve sapıklık birbirinden ayrılmıştır.” (Kuran; Bakara, 256)

·         Mezhepçi İslam’ı benimseyerek kurulan şeriat ülkelerindeki uygulamaların,  Kuran’la çeliştikleri noktalardan önemli bir tanesi de budur.

6)      Maddelerin sonu gelmez. Kalem tükenir, bu makale bitmez. O nedenle son olarak içimi de acıtan bir konuyla bitirmek istedim.

Mezheplere bağlı olarak uygulanan şeriat yönetimlerinde Kuran’la hiç ilgisi olmayan kurallar ve cezalar da uygulanabiliyor. Bunlardan biri de recm cezası. Zina eden evli kadın ve erkeğin (hatta bazı ülkelerde bekar da olsa) boğazlarına kadar toprağa gömülüp taşlanarak öldürülmesi şeklinde uygulanan, çağdışı ve insanlık onuruna uymayan bir ceza. En vahimi de bu cezanın İslam adına uygulanması. Oysa bu dini bize öğreten Allah’ın indirdiği Kitab’ta bu ceza geçmemesine rağmen.

“Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüz celde vurunuz. ALLAH’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onlara olan acıma duygunuz ALLAH’ın yasasını uygulamakta size engel olmamalı. İnananlardan bir grup onların cezalandırılma işlemine tanık olsun.” (Kuran; Nur, 2)

İslam ülkeleri,  maalesef Allah’ın indirdiği ile hükmetmiyor ve kendilerine “Şeriat” diyerek bir yol tutuyorlar.  Ancak zaman gösteriyor ki, bu yol, çıkmaz yol.

“Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kâfirlerin ta kendileridir.” (Kuran; Mâide, 44)

 

Soner TAHSİNOĞLU

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.