Şeriat'ten Hakikat'e...

DİN
5,0
18.02.2014 20:30:38
A+ A-

1980 senesinde liseyi bitirdim. Dini bilgilerim çok azdı. Malum İzmir. Akşamları yatsı namazından sonra Kuran kursuna gittim. Camii imamı namaz kılmayı öğretti. Yaş 18 idi. Hoca’nın sohbetlerine gitmeye başladım. Camii imamı Cuma günleri Camii’ye erken gelirdi. Benimde işim olmadığı için Cuma’ya erken gelirdim. Hoca Cuma günü Camii’ye ilk önce girenin bir deve kesmiş gibi sevap alacağını, ikinci gelenin dana, üçüncü gelenin koç, dördüncü gelenin kuzu, beşinci  gelenin horoz, altıncı gelenin bir yumurta vermiş gibi sevap alacağını söyledi. Çok hoşuma gitti. Aylarca Cuma günü Camii’ye erken gittim. Hocadan sonra Camii’ye girdim sevapları cebime attım. Cuma vaazında ayakta hacet gidermenin günah olduğunu hoca söyledi. O günden sonra ayakta yapmadım. Dini kitaplar okurken resim, heykel bulunan eve melekler girmez hadisini okudum. Sıkıntı başladı. Evin her yeri resim, heykeldi. O günden sonra heykeller kasıtlı olarak kazayla kırılmaya başladı. Vaazlarda örtünme, faiz konusu işlendi. Sıkıntı başladı. Evde soğuk savaş başladı. Babam istifa edip banker Kastelli’ye para yatıracaktı. Bu para faizdi. Karşı çıktım, iyi de oldu. Kastelli iflas etti. Vaazlarda mezarlığa gidip 11 ihlas 3 fatiha okursam orada yatan ölüler kadar sevap alırsın deniliyordu. Aylarca bende böyle yaptım. Birgün canım sıkılıyordu yine 11 ihlas 3 fatiha okudum. Huzur buldum, sıkıntım gitti.

        “O zaman anladım ki 11 ihlas 3 fatiha ölülere değil, insanın kendi ölmüş kalbinin dirilmesi içinmiş.”                
        Evde Kuran okuyorum ama boşuna çünkü resim, heykel bulunan eve melekler girmez. Bu olay canımı sıktı. Bir gün anladım ki ev bu vücut, resim heykel put. Ne putları? Para, mal, kadın… Meğerse putlar bunlarmış.
 
        Somuncu Baba’nın Yıldırım’a söylediği gibi: Şu köşeye de bir meyhane yapsak.
        Yıldırım: Olur mu efendim. ALLAH’ın evine meyhane olur mu?
        Somuncu Baba: Sen bu ALLAH’ın evine, vücuduna içkiyi koyuyorsun da Camiye neden meyhane olmasın.
 
        İzmir Konak Camii’nin imamı Ömer Efendiye bir adam gelir. Hocam benim bir meselem var der. Benim hanım başka bir adama kaçtı. Ben namaz kılan bir adamım. Neden kaçtı? Ömer Efendi cevap verir; Oğlum sen daha önce böyle bir şey  yaptın mı? Hocam gençtim cahildim bende gençken askere gitmiş bir adamın karısını kaçırmıştım. Oğlum ALLAH belanı bu dünya da vermiş. Daha ne istiyorsun.
 
        Sizin başınıza gelen belalar elinizle işlediklerinizdendir. (Şura 30)
 
        Bu olay bana ders oldu. Kimsenin karısını kaçırmadım. ALLAH’ta bana böyle bir ceza vermez.
 
        Öğretmen arkadaşlara bir gün gelin size yemek ısmarlayayım dedim kabul ettiler. Bir arkadaş ben bira da içerim dedi. Yemeği iptal ettim. Çünkü ALLAH’a ve Resulullah’a inanan içki bulunan sofraya oturmaz, nasıl içki ısmarlardım. Bir gün bir hadis okudum. Abdest ten sonra üç kere Kadir suresini okuyana ALLAH peygamberlere verilenleri verir. Bu sureyi bilmiyordum bu olay üzerine ezberledim.
 
        Bildiği ile amel edene ALLAH bilmediğini öğretir. (Hadisi Şerif)
 
        Hep sevap günah peşinde koştum. Camiilerde hep mevlid dinlerdim.
        ALLAH adını zikredelim evvela.
        ALLAH adıyla olur her iş tamam.
        Bir kez ALLAH dese aşk ile lisan.
        Dökülür cümle günahlar misli hazan.
        Nuru tevhid açtı yetmiş bin hicap perdesi.
        Neydi bunlar ne anlatmak istiyordu?
        Hicap perdesi neydi? Kırk bini günah, otuz bini sevap.         
Günahı anladık ta sevap perde olur muydu?                                                                                             
        Namaz kıldım. Oruç tuttum. Zekat verdim. Milletin imanını kurtardım. Cahillere ilim öğrettim. Ben hafızım sakalım var sarıklıyım, cübbeliyim bana müslüman desinler. Cömert desinler. Bu zaman imanı kurtarma zamanı imanımı kurtardım. Benlik, gurur işte sevap perdesi. Bu perdeler olduğu sürece ALLAH’a ulaşmak zor. Demek ki Sevap-Günah’tan geçmeden olmuyormuş bu iş.
        Bakınız Sevap-Günah’ta halkın rızası ön plana çıkıyor ALLAH unutuluyor.                                      
 
        Ramazan ayında Niğde Borlu Ahmed Kuddusi Hazretleri Kayseri’ye gidecekmiş. Tüm Kayseri halkı ramazanda hocayı karşılamaya yollara çıkmış. Kuddusi efendi ekmek yiyerek Kayseri’ye girmiş. Bu durumu gören Kayserililer kızgın bir şekilde karşılamaktan vazgeçmişler. Ariflerden biri 61’i yüklendik ama durumu da kurtardık demiş. Şöhret afettir.
 
        Hayızlı kadının hayızını göstermekten utandığı gibi, Arifte keramet göstermekten utanır.        
        Erzurumlu İbrahim Hakkı (İnsanı Kamil kitabından)
 
Not: Tasavvufa göre;
ŞERİAT: ŞER’leri at (ilkokul)
HAKİKAT: Üniversite. Benzetme şeklindedir

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

samimiyet -

Oldukça samimiyetle kaleme aldığınız bu yazıyı zevkle okudum. Özellikle sonundaki kıssa hayli enteresan ve yürek isteyen bir uygulama.. Allah dostlarının bizlere gerek söz, gerekse fiillerle anlattıkları da olmasa<, halimiz nice olurdu acaba? zeynep

0 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.