Şeytan diye bir varlık var mı ki kabul edelim -I-

Şeytan diye bir varlık var mı ki kabul edelim -I- DİN
0,0
26.09.2014 04:53:36
A+ A-

Şeytan: ş-t-n veyahut ş-y-t kökünden türemiştir. Ş-t-n kökünden türediğini kabul edersek uzaklaştı, derinleşti anlamına gelir ve Araplar; "bi'ru şatun; derin kuyu, gurbatu şatun; uzak bir gurbet" derler. Şa'te ise kızgınlıktan yandı anlamındadır. Kelimenin Arapçaya farklı bir dilden; İbranice "satan" kelimesinden geçtiğini söyleyenler de olmuştur. O vakit; düşmanlık etmek, suçlamakkarşı gelmek anlamlarına gelir. Kökeni Arapça veya İbranice olsun fark etmez nihayetinde teolojik olarak; 'Tanrıya itaat etmeyen, isyan eden bir varlık' olduğu ön kabuldür. Kelimenin böyle bir anlama müsait olup olmadığı sorusu ise kolaylıkla cevap verilebilecek cinsten değildir. Nihayetinde şöyle diye biliriz; Araplar, hatta Samî halkları; kötü olarak kabul ettikleri şeylere; şeytan/satan kelimesini kullanmışlardır. Kavramın, Arap dilinde kullanımı ve sosyo-kültürel dokunun Kuran ayetleri ile karşılaştırılması da bu durumu teyit etmektedir.

Hz. Ömer, Şam'da hediye edilen ata bindiğinde hayvan çalım atıp, üzerinden atmaya çalıştığında hemen inip "Beni bir şeytana bindirdiniz." demiştir. Kur'an zakkum ağacının meyvesi için; "onun meyveleri şeytanların başları gibidir" (37/65) diyerek zakkumun insana karşı zararına/zehrine işaret etmiştir. Hz. Peygamber: "Hased şeytandır, öfke şetandır" diyerek de kötü huy ve ahlakı şeytan olarak nitelemiştirKur'an, hadisler ve arap şiirinde şeytanın, insanın kötü olarak gördüğü şeylere kullanıldığını rahatlık söyleyebiliriz. Özetle; Mecazi'l Kur'an müellifi Ebu Ubeyde; "Azgın cinler, insan ve hayvanların tümüne şeytan denir." açıklamasıyla kavramın anlam farklılığına işaret etmiştir. Öyleyse yapılması gereken şeytan teriminin kötü ile olan ilişkisini tartışmamızdır böylece; şeytanın bir 'varlık' olup olmadığını da tartışabilme imkânı buluruz.

İnsanın hayatı, yaşamı ve içinde olup bitenleri tanımlamak için kullandığı iki temel kavram; iyi(lik) ya da kötü(lük) vardır. Bu iki temel kavram kendi alt başlıklarını oluştursa dahi amaç; yaşam üzerine kurulu düzeni anlamlandırmak ve kolaylaştırmak içindir.

"İyi veya kötü nedir?" sorusunun cevabını verebilmek için insanın varlıkla ilişkisini ve o ilişki sırasında neyi nasıl anlamlandırdığına bakmak gerekir. Öyleyse iyi ve kötü insanın, varlıkla kurduğu ilişkiden elde ettiği tecrübenin kendisidir. Yani bir varlığın, eylemin, iyi veya kötü olmasını belirleyen şey insanın veya insanlığın o şeyi psikolojik, sosyolojik veya teolojik/Kelami olarak iyi veya kötü kabul etmesiyle ilgilidir. Bu kabul ediş durumu insanlığın tarihi tecrübesidir, buna İslam düşünürleri örf adını vermişlerdir. İnsanlığın tecrübesi/örf ise 4 milyar yıllık bir yaşamın sonucudur. Biyolojik yapımız kültürel gelişimimizin bir parçası olarak işlevini görmüştür. Biyolojik yapıdan amacımız özetle işaret edecek olursak beynimizin korteksi ve onun en büyük parçası olan neokorteksimiz...

Burada bir parantez açmalıyız oda insanın bedenini ve onun işlevlerini, varlığın evrimsel gelişimini sanki Allah'ın ayetlerinden ayrı bir ontolojik meseleymiş gibi algılayan çarpık anlayış... Zira bu bir inanç olarak özünde Antik Yunan felsefesinin ve Hıristiyan teolojinin olumsuz etkilerini taşır... Ontolojiden bir tanrı tasavvuru çıkaranlar epistemolojiden bir din yorumu dahi geliştirememişlerdir.

İnsanın/insanlığın imtihanının aslında yaşam/hayat boyunca iyi ve kötü denen şeyi tanımlaması, yaşadığı tecrübeler, trajediler, travmalarla bir neticeye ulaşması insanın/insanlığın imtihanıdır. Allah bizden iyi ve kötüyü yaşayarak ayırt etmemizi, onu bulmamızı ister. Bize iyi ve kötüyü öğretmez. Bizim iyi ve kötü diyerek kabul ettiklerimizi; yaşam tecrübemizin, insanlık vicdanının bir sonucu olarak evet siz bunu doğru buldunuz der. Bu bildirinin bir resulle ulaştırılması ise vahiy olarak isimlendirilir. İnsanlık kendi doğrularından uzaklaştığında, tarihi tecrübelerine yüz döndüğünde resuller gelir. O nedenle vahyin muhatabı insanlıktır ve vahiy beşeri ilgilendiren düsturları içerir... Ve insan bu düsturlara yabancı değildir. Esbabı nüzul dediğimiz şey işte tam da budur.

Yoksa bir insanın imtihanın, varlık karşısında ne gibi bir anlamı olabilir. İmtihan insanın değil insanlığın ortak hesaba çekilme, iyiyi bulma ve onu anlamasının talebidir. İnsanlığın bilgi ve becerisi geliştikçe olayları analiz edebilme, değerlendirme, soyutlama yeteneği arttıkça iyi ve kötü tanımı bu nedenle değişir. Ve vahiy bu tecrübeyi önemser yaratılmış olana, ayetlere, âlemdeki işaretlere bakılmasını, düşünülmesini, tefekkür edilmesini sağlık verir.

İnsanın doğruyu bulmasını, eşyayla doğru ilişkileri kurmasını Kur'an Rahman ve Rahimiyyet olarak isimlendirirken zıttı bir anlayışı şeytaniyet olarak isimlendirir. Özetle biz varlıkla ilişki kurarken onu doğru anlamımız, doğru yorumlamamız amacıyla şeytaniyetten yani yanlış yorumlamaktan, varlıkla yanlış ilişki kurmaktan Allah'a sığınırız.

Şeytan bizim varlığa yanlış anlamlar yükleyerek ortaya çıkardığımız tecrübemizdir ve bunun gerçekleşmemesi için Allah'a sığınırız. O nedenle "Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da nefsindendir" (Nisa/79) buyrulur ve yine "Ondan istediğiniz herşeyden size verdi. Ve eğer Allah'ın ni'metini saysanız onu sayamazsınız. Muhakkak insan, gerçekten çok zalim ve çok nankördür"  (İbrahim/34) ayetlerini anlamış oluruz.

Kabe'de "Şeytan" taşlamaya gelince evet her insan kendi şeytanını/kötülüğünü anlam ve yorumunu taşlar...

Hemen akıllara Âdem ve İblis meselesi gelmektedir ki İblis zaten bir insandır başka da bir şey değildir, yeri gelirse o bahse değiniriz.

Şeytan meselesine kısa bir girişdir. Yunan ve hristiyan dualizminin bir sonucu olarak şeytan; bir yaratığa evrilmiştir...

http://www.fikrikadim.com



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.