Şii Fars ve Araplara neden Alevi denilmektedir?

DİN
0,0
02.11.2014 17:30:06
A+ A-

İslamiyet`in ilk oluşumundan Hz. Muhammed`in ölümüne kadar  yaklaşık 25 yıllık süre içerisinde, İslam`da Alicilik ya da Ömercilik diye herhangi bir düşünce mevcut değildi. Ne zaman ki Hz. Muhammed öldü, ondan sonra Mezhepler olarak tabir edilen Halife taraftarlığı ortaya çıkmıştır. Hz. Muhammed her ne kadar son veda haccında, kendisinden sonra İslamiyet`in temsilciliğini Hz. Ali`ye bırakmış olsa da, bu dileği yerini almamıştır. Çünkü Hz. Muhammed sağ iken,   Emevi Araplar  İslamiyet`in ilk oluşum  döneminden itibaren  sürekli muhalif güç olarak direnmekte idiler. Emevilerin İslamiyet`in ilk oluşum ve gelişme dönemlerinde güçleri buna yetmediği için, Hz. Muhammed`e biat edip zamanını kollamışlardır. Ve  Hz. Muhammed`in öldüğü günden itibaren  harekete geçmişlerdir.

Hz. Muhammed`in ölümüyle harekete geçen Emevi Araplar, Hz. Muhammed ve  Hz. Ali`nin  de tabi olduğu Haşimi  Arapları saf dışı ederek, hem Halifelik Makamını icat etmişlerdir, hem de Mezhepçiliği. Ve bilindiği üzere ilk Halife  olarak Emevi Arapların içerisinde belirli bir yeri olan ve aynı zamanda yaşlı olması nedeniyle Hz. Ebu Bekir`i  ilk Halife yapmışlardır.  Arkasından  Hz. Ömer, Hz. Osman ve en son Hz. Ali`ye sıra gelmiştir.  Hz. Ali kendi Halifeliği dönemine kadar, Hz. Ömer ve Hz. Osman`a 25 yıl boyunca İslam danışmanlığı görevinde bulunmuştur.

Emevi Araplar İslam yönetimini ellerine geçirdikleri andan itibaren, Halifelik başta olmak üzere günlük ibadette, bazı değişiklik yapmışlardır. Bu değişikliklerin en önde gelenleri ise Beş Vakit Namaz kılma şartının getirilmesidir.

Hz. Muhammed`in  İslam`ı oluşturduğu günden ölümüne kadar  geçen 25 yıllık süre de, günlük Namaz   Üç Vakittir. Ve serbest olup isteyen bir vakit isteyen de iki ya da üç vakit  kılabiliyordu. Ancak Cuma Namazları şimdi olduğu gibi o dönemde de şarttı ve Cami ya da Mescitlerde cemaatla  birlikte kılınırdı.

Asrı Saadet İslam`ın günlük üç vakit Namaz şartına rağmen, Emevi Arap Halifeler, bunu Beş Vakit Namaza çıkarıp İslamiyet`in ilk oluşumunda varmış gibi bir mantık oluşturup, Asrı Saadet İslam anlayışını yok etmeye çalışmışlardır.

Emeviler döneminde devam eden çeşitli huzursuzluk ve toplumun memnuniyetsizliği, Hz Ebu Bekir hariç, diğer Halifelerin üçü de suikastla öldürülmüşlerdir. 

En son Halife olan Hz. Ali, eskiden olduğu gibi Müslümanlık ibadet ve inanç şeklini, Üç Vakit Namaz ve Cuma namazında ısrarını sürdürmesi nedeniyle, İslam içerisinde yeniden iç savaşlar başlamıştır. Bu savaşlardan en belirgin olanları ise, Hz. Ali ile Muaviye arasında yaşanan savaşta ki hakem olayıdır. Bu savaşta Hz. Ali`ye  destek veren Hariciler, Mauviye`nin  hakemlik önerisine kanılmaması uyarılarına rağmen, Hz. Ali Haricilere cephe alıp Muaviye`nin bu oyunu sonucunda yenilmiştir. Daha sonra birgün  Hz. Ali`nin Cami`de namaz kılarken Milcan denilen şahış tarafından öldürülmesiyle, Alicilik  denilen Ali taraftarlığı ( Şia ya da Şii ) olarak bilinen topluluk oluşmaya başlamıştır. Anlatılan bu olaylar neticesinde, İslam`da  Mezhepçilik denilen Şiilik  ve Sünni ayrışması ortaya çıkmıştır.

Hz. Ali`nin ölümünden sonra Arabistan`dan sürgüne tabi tutulan Haşimi Şii Araplar Suriye, Irak ve İran gibi ülkelere dağılmak zorunda kalmışlardır.  Anılan ülkelere dağılan Haşimi Şii Araplar,   kendilerini sürgün eden Emevi Sünni Araplardan hesap sormak için gittikleri  ülkeler de taraftar  toplamayı sürdürmüşlerdir.  Dikkat edilirse Arap toplumu içerisinde Sünni Araplar, Şii Araplara göre daha çokturlar.  Eğer İran Farsları, Azeri Türkler, Afgan, ve Pakistan  gibi ülkeler Ali taraftarı olmasalardı, Şiilik çoktan yok olup gitmişti.

İlk zamanlar İran, Irak ve Suriye`ye sürgün olan Arap Şiiler,   gitmiş oldukları ülkelerin kültür ve inançlarının farklı olması nedeniyle Arabistan ve çevresinde yaşatmaya çalıştıkları Şii İslam ibadet ve kurallarını buralarda tam olarak dikte ettirememişlerdir. Bu yüzden Alicilik olarak bilinen Şii Müslümanlık, bir takım noktalarda kısmı şekilde değişime uğrayıp zaman zaman farklılıklar göstermektedir.

Miladi 700 yıllarından itibaren Şii İslamiyet`i kabul eden İranlılar, İslamiyet`i kısmi değişikliğe uğratan  ilk toplumdurlar. Çünkü İran halkı 1500 yıldan daha fazla süre içerisinde,   Zerdüşt Maniciliğe inanıp bu kültüre göre şekillenmişlerdir. Yine aynı şekilde Irak`ta bulunan Hıristiyan Asuri Keldaniler ile, Suriye`de bulunan Asuri Hıristiyan ve Yahudiler ise, İslamiyet`in Şii inancını etkileyen topluluklar olarak ikinci sırada yer almaktadırlar.

Örneğin  İran, Irak, Suriye, Pakistan ve diğer ülke toplumları her ne kadar Şii İslam`ın ibadet kuralı olan Hac, Zekat, Kelimeyi Şahadet, Ramazan Orucu ve Günlük Üç Vakit  Namaz ibadetini yerine getirmiş olsalar da, ciddi  farklılıklar mevcuttur.  Şii ya da Sünni Araplarda görüldüğü gibi çok fazla katı kurallar söz konusu değildir. Farklı her Şii topluluk kendi kültürlerine has bazı kural ve kaideler  icat etmişlerdir. Örneğin  İran`da  uygulanan  Muta  Nikahında olduğu gibi.

Böylece her farklı Şii ülke ve toplum, kendi kültürel yapılarına göre İslam`i ibadetlerini yaparak Hz. Ali`nin yolunda gittiklerine inanmaktadırlar. Şiilerin bu İslami genel yapılarına rağmen, Türkiye`nin  dışında Şiilere Alevi  diye hitap eden başka bir toplum bulunmamaktadır. Bu adlandırma yanlızca Türkler tarafından icat edilmiştir. Nedenine gelince.

Miladi olarak yaklaşık 700 yıllarından itibaren Türkler Orta Asya`dan terki diyar eyledikten sonra,   büyük bir çoğunluğu Sünni İslam`ı kabul ederken bir kısım Türkler bunu kabul etmeyip kendi eski dinleri olan Şamanizm`i yaşatmaya çalışmışlardır. Ve böylece hem Türkler kendi aralarında hem de Şii ve Sünni İslam arasında devam eden savaş ve çatışmalar, Manici Kürtleri ile Şamanist Türkleri daha çok baskı altına almıştır. Giderek Şii ve Sünni İslam`ın güçlenmesi,   Şamanist Türkler ile Manici Kürtlere karşı sonu gelmeyen bir  katliam ve sürgün  devam etmiştir. Bu da doğal olarak Şamanist Türk ve Manici Kürtlerin  birleşmesinde önemli bir etken sayılmaktadır.

Orta Asya`dan Gelen Şamanist Türkler ile İran ve Mezopotamya`da yaşayan  Zerdüşt Manici Kürtler, İnançlarının birbirine benzemesi ve ortak dinsel kültürel özellik taşıması sonucunda, birleşip Kızılbaş Aleviliği oluşturmuşlardır.

Ortadoğu toplumları arasında din savaşları devam ederken, Sünni İslam adıyla kurulan Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti, sürekli Kızılbaş Alevileri baskı altına alıp katliamdan geçirmesi sonucunda,   Kızılbaş Aleviler ikinci kez kendilerine Müttefik bulmak için İran Şii Şahlığına  yakınlaşmaya mecbur kalmışlardır.

Günümüzdeki Suriye Kürtlerinin  Rojawa Özer Bölgesi adıyla başkenti Kobane olarak ilan etmeleri neticesinde, başlarına  gelenlerde olduğu gibi. Bu yüzden Rojawa Kürtleri yalnız ve zor durumda kalmaları neticesinde, Yurtsever Halk Güçleri (YPG) öncülüğünde, Amerika Birleşik Devleti (ABD) ile anlaşmaya gitmişlerdir. İslamiyet`in egemen ve yayılmacı dönemlerinde, Kızılbaş Alevilerde aynı şekilde zor durumda kalmaları neticesinde, İran Şii Şah yönetimiyle müttefik olmaya çalışmaları, adeta tarih yeniden tekerrür etmektedir.

Kızılbaş Aleviler Müttefik aramaları neticesinde İran Şiilerine yaklaşarak,   biz de Hz. Ali`yi ve 12 İmamları seviyoruz deyip bunlara yapılan katliam ve haksızlıkları, kendilerine yapılan haksızlık ve katliamlara benzeterek bir duygu ve siyasi birlik sağlamaya çalışmışlardır. Bu birliktelik kısmi şekilde  sağlanmış olsa da, İran Şahı  Şah İsmail, Kızılbaşlara tam destek vermemiştir.

Şah İsmail`in Kızılbaşlara tam destek ve güven vermemesinin en önemli nedeni, Şii İslam ile, Kızılbaş Aleviliğin iki ayrı dini inanç olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden Kızılbaş Aleviler, hiçbir zaman ne Fars Şiiliğine ne de Arap Şiillerine benzememişlerdir.  Kızılbaşların Hz. Ali ve 12 İmamlara karşı beslemiş oldukları hümanist duygu ve Siyasi birlik yakınlaşması, Türk Sünni egemen yapıyı daha da dizginlenemez halde hareketlendirmiştir. Böylece  Türk Müslüman yapsı, Ali ve Alevi kelimeleri üzerinde cambazca bir benzetme yaparak,   Fars ve Arap Şiileri  Alevi olarak nitelendirmişlerdir. Ve Kızılbaş Alevilerle, Arap ve Fars Şiiliği aynı inançmış gibi gösterip, Alevileri Şiilik adına asimile etmeyi amaçlamışlardır.

Her ne şekilde söylenirse söylensin, Anadolu`da yaşayan Kızılbaş Aleviler ile, İran, İrak, Suriye ve diğer ülkelerde yaşayan Şiilerle en ufak bir inanç, ibadet ve sosyal yapının benzerliği söz konusu değildir. Çünkü tüm Şii Fars,   Arap ve diğer toplumlar, Sünni İslamiyet`te olduğu gibi  İslamiyet`in şartlarını aynı şekilde yerine getirip, sadece günlük namazda ayrı düşmektedirler. Sünniler beş vakit namaz kılarken, Şiiler üç ya da iki, veya bir vakit günlük namazla yetinebilmektedirler.

Kızılbaş Alevilere gelince, herkesin bildiği gibi bundan 25 yıl önce Alevilik üzerinde baskı ve katliamların olması sonucunda, gizli şekilde Cem Evin`de Dört Kapı Kırklar Makamı kuralıyla Cem yapıp Semah dönerek ibadet etmişlerdir. Türkiye devleti Aleviliği hala yasal olarak tanımamış olmasına rağmen, Aleviler artık açıktan Cem Evlerini yapıp Dört Kapı Kırklar Makamı olan ibadetlerini Cem Evlerinde yerine getirmeye başlamışlardır.  İfade edilen bu tarihsel olaylardan da anlaşılacağı gibi, Şii İslam ile Kızılbaş Aleviliğin aynı olduğunu söylemek ya da iddia etmek, ya cahillikten kaynaklanmaktadır ya da bilinçli bir dezenformasyonun varlığı söz konusudur. Şiiler zaten kendi aralarında, kendilerini Alevi olarak tanıtmamaktadırlar. Alevi olarak bu topluluğu nitelendirenler, Türk devleti ve kontrolünde tutmuş olduğu Müslüman kesimden başkası değildir. Böylece  Türkler Müslümanlık adına kendi öz Türkçe dil ve kültürlerini dejenere etmekte bir sakınca görmedikleri için, başka toplumların kültürlerinin dejenere olması ise asla umurlarında değildir. İşte bu nedenle  yanlızca resmi Türk  ideolojisi Şii Müslümanları Alevi olarak tanımlamaktadır.

 

Kaynaklar :

 

Faik  Bulut -  Alisiz Alevilik. Doruk Yay.

Faik  Bulut -  Ebu Müslim Horasani. Su Yay.

Ali Şeiatı -    Dinler Tarihi. Seçkin Yay.

İ. Zeki Eyüpoğlu -  Tasavvuf, Tarikatlar  ve  Mezhepler Tarihi. Der Yay.

Adil Ali Atabay  - İmam  Caferi Sadık Buyruğu. Can Yay.

İlhan Arsel -  Şeriat ve Kadın. İstanbul 1995

Turan Dursun - Din Bu 1-2-3. Kaynak Yay.

Turan Dursun -  Kuran Ansiklopedisi. Kaynak Yay.

 

 

 

 

 

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.