Sinirleniyorsan, öfkeleniyorsan, üzülüyorsan, o zaman imanını sorgula…

Sinirleniyorsan, öfkeleniyorsan, üzülüyorsan, o zaman imanını sorgula… DİN
0,0
07.09.2015 14:51:39
A+ A-

 

Bir bakıyorsun karşındaki insan iman ettiğini söylüyor, Kuran’a uyduğunu söylüyor. Namaz kılıyor, oruç tutuyor, Kuran okuyor. Ayetleri biliyor ve takva bir Müslüman olduğunu iddia ediyor.  

Ama bir bakıyorsun aynı insan nefsine ters bir olay olduğunda aniden deliler gibi öfkelenebiliyor, bağırıp çağırabiliyor, ağzından öfkeyle düşünmeden birçok kötü söz çıkıyor.

Yine aynı insan dünya hayatında bir imtihanla karşılaştığında ağlayabiliyor, hüzünlenebiliyor, bocalıyor ve işin içinden bir türlü çıkamıyor. Ve bu ruh hali günlerce sürebiliyor. Küsüyor, konuşmuyor, kimsenin suratına bakmıyor. Kesinlikle haksızlığa uğradığı kanaatinde oluyor. Maddi imkanları bozulunca yine umutsuzluğa kapılıyor, ya da isyan ediyor.

Eğer insan hem iman ettiğini söylüyor, hem de böyle gel gitli bir ruh halinde yaşıyorsa, o zaman o insan mutlaka imanını sorgulamalı. Çünkü derin imanda, Allah ile tam bağlantıda, kaderi izleyen bir ruhta, imanı yaşayan bir kalpte böyle zayıflıklar, böyle taşkınlıklar olmaz. İnsan her olayı Allah’ın yarattığını tam olarak kalben hissettiğinde o zaman başına gelene üzülebilir mi? Başına gelene, ya da söylenen bir söze öfkelenebilir mi? O insanı konuşturan Allah değil mi? Karşındaki insana adım attıran, ona yapacağı işi unutturan, ya da hata yaptıran Allah değil mi? Tüm kainatı kudretiyle yöneten Allah, tek bir yaprağın düşmesinden haberi olan Allah, başına gelen olayları yaratan Allah değil mi?

Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık. (Kamer Suresi, 49)

Gaybın anahtarları O'nun Katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. (En'am Suresi, 59)

Mümin öfkeye kapılırsa çok küçük duruma düşer, öfke onu alıp sürükler, rezil eder. Öfkeyi yenmek insani bir üstünlüktür, öfkeye yenilmek ise insanın hayvani içgüdülerine teslim olduğunu gösterir. Mümin eğer bir olaya öfkelenip sinirleniyorsa Kuran’da kendisine bildirilen yüzlerce sabır ayetini, tevekkül ayetini unutmuş ya da ruhunda yaşamıyor demektir. Müslüman olmak, derin imana sahip olmak sadece namaz kılmak değildir, şekli ibadetleri yapmak değildir. Asıl mümin olmak demek Kuran ahlakını tam anlamıyla ruhta yaşamaktır. Gün içinde sürekli Allah’la birlikte olmak, O’nu razı edecek bir ahlaka sahip olmaya çabalamaktır. Eğer insan bu ruh halini yaşamıyorsa ve Allah’ı unutuyorsa, işte o zaman kavga da eder, karşısındakine olmadık sözler de söyler, zahirliğini olabildiğince dışarı vurur. Kendisini adım adım küçük düşürür ama bu durumunun bir türlü farkında olmaz…

Mümin yine hastalandığında, malına bir zarar geldiğinde, bir insandan ters bir tavırla karşılaştığında üzülüyorsa, sıkılıyorsa ya da hüzne kapılıyorsa, o zaman zayıf imanı su yüzüne çıkar. Üzülmek haşa Allah’ın yarattığı imtihanı beğenmemektir, aynı inkâr edenler gibi “neden ben?” demektir. Allah’ın yarattığı görüntüden razı olmamaktır. Oysa Allah kaderimizde yaşayacağımız her olayı bizim için hayırla yaratır. Hepsinde nefsin çok güzel bir eğitimi vardır. Eğer mümin bu hayırları göremiyor ve üzülmeye devam ediyorsa o zaman tavır olarak inkâr edenlerden hiçbir farkı kalmaz.

Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35)

…Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. (Bakara Suresi, 216)

Bizler müminler olarak peygamberleri ve onun yanında demir gibi sağlam imanlı sahabeleri örnek alıyoruz. Hiç tahayyül edebiliyor musunuz, peygamberlerin bir şeye öfkelendiğini, hiç tahayyül edebiliyor musunuz peygamberlerin ya da sahabelerin üzüldüklerini, haşa isyan ettiklerini? Onlar hayatlarının her anında Allah’tan razıydılar, çok samimi iman ediyor, hayatlarının her anında Allah’a tevekkül ediyorlar, güzellikle sabrediyorlardı. Üstelik başlarına gelen imtihanlar o kadar çetindi ki, buna rağmen derin imanları ve Allah’a olan güvenleri ile hepsinin üstesinden geliyorlardı. Bütün imtihanlar aynı anda peygamberimizin üzerine gelse o güçlü tevekkülüyle hepsinden galip çıkıyordu.

Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, Ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. (Ali İmran Suresi, 160)

Mümin eğer gerçekten iman ediyorsa zayıf imanı asla kendisine yakıştırmamalıdır. Kaderini sürekli izleyip, tefekkür edip, her gün kendisini çok iyi eğitmelidir. Batını çok iyi fark eden, Allah’tan gelen imtihanları çok iyi kavrayan bir ruh hali içinde olmalıdır. Kuran ahlakını tam olarak kalbine yerleştirmelidir. Yoksa aksi taktirde yaşadığı iman gerçek iman değil, taklidi bir iman olur. “İman ettim” der ama gerçek anlamda, Allah’ın istediği gibi iman etmiş olmaz. Mümin olduğunu söyleyen bir kişi bunun karşılığını ahirette çok farklı alabilir. Çünkü şirk içinde yaşamış ve şirk içinde ölmüştür. Olayları ve insanları Allah’tan bağımsız düşünmek şirk bataklığına saplanmaktır. Müminin her ne pahasına olursa olsun sürekli kendisini cehenneme iten bu bataklıktan derin imanla kendisini kurtarması şarttır.

Hiç şüphesiz, Allah, Kendisi'ne şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır. (Nisa Suresi, 116)

 

Kaynak: http://imanetmeninguzelligi.wordpress.com/

Tüm yazılarım: http://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.