Siyasal İslam kendi mezhebini üretme yolunda

Siyasal İslam kendi mezhebini üretme yolunda DİN
3,0
20.03.2014 07:48:34
A+ A-

Bir bulmacayı çözerken bazen bir harfe çok ihtiyaç duyarsınız. Yukarıdan aşağı, soldan sağa uzanan o kutucukların kesiştiği bir noktaya koyacağınız o harf bulmacanın kaderini değiştiriverir. Aynı şekilde bir puzzle'da parçaları birleştirip büyük resmi tamamlaya çalışırken, aralarda bir yere denk gelen küçük bir parça resmin zihninizde canlanmasını sağlar. 

Egemen Bağış'ın yayınlanan "Bakara - makara" tapesi de aynen böyle bir etki yaptı diyebilirim. Zihnimde çözmeye çalıştığım 17 Aralık bulmacasında, şu ana kadar yapılan tespitlere ilave olarak yeni tespitler yapabilmemi sağladı.

Tapedeki "vela entüm mabedtüm falan filan ahahahah" gibi çirkin muhabbetler; bizleri sadece "vay arkadaşlar adamlara nasıl da Kuran ayetleriyle dalga geçiyorlar" çizgisine hapsetmemeli.

Bu muhabbetin bize vereceği diğer ipuçları da var. Çünkü bu çirkin diyaloglar aynı zamanda bir ifşaat.

Malumunuz, Siyasal İslamcıların parayla, pulla ve bilumum dünyalıkla olan sıkı fıkı ilişkileri hep kafamızı kurcalamıştır. İslami değerleri kendine temel alan veya aldığını iddia eden kişiler; paraya ve maddiyata karşı mesafeli durmaları gerekirken "nasıl olurda muhafazakâr çevrelerine dahi aldırmadan bu kadar rahat olabilirler" demişizdir içimizden.

İşte bu tapede bu sorunun cevabı yatıyor. Siyasal İslamcıların bu rahatlığa sahip olmak için İslamiyet'in usulünden değil de şeklinden yararlandığını görüyoruz. Yani Siyasal İslamcılar çevrelerinde güven sağlayabilmek için dindar gibi görünmenin dindar olmak kadar önemli olduğuna inanıyor. Ve her Cuma Twitter'dan düzenli olarak bir "ayet sallamak" bu imaj çalışmasının bir parçası. Bu tapeden çıkarabileceğimiz ayrıntılardan bir tanesi bu.

Diğer ve asıl önemli ayrıntı ise şu; 17 Aralık sonrası ortaya çıkan iddialara rağmen, delil olarak yayınlanan kayıtlara rağmen Siyasal İslam'ın hitap ettiği kitlenin olup bitene tepkisizliği.

Şu ana kadar ortaya dökülenlerin 4/1'i bile normalde muhafazakâr kesimi derin bir şüpheye sevk etmesi gerekirken; ne şüphe ne de güven arasında garip bir tepkisizliğe sevk etti.

Egemen Bağış ve Metehan Demir arasındaki "Bakara-makara" diyaloğundan sonra gözlerimi AKP'nin öne çıkan muhafazakâr isimlerine çevirdim. Bu tür şeyler onlar için hassas bir konuydu. Ve tapede alenen ayetle dalga geçiliyordu. Nasıl bir tepki vereceklerdi?

Açıkçası şaşırdım. Pas geçtiler bu konuyu. Normalde, dini değerlere hakaret gibi konulara doğrudan müdahil olurlardı. Mesela elimizde bir Fazıl Say örneği var. Unutmadık Fazıl Say'a yaptıklarını. Ömer Hayyam'a ait bir rubaiyi Twitter'dan paylaştı diye, Fazıl Say'ı İslam düşmanı ilan etmişlerdi. Hatta daha da ileri gidip, kamuoyu yaratarak Say'ın ceza alması için baskı oluşturmuşlardı.

Peki, aynı muhafazakâr kişiler şimdi neden sessizdi? Ömer Hayyam'ın rubaisini paylaştı diye Fazıl Say'a saldıranlar doğrudan ayetle dalga geçen Bakanlarına neden iki çift söz edememişti?

Ayrıca tepkisizlikleri sadece bu olayla sınırlı değil. 17 Aralık sonrası hep tepkisizler. Yolsuzluğa dair ortaya atılmış iddialara karşın, Paralel Devlet gibi komplo teorileri öne sürülmüş olsa bile bu muhafazakâr çevrenin kendini sorgulamasına engel miydi? Elbette değildi..! 

İşte burası düşündürücü, düşündürücü olduğu kadar da bize Siyasal İslam akımının geldiği çizgi bakımından ipucu veren bir nokta. Bu 17 Aralık süreci bizlere Siyasal İslam değer yargılarının İslam dininden farklılaşmaya başladığını gösteriyor. Bunda şüphe yok. Hatta öyle bir farklılaşma ki bu; geniş boyutta baktığınızda Siyasal İslam'ın kendi belirlediği değerlerin ön planda olduğu, yeni bir mezhep yaratmakta olduğu izlenimini veriyor.

Evet, deyim yerindeyse yeni bir mezhep. Sadece Siyasal İslam çevrelerinde geçerli ve Siyasal İslam liderini aynı zamanda halife gibi kabul eden bir mezhep. Yalnızca liderin belirlediği şeylerin suç sayılacağı, neyin doğru neyin yanlış olduğunun yine lider tarafından belirleneceği, tüm değer yargılarının liderin görüşü doğrultusunda şekilleneceği bir mezhep.

Siz belki bu durum için "ama onlar en başından beri yolsuzluk olmadığına inanıyorlar zaten, onun için şüphe etmiyorlar" diyebilirsiniz. Evet, belki inanmayanlar olabilir. Ama bu şüphe etmeye ve sorgulamaya engel değil. Zira İslam dini hesap vermeye ve hesap sormaya önem veren bir din. Yani İslam da iftiraya yer olmadığı gibi, her ne pahasına olursa olsun kimseye hesap vermem mantığına da yer yok. Hz. Ömer döneminde şeffaflık ve hesap verme konusunda ciddi örnekler var.

Bugün Siyasal İslam saflarında yer alan muhafazakâr kesimin, yolsuzluk gibi ciddi bir konuda bile bizleri hayretlere düşüren bu tepkisizliklerini başka türlü açıklamak mümkün değil.

Siyasal İslam'ın geldiği nokta şu an bu.

Peki, bu henüz adı konulmamış, varlığı hissedilen ama telaffuz edilmeyen değerler bütünü veya Siyasal İslamcıların yeni mezhebi kalıcı olur mu derseniz;

Bunun kararını yine muhafazakârlar verecek.

Türkiye'de çoğu şey yol ayrımına girerken onlarında önüne iki yol çıkacak.

Yola nasıl devam edeceklerini ise şu soru belirleyecek : "MUHAFAZA" mı "KÂR" mı?



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.