'SOL/SOSYALİST' DÜŞÜNCE EMEKÇİ VE YOKSUL HALK İLE BÜTÜNLEŞEMEZ

DİN
0,0
23.01.2013 15:35:00
A+ A-

 

 

Türkiye siyasasının, toplumsal yapılanmasının ve inanç dünyasının önündeki perdelemeler değiştirilmedikçe 'sol/sosyalist' düşünce emekçi ve yoksul halk ile bütünleşemez, sorun sadece 'sınıf’, ‘sömürü' değildir! İnanç/din ekseninde karşımıza 'İslam dini' dikilmektedir!


‘Hilafet/saltanat/feodalizmle iç içe geçmiş gerici/faşist düşünceyi besleyen 'milliyetçilik' olarak hortlatılmaya çalışılan 'Türk Nazi' hareketiyle yüz yüzeyiz. Osmanlı kalıntılarının temizlenmediği (ideolojik olarak/tarihsel anlamda) laisizmin Kemalizm’le birlikte içinin giderek boşaltıldığı, Aydınlanma yerine okuma/yazma ve harf devrimlerinin anlaşıldığı ve bunun zaman içinde gerici bir eğitim öğretim sistemine dönüşüp YÖK olarak kurumsallaştığı bir kargaşa ortamı yaşıyoruz. Tüm bu olumsuzluklar üzerine çarpık ekonomik gelişme, sermaye ihracı ve montaj sanayi, ithal ikameci politikalar ve son yıllarda emperyalist/kapitalist sistemde yeni yapılanmalar ile özellikle Ortadoğu/sömürge ve gelişmekteki ülkelerde din eksenli siyasi erklerin kurulması (İslam’ın ılımlaştırılması) durumu söz konusu. Her ne kadar bu durum, sorunun 'siyasal' sorun olarak görülmesi olarak anlaşılsa da, pratik anlamda karşımıza 'inanç/din' ekseninde 'İslam dini' konulmak istenmektedir.

 

Din ve inanç sorunu önünüze geldiğinde akan sular durur öncelikle. İslam dininin reform geçirmemiş olması onun hala bakir bir alan kalmasına neden olmuştur. Eleştirilemez ve dokunulmazlığı ebedidir. AKP’nin siyasal erkini 'İslam' üzerine kurması ve yükselmesi %60'lara varan oy potansiyeline kavuşması tesadüfi değildir. Ortadoğu, Uzakdoğu ve Türkiye ekseninde toplum/din yapılanması Avrupa ve Latin Amerika ülkelerinde (eski sömürgeler) Hristiyan inancında yaşanan ilişkiler gibi değildir. İslam dininde, Hristiyan inancında görülen merkezileşme (papa/Vatikan) ve laisizm (siyasal erk dışında kalma) Yoktur. Bu yüzden İslam inancında karar alıp verecek, uygulayacak bir kurumsallaşmanın olmaması (diyanet türü kurumsallaşmanın merkezîleşmemesi bize özgü kalması) sorunları içinden çıkılmaz bir duruma getirmiştir. Yorumlara, tefsir/fıkıh gibi feodal dönem yorumlamalarıyla İslam katılaşmakta yaşanan toplumsal gelişmelere göre yapılanamadığı için kendi kabuğuna çekilmekte. Bu durum İslam dini yorumcu ve savunucularına göre dünyada tek bozulmamış kitap/inanç olarak savunularak, Müslüman toplumların gelişmekte/gelişmiş ülkelerle olan bağlarını kopartmaya ve sanki batının İslam dini ve Kuran’ı değiştirmek ve ele geçirmek gibi bir komplo teorisi sürekli biçimde şişirilmektedir.

 

Erbakan ve sonrasında Erdoğan’ın ağzından düşürmediği 'batı kulübü zihniyeti' veya 'batı düşmanlığı' stratejisinin altında İslam dininin, Hristiyanlık karşısında merkezileşememesinin güçsüzlüğü yatmaktadır. Özellikle İslam toplumlarında bu durum 'siyasi erk' kavramı ile çözülmeye başlandı ve ilk 'İslam devrimi' 1978 sonlarında İran’da şah rejiminin Humeyni önderliğinde iktidarın ele geçirilmesiyle son buluyordu. Suudi ve diğer krallıklarda ise resmi anlamda olmasa bile birer din devleti olmalarına rağmen sosyal yaşamın düzenlenmesinde buzdağının su altı gerçekliğinin somut örnekleriydi. Türkiye’de ise İslam dini sağcı/gerici/liberal/faşist partilerin gayri resmi ideolojileri oldular ve AKP ile birlikte bu durum (emperyalizm tarafından) 'ılımlı İslam' adı altında dizginlenerek pupa yelken sağa/sola şişirilmektedir. (Ortadoğu’ya, İslam/Müslüman toplumlara örnek ülke/lider gibi)

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.