Sorun dinde mi, dindarlarda mı?

Sorun dinde mi, dindarlarda mı? DİN
3,2
11.03.2013 03:01:06
A+ A-

AKP Kırıkkale İl Başkanı Mehmet Demir, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle bir basın açıklaması yayımlamış. Demir’in açıklamasının büyük çoğunluğu, dini metin referansından ibaret. Kuran’ın Nisa suresinin bir ayetinden...

Nisa yani Türkçesi ile Kadınlar suresi başlı başına tartışmaların öbeği... Çünkü İslam hukukunun evlilik, miras gibi önemli bir çok maddesinin dayanağı burada... Kadın-erkek eşitsizliğinden enseste, çok eşlilikten, esir (işçi?) kadınlarla rızaları dışı cinsel ilişki kurabilme yetkisine, miras paylaşımına ve matematiksel tutarsızlıklara kadar bir çok noktadan eleştirilere maruz kalıyor. Yani 8 Mart gibi bir günde en son gelmesi gerekirken, Demir’in aklına gelivermiş, -veyahut hiç çıkmamış.-

Olay haberlere konu olunca da ortalık karışmış; çünkü sure evlilik içi ilişkilerden bahsederken, eşler arasında çıkması muhtemel anlaşmazlıklara karşı bir ‘yol haritası’ sunuyor ve erkeğe sesleniyor : “Kadını önce uyarın, sonra yatakları ayırın, sonra …”

(Tam da burada üç konuda açıklama yapmam lazım. Bir; inançlıyım. İki; dinbilim konusunda tahmin edebileceğinizden çok daha bilgiliyim. Bu konuda yayınlanmış kitaplarım, onlarca makalem var. Üç; apolojistlik kaypaklığın feriştahıdır!)

Buradan sonrası tartışmalı... Çünkü çoğu Türkçe çeviride “dövün!” olarak geçiyor. İncelediğim 31 Kuran çevirisinin tam 29 tanesi, bu anlamıyla kullanmış. Aralarında Abdulbaki Gölpınarlı, Ali Bulaç, Elmalılı Hamdi Yazır, Muhammed Esed, Süleyman Ateş gibi ‘muteber’ mealciler de, Fi’zilal-il Kur’an, Tefhim-ül Kur’an, Diyanet İşleri Resmi Meali gibi eserler de, İskender Mihr ve Ahmed Hulusi gibi uçuklar da var... Bir odaya toplasanız on konunun dokuzunda uzlaşamayıp birbirlerinin sakallarını yolacak bu isimlerin hepsi, konu kadına dayak atmak olunca müthiş uyumlu bir koro oluşturmuşlar. İçlerinden kimisi yine de vicdanlı davranıp “dövün!” emrinin başına bir parantez uydurmuş ve “(hafifçe) dövün!” demiş...

Sadece iki isim; Edip Yüksel ve Yaşar Nuri Öztürk farklı bir yorum getiriyor ve ayeti “... kadına önce öğüt verin, sonra yataklarınızı ayırın, en sonunda da onu evden gönderin (boşanın.)” şeklinde çevirip yorumluyor.

Bu durum, Arapçanın ve Kuran’ın dil yapısından kaynaklanıyor. Arapçada bir kelime, beş-altı, bazen de yirmi ayrı anlama gelebiliyor. Kuran’da da bu şekilde yüzlerce kelime bulunması, “birden çok anlamlı” cümleler oluşmasına neden oluyor. Literatürde “müteşabih” olarak geçen bu ayetler için, bizzat Kuran’ın kendisi “... Bu birden çok anlama gelen cümlelerin (müteşabih ayetlerin), farklı şekillerde anlamlandırılabileceğini (tevil edilebileceğini) …” söylüyor. Yani bir başka deyişle, kelimenin karşılıklarından hangisinin birinci anlam olarak kullanılacağı değişebiliyor.

O ayette de “dövün!” olarak anlamlandırılan kelimenin kökü “drb” fiili. Türkçeye geçen “darp” fiilinin de kökeni aynı zamanda. Ancak bu “drb” kökü ve bundan türeyen kelimeler, ayni Kuran’da çok farklı anlamlarda da kullanılıyor; seyahat etmek, dışarı çıkmak, ortaya koymak, örnek vermek, sorumluluğunu kaldırmak, mahkum olmak, kapamak, örtmek, açıklamak....

Temel kural, kelimenin hangi anlamıyla anlaşılacağını o kelimenin (ya da ayetin) vermek istediği mesaja, öncesinde ve sonrasında söylenenlere göre belirlemek.

Yıllar önce türban meselesini hararetle tartışırken de “orada ‘başörtüsü’ denmiyor, sadece ‘örtü’ deniyor.” diyenlere karşı ayni şeyleri savunmuştum. Haydi biz Arapça bilmiyoruz, “boşanın” yazanı tersten anladık da “dövün” diye çevirdik. Ya peki Allah’ın Arabı? O da mı kendi anadilini yanlış çeviriyor, yanlış anlıyor? Hem de 1400 küsür yıldır?

Sorun dil ya da çeviri meselesi değil, sorun zihniyet meselesi!

Bir buçuk asır önce yazılmış çok anlamlı kelimeleri algılarken, pratiğe dökerken göz ardı ettiğimiz tek bir şey var; zeitgeist. Zamanın ruhu!

Eğer bir metin, yüzlerce, binlerce yıl geçerli olmak, üstelik de kendisini takip edenlerin sosyal ilişkilerini, özel hayatlarını, giyim-kuşamlarını, yeme-içmelerini, ticaretlerini, barışlarını, savaşlarını belirlemek ve buna rağmen hala yaşamak iddiasındaysa.... Yaşanılan çağa, döneme, coğrafyaya, toplumsal tabakaya göre hatta ve hatta spesifik olarak olaydan olaya farklı anlaşılabilmelidir. (Bana göre, Kuran’daki müteşabih ayetlerin nedeni de, tam da budur!)

Bundan 1400 yıl önce, Arabistan’ın çölünde, sürüsüne bereket karısı, bir o kadar da kadın kölesi olan bir adam için, onları dövmek, hem de ortada somut bir olgu yokken, sadece ‘endişe’ nedeniyle dövmek, nefes alıp-vermek kadar normal olabilir. Bu yüzden o kelimelerin “karılarınızı dövün!” olarak anlamlandırılmasına da, uygulamasına da kimse ses etmeyecektir.

Oysa aynı şeyi 2013 yılında bir Avrupa ülkesinde söylemeye kalkarsanız, dayağı yiyen siz bile olabilirsiniz...

Eğer 2013 yılında Diyanet İşleri, bilmemkaç kere gözden geçirilmiş, güncellenmiş, bilmemkaç yüzüncü baskı olan Kuran çevirilerinde, hala 1400 yıl öncesinin ‘ruhunu’ referans alıyorsa, kendilerine ‘uzman’ sıfatı takan ilahi-yatçılar, kendilerinden bir önceki neslin kaleme aldığı çevirileri alıp bir-iki makyajla tekrar basıyorsa...

Sorunu dinde değil, dindarlarda aramak gerek.

twitter.com/kaangkts | facebook.com/kaangkts

Hamiş : İl Başkanı Demir ne hikmetse kendini savunurken “O sözleri Veda Hutbesi’nden aldım.” demiş. Haydi o panikle dedi, bir kişi de çıkıp düzeltmemiş. Veda Hutbesi falan değil, yukarıda belirttiğim gibi birebir Nisa (Kadınlar) suresinin 34. ayetidir...

Kaynakça : 1. “Erkekler kadınları gözetirler. Zira Allah her birine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nitekim erkekler evin geçiminden sorumludur. Erdemli kadınlar, (Tanrı'nın yasasına) boyun eğer ve Allah'ın korumasını emrettiği (onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsalar korurlar. İffetlerinden endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın ve nihayet onları çıkarın. Size itaat ederlerse onlara karşı bir yol aramayın. Allah Yücedir, Büyüktür.” (Kuran; 4:34)
2. Edip Yüksel - Mesaj
3. www.quranix.com
4. aklinikullan.tumblr.com

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

Fundamentalizm -

Yazınız, bir çok kez ele alınmış bir konuyu bilinen argümanlarla işlemesine rağmen iyi bir üsluba sahip ve köktendinciliğin mantıksızlığını açıkça ortaya koyuyor.

1 0
Gerek üslûp, gerek içerik bakımından alışıldık, bildik bir yazı -

Başlık olarak yazdığım cümle bu yazı için samimî izlenimimi ifade ediyor. Yeni bir yaklaşım değil bu, bu konuda. Bir ilginçliği, özgüllüğü de yok. Kitap da yazı da çok yazılıyor bu ülkede. Ama faydalısı, arananı, emek ürünü olanı çok çok az. İnsanlar bir gerçeğe tekabül eden bir söz söylemekten ziyade aslı esası olmayan, bir işe yaramayan, kolayca iddia edilebilen değer yargılarına itibar ediyorlar. Ya da muhalif oldukları yaşam biçimlerine, düşüncelere, bakışlara karşı inatçı bir duruşu sürdürmek için olmadık, akla gelmeyecek, anlamsız iddialar, değerlendirmeler peşindeler. Bulduklarını ve onların gerçeği yansıttıklarını inandırıcı kılmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Özeti bu, yazının bana düşündürdüklerinin.

2 2
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.