Tanrı kavramına agnostik-teist yaklaşım

DİN
5,0
25.03.2014 01:38:35
A+ A-

İnsanlığın ilk dönemlerinden itibaren insanlar anlayamadıkları doğa olaylarına kutsiyet atfetmişler. Tarihin en ilkel çağlarına dahi bakıldığı vakit bir kutsal bulunur. Kimi zaman bu kutsal, bir yanardağ olmuştur kimi zaman ise bu güneştir.
İnsanlar özel mülkiyeti ve parayı icat ederek komünal toplumdan çıkıp sınıflı toplum düzenine geçtikten sonra bir kesim büyük toprak sahibi olmuş diğer bir kesim ise bu topraklarda çalışan topraksız köylü haline gelmiştir. Feodal beyler toplumun geniş kesimini teşkil eden köylülere hakimiyet sağlamak adına bu kutsalları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmış ve toplumda bu kutsallar eliyle yarattığı korku imparatorluğunun tek değişmez efendileri olmuşlardır.Modern anlamda bir Allah fikrine yönelik ilk girişimlere de bu dönemde rastlarız.
Tek tanrılı dinler hep isyanla başlamışlardır. İsyanları varolan adaletsiz düzene olmuştur. Peygamberler tarihi bir isyanlar tarihidir. Hz. Musa mısır aristokrasisine karşı halkının özgürlüğü için isyan bayrağını yükseltmiştir. Bu isyan neticesinde halkı özgürlüğüne kavuşmuştur. Hz.İsa bir grup dini elit zümre tarafından sömürülen halkı için bu dini sömürüye isyan etmiştir. Hz.Muhammed Mekke aristokrasisinin zulüm düzenine karşı Mekkeli kölelerle isyan etmiş ve sonuç olarak Mekke aristokrasisini yıkmıştır. Tek tanrılı dinler insanların feodal düzene, baskıya, sömürüye karşı başkaldırısının dini temelidir. Feodal düzenin politeist anlayışına karşı tek tanrının birleştiriciliği, bütünleştiriciliği bakış açısı bu durumu yansıtmaktadır.
Kendi zamanları açısından bakıldığında bir devrim niteliği taşıyan bu tek tanrılı dinler feodalite ye başkaldıran halklara önderlik etmiş ve insanlığın gelişimine büyük etkileri olmuştur.
18.YY'da sanayi inkılabından sonra toprağa bağlı feodal düzenler yerini sanayiye bağlı kapitalist toplumlara bırakmıştır. Fransız ihtilaliyle birlikte bu feodal düzenlerin egemenlik biçimleri (imparatorluklar, çok uluslu krallıklar, derebeylikler, toprak ağalığı  vs.) yerini kapitalist burjuva egemenlik biçimlerine (cumhuriyet, temsili parlamenter demokrasi, ulus devlet) bırakmıştır. Gelişen bilim-teknik ile birlikte yeni keşifler ve icatlar insanlığın ufkunu geliştirmiş ve eski toplum yapısının geleneksel kurumları  eski etkinliklerini yitirmişlerdir. Batı'da devlet ile kilise ayrılmış ve böylece toplum eski düzendeki kilise baskısından tamamen kurtulmuştur.
Eski toplumda zulme karşı bir direniş olarak ortaya çıkan tek tanrılı dinler bu yeni oluşan durumda eski ilerlemeci fonksiyonunu kaybetmiş ve bilimsel gelişmeler tarafından zaman içinde oluşan tabularının yıkılması sonucu girdiği var olma krizi neticesinde giderek softalaşmış ve bağnaz elit bir zümre yaratmıştır. Tek tanrı anlayışı bugün gelinen noktada bir modernizasyona muhtaçtır. Tanrı fikrinin tanrısızlık karşısında varlığını koruması modernizasyonuna bağlıdır. Bilimsel açıdan tanrının konumunu yeniden gözden geçirmek gerekir.
 Bilimsel olarak bir şeye vardır ya da yoktur demenin tek ölçütü doğrulanabilirlik ve yanlışlanabilirlik şartıdır. Tanrı anlayışına baktığımız zaman tanrı için vardır ya da yoktur demek imkansızdır keza vardır diyen bilimsel açıdan varlığını ortaya koyamamaktadır, aynı şekilde yoktur diyen de yokluğunu ortaya koyamamaktadır. Bu durumun tek sebebi ise tanrı tanımında yatmaktadır. Kutsal kitaplar tanrıyı tanımlarken bir kelime kalıbına çok sık vurgu yaparlar: ZAMANDAN MÜNEZZEH, MEKANDAN MÜBERRA. Zaman ve mekanla, madde ve manayla sınırlandırılamayan bir varlık bilimsel açıdan ispat da edilemez inkar da edilemez. Günümüzün bilimadamları duyu organlarımızla algıladığımızın varolanın çok az bir kısmı olduğunu ifade etmektedirler. Bu demektir ki biz henüz madde ve manayla zaman ve mekanla sınırlandırılmış olan varlıkları bile tam olarak bilebilmiş değilken bu şekilde tanımlanan bir tanrıyı bilmemiz olanaksızdır. Bilim tanrıya var da diyemez yok ta diyemez çünkü varı da ispatlayamaz yoku da ispatlayamaz. Bazı din bilimciler tanrının varlığını akıl yoluyla ispatlama yoluna giderler. Lakin akıl vara da delil üretmekte yoka da delil üretmektedir. Bir şey hem kendinin hem zıdının delili olamaz. O halde akılda delil değildir. Bu durumda tanrı konusunda alınması gereken pozisyon ne olmalıdır?
Her şeyden öte meseleye psikolojik açıdan bakılmalıdır. Tanrının var olduğuna inanmak insana ne kazandırır? Bu sorunun cevabı bize bir yol gösterebilir. Ya da tarih boyunca suçsuz yere öldürülen ve intikamları alınmayan milyonlarca insanı düşünerek dinlerin deyimiyle Mahkeme-i Kübra yani ahiret inancını tekrar düşünmek de kişiye bir yol gösterir. Tanrıya inanmak ya da inanmamak kültürel ve psikolojik olarak ne sonuçlara yol açar sorusunu sormak bu meseleye bir çözüm getirebilir.
Tarih akıp giderken insanlık her geçen gün gelişip büyüyecek ve bu sorulara cevap bulacaktır. Tanrı problemi modern çağın teolojik bir sorunu olarak göze çarpmaktadır ve görünen o ki daha çok kişi tanrıyı sorgulayacak gibi gözükmektedir.

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.