Tanrı Yanılgısı

DİN
0,0
23.10.2013 13:48:15
A+ A-

Kutup tilkilerinin , yazın kahverengi olan tüylerinin kışın nasıl beyazladığını ve yıl boyunca mevsimlerin oluşması için dünyamızın öne ve geriye doğru olan 27,5 derecelik açıyı "akıllı tasarıma" bağlayan bir arkadaşa cevaben...

Olaya tersten bakıyorsunuz.
"Tanrı" fikrinden yola çıkarak doğayı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyorsunuz.
Bu yüzden yanılıyorsunuz. Kutup tilkilerinin yazın kahverengi olan tüylerinin kışın beyazlaması anlık bir kazanım değil ki. Öyle "Ol dedi oldu" şeklinde olmuyor o işler.
Hayvan o özelliğine ulaşana kadar belki 50 bin defa evriliyor. Bu yolculuk boyunca bir çok türü yok oluyor
yeni türler meydana geliyor onlardan uyum sağlayamayanlar tekrar yok oluyor.

Belki 100 lerce kuzeni evrim yoculuğunda uyum sağlayamadı ve yok oldu.
Küresel ısınmayla o tür muhtemelen bundan 10.000 sene sonra tüylerini dökecek; veya dökemeyecek, ve şimdiye evrimin dişlileri arasında çoktan yokolup tarihe kavuşmuş milyarlarca canlıyla birlikte, evrim ansiklopedisinin geçmiş sayfalarında yerini alacak.
Siz (evrimi inkar ederek) kutup tilkilerine bakıp tanrıya ulaşıyorsanız, ben de nesli daha yeni tükenmiş bir fok balığına bakar ve sizin tanrıya vardığınız yolda sağdan ilk çıkıştan kaçarım.

Yıl boyunca mevsimlerin oluşması için 27.buçuk derece açı diyorsunuz, ve bundan büyülenip bir tasarıma bağlıyorsunuz.
Ben de etrafımdaki milyonlarca yaşam olmayan gezegene bakıyorum ve bu açıyı sadece dünyamızın yapmış olmasını "milyonda bir ihtimale", "şansa" bağlıyorum.
Ortada gerçekten akıllı bir tasarım olsaydı, bu kadar boş gezegen haybeye neden yaratıldı?
Demek ki belkide dünya, bir "bilinç" tarafından, biz var olalım diye 27 buçuk derece yana yatırılmadı.
Once gezegen arasından milyonda bir ihtimal sadece dünya 27 buçuk derece açıyla yana yattığı için burada yaşam varolmuş olabilir mi?
Dediğimi anlamak için üstün bir zekaya sahip olmaya gerek yok. Biraz kafayı çalıştırmak yeterli.

Tanrı fikri her şeyin bir anda bugünkü halleriyle yoktan varolduğunu var sayar.
Çünkü durağandır, insanlığın sadece o gökten indiğini iddia ettiği anını, ve indiği toplumu ilgilendirir, değişim istemez.
Evrimle olan savaşının altında aslında ne bilim korkusu, ne evrimin kendini yalanlaması yatar.
Aslında dinin evrimle problemi evrimin maymundan geldik, tanrının ise topraktan yaratıldık iddalarının çelişmesinin çok ötesindedir.

Evrilmek sadece fizyolojik bir durum değildir. Felsefeler, toplumlar, ahlak, düşünceler hepsi evrilmeye durmuştur.
Her şeyin doğasında evrim vardır.
Ancak din, yapısı itibariyle evrilmeye kapalıdır.
Yani din aslında evrim felsefesinin söylediklerine, savlarına filan karşı değildir.
Evrilme fikrinin kendisine karşıdır.
Çünkü insanlık tarihinin kısacık bir anı için geçerli olacak söylemlerinin evrilmesi, kendisinin geçersiz konuma düşmesi,
yerine yenisinin gelecek olması demektir.
Burada elbette "din" derken bir bilinçten, "insan ve toplum manipülasyonu" işinden ekmek yiyen bizzat şahıslardan bahsediyorum.
Ve "yerine yenisinin gelmesi" derken bu gücün yeni felsefeler ile el değiştirecek, başka fikir odaklarına transfer olacak olmasından
söz ediyorum.

Din, evrime bu yüzden direnir.

Thor, Baal, veya Ulu Manitu, direnmedi mi sanıyorsunuz?
Ulu Manituluk, kafaya İspanyolun sopayı yiyene kadar.

Şimdinin mü'minleri Allah ile kafayı güzelleştirmeye devam etsin.
Bundan 10.000 sene önce ateşe, 5000 sene önce fırtınaya, 3000 sene önce zeusa, 1000 sene önce allaha sığınan insan ruhu kim bilir 1000 sene sonra sığınmak için hangi tanrıları yaratacak.

"Herşeyin bir başı olmalı" fikri elbette mantığa ters değildir. Tüm bu sistemin bağlandığı bir nokta olabilir. Olmayabilir. Bunu bilemeyiz. Hayvani özelliklerini hala barındıran insan "nedensellik" labirenti içinde hapistir. "Nedensellik", "Sebep-Sonuç" gibi kavramlar, aslında maymundan daha dün evrilmiş ilkel, hayvansı beyinlerimizin ürünüdür. Sebep-Sonuç ilişkisi, ve "neden" sorusu tamamen hayvana ait, içinde bulunduğu ortama uyum sağlaması için sürdürmesi gereken sorgulamanın sonucudur.
Pek iyi, bu ilkel benliğimize ait kavramların üst boyutlarda da olmak zorunda olduğunu nereden çıkarıyoruz?

Çocuğumuzu terbiye etmek için 100 sene önce falakaya yatırır, 20 sene önce tek ayak üstüne dikerken, şimdi ceza
kavramının işlevselliğini sorgular hale geldik. "Empati yapmak", "Anlamaya çalışmak" gibi kavramlar geliştirdik.
Sadece "ceza" kavramının bile bu kadar kısa sürede evrildiği bir
düşün ortamında, bizi toplumbilim ışığı altında incelendiğinde çoğu zaman elimizde olmadan işlemeye mahkum olduğumuz günahlar
yüzünden ateşler içinde kavuracak bir yaratıcı, oldukça eski moda görünüyor.

Uzun lafın kısası, (Dinlerin bize anlattığı şekliyle) tanrı bir yanılsamadır, insanın kendi kendini kandırması,
bu anlamlandırmakta güçlük çektiğimiz varoluşumuzu anlamlandırma çabasıdır.

İnsanın ruhu aklına ağır gelir ve insan tanrılar yaratır.
Şimdi, siz mü'minler, bu "kendi kendinizi kandırma ve olmayan bir şeye, kesinlikle olmadığı şekliyle inanma haliyle" kendinizi rahatlatıyorsanız, ne mutlu size.
Ama mantığını yürütmeye çalışan ve hayatın "gerçeğini" sorgulayan insanlara kendi kendinize telkin yoluyla
inandırdığınız ama mantık çerçevesinde ele alındığında aslında hiç bir elle tutulur tarafı olmayan fikirlerinizle bir şeyleri ispat çabasına girmeyin. Sadece bu çabanız bile, sizin inancınızla ilgili şüpheleriniz olduğunu gösterir.

Bir dip not:

Ateist, Deist, Agnostik gibi ayırımların tamamen kilise bazlı düşün örgütlerince çıkarıldıklarını düşünüyorum.
Amaç, "din karşıtı" felsefeyi kendi arasında bölmek, zayıflatmaktır.
Bahsettiğim gruplar aslında aynı şeyin savunucularıdır.
Dawkins ateizme "aktif agnostiklik" diyor.

Ateizm esas olarak bir üst bilincin olabileceğini inkar etmek demek değildir, zaten de olmamalıdır.
Yokluğundan emin olmadığımız şeyi inkar edemeyiz.
Üstelik evreni anlamlandırmakta "henüz" güçlük çeken ilkel aklımıza böyle bir üst bilincin varlığı yine "henüz" olası gelebilir.
Ancak onlar bizleri "ateist", "deist", veya "agnostik" olarak isimlendire dursunlar, "tanrı" denen bu olası üst bilincin bize onların anlattığı basit, ilkel ve egosantrik şekliyle olamayacağını biliyoruz.
Bu bağlamda, deizm, ateizm, agnostizm, aslında aynı tanrıları inkar ediyor.

Bu yüzden bir ateistle bir deistin tanrının varlığı konusunda yaptıkları tartışma tamamen abesle iştigaldir.
Kaynaklar, "Tanrı var mı yok mu" tartışması yerine üzerinde hemfikir olunan ortak yanılgıya tavır almada kullanılmalıdır.
Bu yanılgı, din ve onunla paket halinde gelen diğer varoluşsal aldanmalardır.
Ölümden sonra yaşam vaadinden tutun, din olmadan ahlak ve adalet olamayacağı ve bir çok diğer aldatmaca, daha eşitlikli,
daha insancıl, daha özgür, daha refah ve birlik içinde toplumlar için hedef alınıp fikirsel olarak çürütülmesi gereken saplantılardır.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.