"Tanrısızlığın İlmihali"

"Tanrısızlığın İlmihali" DİN
2,5
27.12.2012 09:15:16
A+ A-

 

"Eğer Tanrı konuştuysa neden herkes ikna olmadı?"

Percy Bysshe Shelley

 

Ölmeden önce veya ölümüne yakın bir zamanda dinine daha sıkı bağlanan kimi zındıkları propaganda becerilerinin el verdiği ölçüde kendi kitlesine pompalayan dini bütün hacı abileri hepiniz bilirsiniz. İnsanın en çaresiz olduğu anda fikirlerinin suyunun çekildiğini bilmeyen veya bilmek istemeyen bu hacı abiler yaptıklarının marifetini kutlamak için yayınlarında zihni açık insanlara hep şu mesajı iletirler, sakın siz de onlar gibi geç kalmayın.

 

Gerçi gönül isterdi ki şöyle Turan Dursun gibi veyahut İlhan Arsel gibi ne bileyim belki Richard Dawkins gibi önde gelen ateistler yaşarken, öldürülmeden, vefat etmeden önce dile gelip dinlerini takdis etselerdi daha hayırlı olurdu ama eldekilerde ziyadesiyle idare eder. Artık nasip geride kalan ateistlere (!) Canım hepside onlar gibi sağlam iradeli olacak değiller ya?

 

Bu alışılagelmiş durumun istisnası olarak verebileceğim tek örnek sanırım Fransız rahip Jean Meslier'dir. 1664 yılında hayata gözlerini açtığı ve öleceği 1729 senesine dek dini inanış içinde yaşamış bu sayın büyüğümüz, kimseye belli etmeden onca yıl içinde biriktirdiği şüpheciliğini sorularıyla beslemiş, vefatından sonra bulanların vasiyetname diye takdim ettikleri şeyleri kaleme almıştır. Farklı maddeler altında semavi dinleri eleştiren Meslier'in yazıları "Aklıselim" ismiyle bizzat Atatürk'ün talimatıyla yayınlanıp (1928) Türkiyeli yurttaşlara armağan edilmiştir. Yeni yayıncısının elinde (Kaynak Yayınları) ismi "Sağduyu-Tanrısızlığın İlmihali" olarak değiştirilen bu eserin giriş bölümünü sizlerle paylaşmak istedim; çünkü şahsımın şimdiye dek okuduğu en sade Din, İnsan ve Tanrı yorumu olarak zihnimdeki yerini almıştır. Söz Meslier'in.

 

"Yaratılışı, uyruğunun zihnini karıştırmaya çok uygun mutlak bir hükümdar ile yönetilen bir ülke var. Bu hükümdar, bilinmek, sevilmek, İtaat edilmek istiyor. Ancak hiçbir zaman kendisini göstermiyor ve her şey hakkında edinilen bilgiyi kuşkulu kılmaya çalışıyor. Hâkimiyet ve saltanatına bağlı kavimler, görünmeyen hükümdarlarının karakteri ve yasaları hakkında sözcülerinin verdiği fikirlerden başka fikirlere sahip değil. Sözcüler bile, hükümdarlarının karakterleri ve niyetleri hakkında hiçbir fikre sahip olmadıklarını, bu hükümdara giden yolların geçilmesinin olanaksız olduğunu, niyet ve sıfatının bilinmesinin hiç mümkün olmadığını kabul ediyor. Öte yandan, icra aracı olduklarını söyledikleri efendilerinden çıkan emirler hakkında, bu sözcüler arasında birlik yoktur. İmparatorluğun her ilinde bu emri başka başka ilan ederler. Birbirlerini küçük düşürürler, birbirlerine hileci, sahtekâr derler. İlanını görev edindikleri emirler, fermanlar açık değildir. bu emirler ve fermanlar, uyruğun eğitim ve aydınlanmasına özgüdür, ancak bunlar uyruğun akıl erdiremeyeceği, anlaşılmaz şeylerdir. Gizli hükümdarın yasaları, çevirmenlere, açıklayıcılara muhtaçtır; ancak bunları açıklayanlar, gerçek anlamı hakkında sürekli olarak çekişme halindedir.

 

Dahası var, bunlar kendi kendileriyle de uyuşmuş değillerdir. Gizli hükümdarlarına dair ettikleri söylentilerin tümü bir çelişkiler yumağından başka bir şey değildir, hemen yalanlanmayacak hiçbir kelime söylemezler. Bu gizli hükümdarın son derece iyi olduğunu söylerler; oysa onun isteklerinden, emirlerinden şikâyet etmeyen kimse yoktur. Sonsuz hâkim olduğu varsayılır; oysa yönetiminde her şey mantığa sağduyuya aykırıdır. Adaleti övülür; oysa uyruklarının en iyileri genellikle en az yardım ve iyiliğe erişirler. Her şeyi gördüğü, her yerde hazır ve nazır olduğu temin olunur; oysa, bu hazır ve nazırlığın hiçbir şeye yararı olmaz. Düzen ve doğruluk dostu olduğu söylenir; oysa, ülkesinde her şey alt üst olmuş, karışıklık içindedir. Her şeyi o yapar; Oysa olaylar, ender olarak tasarılarına uygun görülür. Her şeyi önceden görür, ancak hiçbir şeyin olmasına engel olamaz. Kendisine yapılan saldırı ve tecavüze karşı sabır ve tahammülü yoktur; bununla birlikte herkesi kendisine tecavüz edilmeye güçlü kılar. Eserlerindeki bilimselliğe hayranlıkla bakılır, oysa çelişkilerle dolu eserleri kısa ömürlüdür. Sürekli olarak yapmakla, bozmakla, işinden asla memnun kalmaksızın yaptığını onarmakla uğraşır. Her girişiminde, kendi büyüklüğünden ve şanından başka bir amaç yoktur; oysa büyüklüğü ve şanıyla yüceltilmeye hiç ulaşmaz. Yalnızca uyruğunun refahı için çalışır, uyruğu ise çoğunlukla zorunlu ihtiyaçlarından yoksundur. Armağan ve iyiliklerine erişmiş gibi görünenler, genellikle hallerinden en az memnun olanlardır. Bunların hemen tümü, büyüklüğüne hayran olmaktan ve olgun hikmetini yüceltmekten, iyiliğine tapmaktan, adaletinden korkmaktan, asla itaat etmedikleri emirlerine saygı duymaktan ayrılmadıkları hükümdarlarına karşı aralıksız isyan halinde bulunurlar.

 

Bu ülke dünyadır; bu hükümdar Allah'tır; vekilleri rahiplerdir; uyruğu insanlardır."       



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.