TANRIYI/ALLAH'I KİM YARATTI?

DİN
3,0
15.09.2013 14:41:48
A+ A-

TANRIYI/ALLAH’I KİM YARATTI?

“Tanrıyı/Allah’ı kim yarattı?”, “Allah kaldıramayacağı taş yaratabilir mi?” vb. sorular Ateizm düşüncesini savunan pek çok insan tarafından yöneltilen en meşhur sorularındandır. Bu ve benzeri sorularla karşılaşan pek çok insan bu soruların cevabını bulamadığında içten içe şüpheye düşer, inanç temelleri sarsılır.

İnancını sorgulayarak sağlam temeller üzerine bina etmemiş kişiler bu tür sorularla karşılaşınca genellikle bocalarlar. Zira bu tür kişiler genellikle kendilerine ailesi veya çevreleri tarafından ne öğretilmişse ona inanmış neye niçin inandığının bilincinde olmayan kişilerdir. Dolayısıyla günün birinde bu tarz sorgulayıcı sorularla karşılaşınca birden bire şoke olurlar. Bu ve benzeri sorular şimdiye kadar hakkında hiç düşünmedikleri konuların tehlikeli bir şekilde sorgulanması anlamına gelmektedir.

Peki, bu ve benzeri sorularla karşılaşan insanlar ne yapar?

Genellikle; önceleri içsel bir huzursuzluk yaşarlar. İnançlarının sorgulanması hoşlarına gitmez. Zira bir şekilde hayatları belli bir düzende akıp gitmektedir. Hem anne, babaları, çevreleri ya da ataları ona böyle öğretmişlerdir, hepten yanılmış olamazlar ya. Sonra bir anlık korkuya kapılırlar. "Acaba inancımı yitiriyor muyum?" "Neler düşünüyorum böyle ben!" Sonra bir müddet bu soruya yanıt ararlar. Bu konuda güvendikleri en yakınlarına sıkıntılı bir şekilde kıyısından köşesinden soruyu açarlar. Zira birileri tarafından inançsız olarak nitelendirilmekten korkmaktadırlar.

Neticede pek çok insan bu tür sorulara tatmin edici cevaplar bulamadan konunun üstünü kapatırlar. Artık inançlarını sorgulamayı bırakırlar. Kendilerine anne, baba, çevre ve atalardan aktarılan bilgilere sorgusuz sualsiz teslim olurlar. Onlar için bu alan tehlikeli alandır. Sorgulanmamalı, akıl yürütülmemelidir. Oysa Kur'an'ın en çok eleştirdiği rol modellerden biri de bu davranış türüdür ve tam tersine Kur'an her zaman akletmeyi, araştırmayı, aklını kullanmayı emreder.

"Onlara; 'Allah'ın indirdiğine uyun' denildiği zaman onlar, 'Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız' dediler. Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? (Bakara Suresi, 170)

Çünkü yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır-dilsizlerdir. (Enfal Suresi,22)

Bu kısa girişten sonra gelelim sorumuza... İlk karşılaştığımızda bize korkutucu ve tehlikeli gibi gelse de aslında mantıksal açıdan bakıldığında bu tür sorular gerçekte bir soru olmaktan uzak ve bilgisayardaki tabirle "error" yani kendi içinde hata barındıran, cevabı olmayan yanlış kurgulanmış sorulardır.

Benzer olarak kurgulanmış aşağıdaki örnek sorulara bakalım:

- Üçgenin dördüncü köşesi onun ne tarafındadır?

- Su her şeyi ıslatır. Peki, suyu kim ya da ne ıslatmıştır?

- Çemberin köşesi nerededir?

Yukarıdaki sorular birer soru formatı taşısa da aslında mantıklı karşılılıkları olan sorular değillerdir. Zira kural olarak soruların doğru ve tutarlı sayılabilmesi için soruların içerdikleri anlam ve yapı bakımından cevabı içeren kavramların tanımlarıyla uyumlu olması gerekmektedir.

Örneğin yukarıdaki sorulardan birincisini inceleyim. Üçgen tanımı gereği zorunlu olarak üç kenarı ve üç köşeyi barındırır.  Sorudaki "üçgenin dördüncü köşesi" ifadesi mantıksal olarak kendisinde üç köşeden başka bir kenar ve köşe bulunamayacak olan bir şeklin olmayan bir özelliğini sorgulamaktadır. Zira soruda dördüncü köşesinden bahsedilen şekil bir üçgen değildir. Üçgen tanımı gereği zorunlu olarak üç köşeden oluşur.

İkinci soruda su yapısı, doğası gereği akışkan/ıslaktır. Suyu başka bir şeyin ıslatması söz konusu değildir.

Üçüncü soruda çemberin bir köşesi yoktur ki gösterilsin. Herhangi bir köşesi olduğu anda zaten şekil çember olma özelliğini yitirir.

Şüphesiz bu tür sorular çoğaltılabilir. Önemli olan bu soruların barındırdıkları mantıksal hataların fark edilmesidir. Şimdi konumuzun başındaki soruya dönecek olursak;

Tanrı/Allah zatı gereği başka bir güç tarafından var edilmemiş ve yaratılmamış olandır. Bu “Tanrı” tanımının zorunlu bir gereğidir. Zira başkası tarafından yaratılan bir yaratık "Tanrı" olamaz. O halde bu soru bu haliyle cevabını içermeyen bir bilgiye dayalı, mantıksal olarak "error" yani hatalı bir sorudur.

Bu yanıta ateistler Tanrının kendi zatında zorunlu varlık olduğunun inananlara ait bir kabul olduğu dolayısıyla kendilerini bağlamadığı şeklinde bir eleştiri getirebilirler.

Bu eleştiri haklı bir eleştiri değildir. Zira zorunlu varlık düşüncesi dış dünyada geçerliği olmayan ve insanlar tarafından uydurulmuş bir durum değildir. Aksine her zaman var olması gereken bir zorunlu varlığın olması mantıken olması gereken tutarlı bir bilgidir.

Ateizm düşüncesi Tanrıyı inkâr etmek için binlerce yıl evrenin ezeli ve ebedi olduğuna/olabileceğine ve olması gerektiğine inandılar. Yani onlara göre bizim var olmamız ancak ezelden beri var olmamıza bağlıydı. Onlarda çok iyi bilmekteler bir şeylerin mutlaka ama mutlaka zorunlu bir şekilde her zaman var olması gerekmektedir.

Şöyle bir düşünün. Zamanda geriye gidin. Binlerce, milyonlarca, milyarlarca yıl geriye. Ve bir an için ne uzayın, ne zamanın, ne mekânın, bir tek atomun dahi olmadığı mutlak yokluk olduğu bir anı düşünün. Ne enerjinin, ne atomun, ne tanrının olmadığı mutlak yokluk.

Böyle bir mutlak yokluktan herhangi bir varlığın oluşma ihtimali de mutlak olarak yoktur. Bunun içindir ki ateizm düşüncesi günümüze kadar evrene ya da maddeye ezeliyet vermekte idi. Fakat bilimsel gelişmeler Big bang ile evrenin bir başlangıcı olduğunu ispatladı. Bu da ateizm çevrelerinde büyük bir paniğe neden oldu. Daha önceden "Ya evren ezelidir ya da Tanrı. İkisinin biri mutlaka ezeli olmak zorunda. Eğer evrenin başlangıcı olduğu ispat edilirse bu tanrının mutlak varlığı anlamına gelir" diyen bazı ünlü ateist düşünürler/felsefeciler daha sonra evrenin ezeli olmadığı ispat edilince bir şeylerin mutlaka ezeli ve sonsuz olması gerektiğini çok iyi bildiklerinden bu kez de "sonsuz evrenler", "enerjinin ezeliyeti" gibi fantastik teoriler ortaya atmaya başladılar.

Kısacası teizmin zorunlu varlık olarak kabul ettiği Tanrı/Allah inancının tutarlığının ve gerekliliğinin farkında olan ateizm taraftarları bu gerekliliği karşılamak üzere Tanrı inancının yerine fantastik bir şekilde enerjiyi, ya da sonsuz evrenleri koymaya başladılar.  Ateistler"Tanrının ezeli olduğunu da nerden çıkarıyorsunuz?" diyerek inananları eleştirirken öte yandan insanları enerjinin ezeli olması gerektiğine ya da sonsuz evrenlerin bulunduğuna inandırmaya çalışmaktadır. Tanrının ezeli olduğuna inanamayan ama bir şeylerin mutlaka zorunlu olarak ezeli olması gerektiğini bilen ateist düşünürler son yüzyıla kadar insanları maddenin, atomların ve evrenin ezeli olduğuna inandırmaya çalışmış fakat son yüzyıldaki bilimsel araştırmalar onların bu inançlarının yanlışlığını ortaya koymuştur.  

İnananlara “Tanrıyı kim yarattı?” diye soran ve Tanrıdan başka şeylere, örneğin enerjiye ezelilik atfeden ateizm taraftarlarına inananların şu soruyu sorma hakkı yok mu "Peki enerjiyi kim yarattı?"

METİN AYDIN

YORUMLAR

Ateizmi doğru algılayalım -

Amacım bunu bir ikili yazışmaya tartışmaya çevirmek değil. Ama Ateizm hakkında bilmenizi istediğim bir şey var. Ateizm aslında tam anlamıyla "Tanrı yok" demek değildir. Dawkins bunu Ateizm, "Aktif Agnostikliktir" lafı ile açıklıyor. Ateizm tanrıyı reddetmek demek değildir. Ateizm, "insan aklının yarattığı tanrıları" reddetme felsefesidir. Yani Zeusu, yani Anubisi, veya Yehovayı, Godı, ya da Allahı. Ateizm bunları reddeder. Yoksa aklı biraz çalışan her kişi, mevcudiyetimizin herhangi bir üst bilinç, (veya bilinçler) tarafından tohumlanmış OLABİLECEĞİNİ kabul edecektir. Bakın yine kesinlik yok dikkatinizi çekerim: "Evet öyle bir ihtimal olabilir, olasılıklar dahilindedir" deriz. İnkar bizim algılayamayacağımız yapıdaki bu üst bilincin karımızla ne şekilde ilişkiye gireceğimizden tutun, "savaşta benim tarafımı tut" demesine, "iyilik yapman önemli değil benden değilsen cennetime giremezsine" varan dünyevi, tarafçı, ırkçı, mezhepçi seviyeye indirgenmesine. İnkar bu "sözde" yaratıcının, 1400 sene öncesinin değer yargıları ve toplumsal yapısı düşünülerek söylenmiş ve bugün için çoktan geçerliliğini kaybetmiş ahlaki söylemler seviyesine indirgenmesine. Bunun organize bir hale getirilip bir yönetim şekline dönüştürülmesine, başta "simge bir allah" olmak üzere oradan zincirleme olarak geriye giden bir şah, padişah, şeyhler, şıhlar, hocalar, hacılar ve müminler otorite ve boyun eğme zincirinin ortak kodu haline getirilmesine. Dawkins'in bir sözüyle (bize uyarlayarak) yazıyı sonlandırmak isterim. Diyor ki: "Ateist kimdir? Ateist; herhangi bir inançlı müslümanın Thor, Baal ya da Zeus hakkında hissettiği düşüncelerin aynısını Allah konusunda hisseden kişidir. Dolayısıyla, insanoğlunun tarih boyunca inandığı tanrılar açısından aslında hepimiz ateistiz. Bazılarımız sadece bir tanrı ileri gidiyor."

4 2
Bakış Açısı... -

Değerli yorumunuz ve aydınlatmanız için teşekkür ederim. Bahsettiğiniz "bilinmeyen, cevaplanamayan sorulardan tanrı inancına ulaşmak" fikri felsefede "god of gaps, boşlukların tanrısı" adı verilen bir argümandır. oysa bunun tam tersine bilim ilerledikçe evrendeki mükemmel ve hassas dengeler ortaya çıktıkça, evrendeki harika matematik, olağanüstü bilgi, bilinçli tasarım ispat edildikçe Tanrı/Allah inancı daha da güçlenmiştir. Comte aydınlanma döneminde dinin artık son bulduğun dinin yerini bilimin aldığını insanlığın yeni dininin bilim hatta peygamberinin de kendisi olduğunu iddia etmişti. Oysa bilimsel gelişmeler Allah'ın varlığını zayıflatmak şöyle dursun daha da güçlendirdiler. Örneğin Bin bang evrenin ezeli olmadığını, termodinamik yasaları da ebedi olmadığını kanıtladı. Kuantum fiziği herşeyin atomlardan ibaret olmadığını ortaya koyarak determinist ve mekanik evren anlayışını yıktı, matematiksel olasılık hesapları evrenin günümüzdeki halini alabilmesi için 10 üzer 120 ihtimalden yani evrendeki atom sayılarından daha fazla bir ihtimalden söz ediyorlar vb. uzatmak istemiyorum. Ama şunu söyleyebilirim. Bilim ilerledikçe, evrenin işleyişi ile ilgili akıl almaz bilgiler ortaya çıktıkça Allah inancı daha da artmakta... Sevgi ve saygılarımla...

1 1
Hatalı bir yaklaşım -

Yazar arkadaşımızın yaklaşımında hata var, biraz aydınlatmak isterim. Kendi cevaplayamadığı soru ile, ateizmi hedef alıp malup etmek istiyor ama durumun aslının farkında değil. Ateistlere "Peki enerjiyi kim yarattı" diye sormuş. (Henüz) Bilmediği, cevaplayamadığı sorulara "Tanrı" kulbu takmak inananların işidir. Ateizm sana Enerjiyi ŞU yarattı BU yarattı demiyor ki. Veya "ŞURADAN GELDİK" demiyor. Çamurdan adem varoldu, onun da kaburgasından havva var oldu demiyor. Din tüm bunları (kendince ve 1500 sene öncesinin cehaleti içerisinde) açıklıyor. Mantık yürütmek isteyen, sorgulamak isteyen akıl da, tüm bu bugün artık saçmalıkları binlerce kez her yerde kanıtlanmış "yanlış" bilgileri hedef alıyor. Ateizm tüm bunları sorguluyor. Ateizm sana cevap vermeyecek. Sadece, cevabını bulduğuna inandığın şeyin cevabını bilmediğini ve kendini kandırdığını hatırlatacak. Ateizmin karşı olduğu, senin bu henüz bilemediğin sorulara cevap vermen. Kısıtlı sınırlı insan aklımızla anlayamadığımız, açıklayamadığımız şeyler için kendimiz gibi yetersiz, kısıtlı tanrılar yaratmamız. (Bize kızan, yukarıdan bize bakıp "hmmmmm" diyen, bizi günahlarımız için cehennemde kızartacak, sevaplarımız için de hurilerin koynuna atacak vb.) Ve bu yarattığımız tanrılar ile bu dünyada birbirimizi düdüklememiz. Tanrı inancı, sorgulamayı ve gerçeği aramayı bir kenara bırakmaktır. Tanrı, insanın "Bilmiyorum" diyemeyen egosudur. Tanrıyı sorgulamak, adaleti, düzeni sistemi, otoriteyi, kısaca her şeyi sorgulamaktır. Bir gün herkesin içinde oldukları yanılgıdan uyanıp, sorgulayan birer birey olabilmesi dileğiyle.

5 6
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.