Tarihimizle yüzleşmek: Nasıl Müslüman olduk ? "Ceyhun nehri kan akıyor"-2

Tarihimizle yüzleşmek: Nasıl Müslüman olduk ? "Ceyhun nehri kan akıyor"-2 DİN
0,0
23.04.2013 10:05:07
A+ A-

 

Araplar Türkleri nasıl görüyordu:

Önlerine çıkan tüm ülkeleri fethederek Ceyhun nehrine kadar dayanan Araplar ilk önceleri Türk yurtlarına saldırıya geçmekte kararsızdırlar. Her ne kadar bazı cesaretli ve maceracı Arap komutanlar Ceyhun'u geçerek yağma ve talan seferleri düzenleseler de, Ceyhun nehrinin aralarında bir güvenlik sınırı olarak kalmasında yarara gördüler.

Araplar, Türkleri kendilerinden daha güçlü ve saldırılmaları halinde kendilerini yok edecek büyük bir düşman olarak görüyorlardı. Bu durum Türkler hakkında Arapların hadislerde de geçen ön yargılarından ve korkulardan kaynaklanmaktaydı.

İşte halife Ömer bin Hattap Ceyhun nehrine kadar dayanan Arap orduları komutanı Ahnef bin Kays'a şu uyarı mektubunu gönderiyordu: "Sakın Ceyhun nehrinin öte tarafına tecavüz etmeyiniz. Nehrin beri tarafında kalınız. Horasan'a nasıl ve hangi şartlar altında girdiğinizi iyi biliyorsunuz. Girdiğiniz üzere orada kalmaya devam ediniz ki zaferiniz de devam etsin. Hem sakın nehrin ötesine tecavüz etmeyiniz. Sonra dağılır perişan olursunuz." (Taberi'den aktaran, Z. Kitapçı)

Ayrıca halife Ömer, Ahnef bin Kays'ın Horasanı fethettiği haberini göndermesi üzerine şunları söyleyecektir: "Keşke oralara kadar bir odu göndermeseydim. Ceyhun nehri ile aramızda ateşten bir deniz olmasını ne kadar isterdim. Çünkü oraların ahalisi (Türkler) oradan çıkacak ve üç defa dağılıp Dünyayı istila edeceklerdir. Üçüncüsü onların sonu olacaktır. Bu bela ve musibetin Müslümanların üzerine gelmektense Horasan ehlinin üzerine gelmesi benim için evlâdır. " (Taberi'den aktaran, Z. Kitapçı)

Hazreti Muhammed'in Türkler hakkındaki hadislerinde de "Kuvvetli bir kavim olan Türklerle harbetmedikçe kıyamet kopmayacaktır" (Müslim) der ve buna benzer hadisler İslam kaynaklarında geçer.

İşte yukarıda yazdıklarımdan dolayı Türk-İslamcılara yöneltilen en büyük eleştirilerden biri Zülkarneyn kıssasında bahsedilen Yecüc ve Mecüc'den Türklerin kastedildiği olmuştur.

"Buhari gibi Kur'an'dan sonra en muteber kaynak bir yana, Taberi, Bağdadi, Belhi, Beyzavi, Marvazi, Nersefi, Nüveyri, İbn ül Esir gibi saymakla bitmez nice ünlü bilginler yanında, Asım Efendi yada Ahteri Mustafa Efendi gibi Türk bilim adamları dahi Yecüc ve Mecüc'ün aslında Türkler olup Araplar ve insanlığa felaket getirici ve hayvana yaklaşık yaratıklar olduğunu savunmuşlardır." ( İlhan Arsel, Arap milliyetçiliği ve Türkler, Sayfa: 58)

Arapların Türkler hakkındaki düşüncelerini güçlendiren bir olay da Osman bin Affan döneminde yaşanır. Muhammed bin Cerir komutasında 2700 kişilik bir Arap Kuvveti Ceyhun'u geçip Fergana'ya kadar ilerler ancak komutanlarıyla birlikte yok edilir.

Ayrıca İslam Devleti içindeki iktidar mücadeleleri ve iç karışıklıklar da Türklere karşı harekâta bir müddet engel olur. Horasanda Arap işgaline karşı başlayan büyük bir ayaklanma önce Halife Ali tarafından bastırılmaya çalışılır. İktidarı Ali'den hileyle ve cebren alan Muaviye ise bu isyanı korkunç bir zulüm ve kıyım uygulayarak bastırır. Ayrıca tapınaklar yıkılarak Arabistan'dan getirilen 50 bin göçmen Horasan'a yerleştirilir ve istilanın kalıcılığı sağlanır.

Türklere karşı girişilen ilk harekâtlar:

Türklerin yaşadıkları ülkenin zenginliği yine de ganimete alışmış Arap akıncılarının münferit hareketlerine neden oluyordu.  673 yılında Ubeydullah bin Ziyad 24 bin kişilik bir orduyla Ceyhun'u geçer ve Buhara'yı kuşatır. Buhara şehrini yöneten Kıbaç Hatun, diğer Türk beylerinden yardım istese de yardımın gelmemesi üzerine Buharalılar Ubeydullah bin Ziyad'a karşı büyük bir mücadele verirler. Bu büyük direniş karşısında herhangi bir başarı elde edemeyen Arap ordusu yağma ve talana girişir ve önemli oranda ganimet elde ederek geri döner.

Muaviye'nin ikinci Horasan valisi Halife Osman'ın oğlu Sait bin Osman'da Türk şehirlerinin zenginliklerini duyup şansını denemek ister. Buhara yöneticisi Kıbaç Hatunla, Buhara'ya saldırmamak ve soylu Türk gençlerinden rehin vermek koşuluyla barış yapılır. Bu barışın verdiği güvenle büyük zenginlik kaynağı olarak duyduğu Semerkant'a saldırır. Semerkant büyük bir yağma ve yıkıma uğratılır. Ayrıca esir alınan 30 bin genç Türk, köle pazarlarında satılmak için sürüklenerek götürülürler.

Said bin Osman'ın, Kıbaç Hatun'dan zorla aldığı Türk gençleri, Said bin Osman'ın zulmüne tahammül edemeyerek buldukları ilk fırsatta onun üzerine çullanırlar ve öldürürler. Olayın olduğu Medine'de büyük bir infial oluşur. Türk gençleri kaçarak Medine yakınlarında bir dağa sığınırlar. Bu gençler, açlık ve susuzluktan ölünceye kadar dağ kuşatma altında tutulur.

Muaviye'nin oğlu Yezid'in valisi Selim bin Ziyad ise, 680'de Türk ülkesine düzenlediği seferde yenilgiye uğrar. Bunun üzerine Araplar yeni ve büyük bir saldırı daha gerçekleştirir. Türkler ve Soğdlular bozguna uğratılarak liderleri öldürülür. Bu harekâtta her Arap'ın payına 2400 dirhem ganimet düşer.

685 te halife olan Abdülmelik, öncelikle yoğun baskı ve zulüm nedeniyle sarsıntı geçiren Emevi otoritesini yeniden sağlamlaştırma yoluna gidecektir. Araplarca kan dökücü ve zalim adı takılan Haccac bin Yusuf'u kendisine yardımcı olarak atar. Haccac bin Yusuf, bütün Arap imparatorluğunda kanlı bir terör dalgası estirir ve tüm muhalifler acımasızca ezilir. Hatta ayaklanan Mekke şehri bile kuşatılarak mancınık atışına tutulur. Kâbe bile bu mancınık atışlarında yıkılır ve isyan acımasızca bastırılır.

İşgal edilen ülkelerde Arapça zorunlu resmi dil yapılır ve asimilasyon süreci başlatılır. Haraç karşılığı ana dil hakları kabul edilen garı Müslimlerin bu hakları ellerinden alınır ve baskı altına alınırlar. Haccac bin Yusuf, başta Hariciler olmak üzere tüm muhalefet unsurlarını katliama uğratarak yok eder. Böylece Abdülmelik, Emevi otoritesini yeniden kurar.

Haccac bin Yusuf'un valiliği yeni bir dönemin başlangıcı olur:

İç otoritenin sağlanması, azalan ganimet gelirlerini arttırmak için yeni fetih ve işgal sürecinin başlamasına uygun ortamı da hazırlayacaktır. Bunun için Haccac bin Yusuf geniş yetkilerle Irak genel valiliğine atanır. Böylece Türklerin kaderi de dramatik olarak değişiyordu.

Haccac bin Yusuf'un Araplarla iyi geçinmek için vergi vermesine rağmen Sicistan Hükümdarı Rutbil'in üzerine Ubeydullah bin Ebi Bekri komutasında gönderdiği ordu büyük bir bozguna uğrar. Bunun üzerine Abdurrahman bin Eşas komutanda 40 bin kişilik büyük bir ordu yeniden Rutbil'in üzerine gönderilir.

Ancak Eşas ta bir başarı sağlayamayınca Haccac bin Yusuf atadığı komutana hiddetli bit tehdit mektubu gönderir: "Ey zalim ve dinden çıkmışın oğlu! Sana daha önce tembih ettiğim gibi düşman yurtlarına taarruz et. Yoksa tahammülünün üstünde ceza yükleyeceğim." Buna kızan Eşas'ın Rutbil'le barış yapması üzerine Haccac, bir tehdit mektubu da Rutbil'le gönderir: "Eşas'ı tutup bana gönder. Yoksa vallahi bin kere bin asker ve mübariz gönderirim. Varırlar senin şehirlerini ve illerini ve seni ve senin taallukatını esir eder ve iklimini yağma ve harabedeler."

Mektubu ulaştıran Hacca'ın elçisi Abdullah: "Eğer Eşas'sı teslim edersen senden yedi yıl vergi alınmaması boynumun burcu olsun." Güvencesi üzerine Abdurrahman bin Eşas teslim edilir.

Ancak Haccac bin Yusuf "Kâfire verilen söz muteber değildir" taktiğini uygulamıştır. 699 yılında Mülelleb bin Ebi Süfyan komutasında büyük bir odu Türk yurtlarının üzerine gönderilir. Hotel, Hocente, Soğd, Keş ve Nesef işgal edilir. Ancak Türklerin şiddetli direnişi kırılamaz.

Arap edebiyatçısı Cahız, Türkleri şöyle ifade eder: "Türk, Horasanlılar gibi geri çekilmez. Geri döndüğü takdirde öldürücü bir zehir ve insanın işini bitiren bir ölüm olur." (Z. Kitapçı, Türkistan'a İslamiyet ve Türkler).

Haccac bin Yusuf'un Türk ülkesinde başlattığı büyük istila hareketine rağmen bir türlü kalcı bir başarı elde edilemiyordu. Arap orduları her yerde büyük bir direnişle karşılaşıyor ele geçirilen şehirler kısa süre sonra terkedilmek zorunda kalınıyordu.

Bu süre içerisinde Arap orduları Türk şehirlerini yağma ve yıkıma uğratmışlar, katliam yapmışlar, binlerce Türkü köle ve cariye olarak alıp götürmüşlerdir. Zulümden yılan bazı şehirler haraç vermeyi kabul etmişlerdir.

705 yılında Abdülmelik'in ölümüyle yerine geçen oğlu Velid, Kuteybe bin Müslim'i Horasan valiliğine atar. Bu atama yen bir dönemin de başlangıcı olacaktır. Kuteybe bin Müslim Türk, direnişini kırabilmek için çok daha şiddetli ve sistemli bir katliam ve işgal süreci başlatacaktır.

Böylece Araplar kalıcı başarılar elde etme ve Türk yurtlarına yerleşme fırsatı buluyorlardı.

Gelecek yazıma bu konuyla devam edeceğim.

AHMET ELDEN



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.