Tarihimizle yüzleşmek: Nasıl Müslüman olduk ? "Ceyhun nehri kan akıyor"-3

Tarihimizle yüzleşmek: Nasıl Müslüman olduk ? "Ceyhun nehri kan akıyor"-3 DİN
0,0
28.04.2013 11:09:08
A+ A-

 

"Allah, kendi dininin aziz olması için, size bu toprakları helâl kıldı":

Kuteybe bin Mislim, 705 yılında Merv şehrinde topladığı 50 bin kişilik ordusuna, Türk ülkesindeki işgal ve katliamlarına başlamadan önce, işte böyle sesleniyordu.

Kuteybe'nin vahşeti, önce Baykent'i vurur:

Kuteybe bin Müslim, 50 bin kişilik ordusuyla, ilk önce Baykent şehrini kuşatır. Bunun üzerine şehrin çevresindeki bütün Türkler yardıma koşarlar kuşatmanın iki aydan fazla sürmesi Arap ordularını iyice yormuş ve bu nedenle Haccac bin Yusuf ordunun zaferi için dua okutmaya başlamıştır.

Sonunda Kuteybe, Baykent'lilerin haraç karşılığı barış teklifini kabul eder. Ancak barış bahanesiyle şehre girmeyi başaran Arap askerleri, şehrin zenginliğini görünce hemen yağmaya girişirler ve şehir halkına zulmetmeye başlarlar.

Kuteybe'nin şehirde bırakarak ayrıldığı Arap garnizonuna karşı Baykent'lilerin isyan etmesi üzerine derhal geri dönen Kuteybe bin Müslüm, Baykent'in erkeklerinin çoğunu katlettirerek kadınlar ve çocukları esir alır ve şehrin bütün zenginlikleri yağmalanır.

Z. Kitapçı, Baykent şehrinin yağmalanmasından ele geçirilen zenginliği Taberi'den şöyle aktarır: "Arapların, zenginlik, silah, altın ve gümüş gibi diğer kıymetli mücevherlerden elde ettikleri ganimetin, haddi hesabı yoktu. Kâtipler, bunları saya saya baş edemediler. Araplar, bütün Horasanı ele geçirdiklerinde bile, sadece bu şehirden aldıkları kadar ganimet, ellerine geçmemiştir." (Z. Kitapçı, Yeni İslam tarihi ve Türkistan, Sayfa: 246)

Hepsi bu kadarla da kalmaz esir edilen kadınlar ve çocuklar, Çin'den dönen kervandaki eşlerine ve babalarına çok fazla fidyeler karşılığı geri satılırlar. Daha sonra Merv şehrinden getirilen önemli bir Arap kolonizatör nüfusu şehre yerleştirilir.

İslam adına Baykent'in sivil kalkına, kadınlarına ve çocuklarına karşı girişilen bu vahşet karşısında, harekete geçen büyük bir askeri gücün hızla Vardan-Hudat liderliğinde üzerine gelmekte olduğunu duyan Kuteybe, hızla Merv şehrine doğru geri çekilmeye başlar. Kuteybe, Türkleri güçlükle yenerek Merv'e ulaşmayı başarırken, Vardan, Buhara'ya çekilir.

Kuteybe bin Müslim'in, Buhara vahşeti:

Ertesi yıl, Haccac bin Yusuf'un emriyle Buhara'ya saldıran Kuteybe bin Müslim, Şehrin şiddetli direnişine karşı yılgınlığa düşen ordusunun askerlerine şu konuşmayı yapar: "Ey Müslümanlar, nereye dönerseniz görmez misiniz ki düşman hezimet buldu. Bir saat daha sabredin, her kim Türker'den baş getirirse 100 dirhem vereceğim." (Tarih-i Taberi, cilt:3 sayfa:343)

Kuteybe'nin bu vaadi ile gayrete gelen Arap askerleri, dört aylık zorlu Buhara direnişini nihayet kırarak güçlükle girdikleri şehirde, bu direnişin acısını büyük bir katliam, ırza tecavüz ve yağma hareketiyle çıkarmaya başlarlar. Öyle ki Buhara sokakları insan cesetlerinden ve bu cesetlerden akan kanlardan geçilmez olur ve 50 bin Buharalı köle olarak götürülür.

Bu vahşetten sonra Buhara'da Araplara bağlı kukla bir yönetim kurulur. Bu arada yine de direnişe devam edenler, kılıçtan geçirilir. Buhara'nın kukla hükümdarı Tuğ-Şad, Müslüman olarak yeni doğan çocuğuna da Kuteybe adını verir.

Kuteybe bin Müslim, ele geçirdiği Buhara'nın merkezi öneminden dolayı bu şehrin halkını her türlü çabayla Müslümanlaştırmaya çalışıyor, ancak bir türlü başaramıyordu. Türkler bir türlü atalarının dininden vazgeçmiyordu. Görünüşte Müslümanmış gibi yapan Türkler, Arap askerleri şehrin kalesinden çıktıkları zaman, ateşgedeler uyarılıyor ve halk sanki İslami ayin yapmaya hazırlanıyormuş gibi yapıyordu.

Kuteybe bin Müslim, tüm zorlamalarına rağmen Buhara halkını samimi olarak İslam dinine geçiremeyince, işte o çok meşhur zalimane yöntemini uygulamaya başlar. Her Buharalı'nın evinin yarısını Arap kolonizatörlerce paylaşması zorunluluğu getirilir. Bu kolonizatörler İslam'a uygun yaşamayanları şikâyet ediyor ve bu kişiler çok ağır cezalara çarptırılıyordu.

Ancak tüm bunlara rağmen gizli direniş başlar. Arapları can korkusu sarar. Öyle ki camilere bile silahsız olarak girmeye korkar olurlar. Bu direniş karşısında şehir halkına acımasız yöntemler uygulanarak sindirilmeye çalışılır.

Buhara'da egemenliği tamamen sağlayan Kuteybe bin Müslim, halkı yıllık olarak Halifeye 100 bin, Horasan valisine 10 bin dirhem vergi, Arap askerlerinin yiyeceğinin temini, Arap kolonizatörlerin yakacak ihtiyaçlarının karşılanması ve bu kolonizatörlere şehir çevresinde araziler vermekle yükümlü tutar.

Tüm bunlara rağmen Buhara halkı Araplara karşı amansız bir gizli direniş hareketi başlatmışlardı. Araplar gündüz vakti bile tek başlarına ve silahsız olarak Buhara sokaklarında gezemiyorlardı. Çünkü Türkler, buldukları her fırsatta Arapları öldürüyorlardı. Buhara'daki bütün Arapları can korkusu sarmıştı.

Türklerin, Arapların tüm baskılarına ve Müslümanlaştırma çabalarına karşı direncinin kırılamaması ve Araplar'ın can güvenliklerini de sağlayamamaları, onları Türklere karşı daha acımazız ve vahşi yöntemler uygulamaya itiyordu. Cuma namazı zorunluluğu bile etkili olamaz. Türkler tüm zorlamalara rağmen Cuma namazına bile getirilemiyordu.

Kuteybe bin Müslim, Buhara halkını Cuma namazına getire bilmek için ilginç bir yönteme başvurur. Namaza gelen her kese iki dirhem verileceği vadelidir. Kuteybe bu yöntemle en azından fakir halkı dönüştürmeyi umuyordu.

Buhara'da yaşanan tüm baskılar sonunda, Zerdüşt dinine inanan zengin Kuşan sülalesi, Buhara dışında yaptırdıkları 700 köşke yerleşerek evlerini terk ederler. Boşaltılan evlere Arap kolonizatörler yerleştirilir. Bir süre sonra Kuşan sülalesi, Cuma namazını reddettikleri için Arapların hücumuna uğrarlar, köşkleri yağmalanarak yıkılır ve bütün Kuşan sülalesi katledilir.

Talkan Şehrine giden yolun 24 kilometresinde, ağaçlara asılan Türklerin cesetleri sallanıyordu:

İnsanlık tarihinin kaydettiği en büyük katliamlardan biri, hiç şüphesiz Talkan şehri katliamıdır. Kendisi ile barış yapmasına rağmen Kuteybe'ye güvenemeyen Soğd hakanı Neyzek Tarhan'ın tüm Türk ülkesinde direniş hareketi başlatması üzerine, Kışı Belh şehrinde geçiren Kuteybe bin Müslim, Talkan şehrine saldırır.

Şehrin egemeni Şehrek, Kuteybe gelmeden şehri terk etmiştir. Kuteybe komutasındaki İslam ordusu, halkının hiçbir direniş göstermeden şehre girmesine rağmen, Kuteybe ordusuna tarihe geçen Talkan katliamını başlatır. Bütün şehri kuşatan İslam Ordusunun askerleri, silahsız oldukları ve savaşmadan teslim oldukları halde, direnen şehirlere ibret için, Talkhan şehri halkını kılıçtan geçirmeye başlarlar. Talkan şehrinin sokakları insan cesetlerinden geçilmiyordu. Çığlıklar içinde kaçan insanlara Arap askerleri ayrım gözetmeksizin kılıçlarını sallıyorlardı.

Talkan şehri sokakları, her yaştan kadın ve erkek doğranmış insan cesetleriyle dolmuş ve bu cesetlerden akan kanlar bütün şehri kızıla boyamıştı. Öyle ki Arap ordusu akşama kadar katliama devam etti. Sonunda kılıç sallamaktan askerlerinin yorulduğunu gören Kuteybe bin Müslim, geriye kalanların şehre gelen yolun çevresini saran ormanın ağaçlarına asılmasını emretti.

Talkan şehrinin yolunun 24 kilometresinde ağaçlara asılan insanların cesetleri sallanıyordu.

Daha sonra Kuman şehrine giren İslam ordusu, bu şehrin halkının çoğunu kılıçtan geçirerek kalanları esir eder. Daha sonra Keş ve Nesef şehirlerini ele geçiren Kuteybe ordusu, katliamlarına acımasızca devam eder. Daha sonra Faryab şehrine dayanan Kuteybe bin Müslim, Şehrin teslim olmasını ister.

Arap vahşetinin korkusuyla teslim olmayı reddeden Faryab şehri, Kuteybe'nin emriyle tamamen yakılır. Arap kaynaklarında bu şehre, Muhtereka adı verilir, yani yakılmış şehir.  Nihayet Arap ordusuna karşı direniş başlatan Neyzek Tarhan'ın çekildiği Bağlan Kalesi kuşatılır.

Kuteybe Ordusu, iki ay boyunca kuşattığı Bağlan kalesini bir türlü alamaz. Sonunda hile ile kaleyi ele geçirmeyi planlayan Kuteybe, Muhammed bin Selim'i elçi olarak gönderir ve teslim olmaları halinde hiç kimseyi öldürmeyeceğine söz verdiğini bildirir. Yiyecek tükenmiş ve açlık kaledekilerin gücünü iyice tüketmiştir. Neyzek Tarhan, sonunda teslim olmayı kabul eder.

Tarhan'ı öldürmeyeceğine söz veren Kuteybe, Haccac bin Yusuf'a gönderdiği mektupla ne yapması gerektiğini sorar. Haccac: "Mecal verme hemen öldür, zira o Müslümanların düşmanıdır cevabını gönderir". Haccac bin Yusuf: "Kâfire verilen söz islam'ı bağlamaz" kuralı gereği hareket etmiştir.

Kuteybe önce Tarhan'ın oğullarının kafalarının satırla kesilmesini emreder. Daha sonra kaledeki 700 Türk savaşçının kafaları kesilerek derileri yüzülür. En son Neyzek Tarhan'ı, Kuteybe kendisi öldürür. Kesilen kafalar toplanarak, Haccac bin Yusuf'a gönderilir.

Ancak, yaptıklarının cezasını çekercesine, Kuteybe bin Müslim'i de çok acı bir son bekliyordu. Gelecek yazıma bu konuyla devam edeceğim

AHMET ELDEN



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.