Tarihimizle yüzleşmek: Nasıl Müslüman olduk ? "Ceyhun nehri kan akıyor"-6

Tarihimizle yüzleşmek: Nasıl Müslüman olduk ? "Ceyhun nehri kan akıyor"-6 DİN
3,0
19.05.2013 14:39:30
A+ A-

 

“Horasan, ancak kılıç ve kamçı ile yönetilebilir”:

Türklere esir düşüp fidye ile güçlükle kurtulabilen Halife Ömer bin Abdülaziz’in Horasan valisi Cerrah bin Abdullah’ın işte bu sözleri, uzun süredir işgal altında tuttukları Horasan halkının bile Araplara nasıl baktıklarının bir itirafı gibidir.

Horasan köylülerinin baskı, zulüm ve ağır haraç vergisi karşısında yılarak Müslüman olmaları ve arazilerini bırakarak büyük şehirlere kaçmaya başlamaları üzerine Horasan’ın haraç gelirlerindeki önemli düşüş yüzünden, Haccac bin Yusuf, yerli halkın topraklarını terk etmesini ve Müslüman olmalarını yasaklamıştır.

Ömer bin Abdülaziz halife olduğunda işte bu Müslüman olma yasağını kaldırır. Ancak köylüler yine de haraç ödemeye devam edeceklerdir. İşte burada İslam ordularının Allah’ın dinini yaymak için cihat ettikleri ve işgal edilen yerlerdeki insanların huzur ve hidayete erdikleri gibi halâ günümüz İslamcıları tarafından yapılan hamasi edebiyatın, ne kadar boş ve mesnetsiz olduğu görülmektedir.

Arapların işgal ettikleri ülkeleri hiçte hidayete erdirmek gibi bir dertleri yoktur. İşte Emevi hanedanının en insancıl halifesi Ömer bin Abdülaziz’in bile, Horasan halkı Müslüman olsa dahi haraç gelirinden vazgeçmeye niyeti yoktur.

“Ben misyonerim tahsildar değil” diyen Ömer bin Abdülaziz, Haccac bin Yusuf’un koyduğu din değiştirme yasağını kaldırdıktan sonra, haraç gelirlerinin azalmasını önlemek için bu sözünden çark etmiştir. (Doğan Avcıoğlu, Türklerin tarihi, cilt: 3 sayfa: 1149-1150 Arazi mülkiyeti sorunu)

Arap İmparatorluğunun parlak zaferlerle dolu yılları, artık Orta Asya’da sona ermiştir:

 Arabistan’dan çıkarak 15 yılda bütün Ortadoğu ve İran’a egemen olan Araplar, sonunda Ceyhun nehrini de aşarak Türk ülkelerini de işgal etmişler, ancak 70 yıldır içinden bir türlü çıkamadıkları büyük bir batağa saplanmışlardır.

Örneğin Soğd ülkesi, Semerkant ve Keş kentlerindeki güçlü askeri garnizonlar sayesine ancak elde tutula bilen düşman topraklarıdır. Diğer bütün Türk ülkelerinde de durum bundan farklı değildir.

Ne Arap askerlerinin, ne de Arabistan’dan getirilen kolonizatörlerin, hiçbir yerde can güvenlikleri yoktur. Gündüz vakti bile yalnız ve silahsız gezememektedirler. Kuteybe bin Müslim ile başlayan sistemli işgal, katliam, yağma ve sömürgeleştirme hareketinde, sonunda Batı Türkistan ülkeleri ele geçirilmiştir, ancak bu zorba ve baskı dolu işgal altında bile Türkler, amansız bir direniş göstermektedirler.

Batı’da Endülüs’ten, doğuda orta Asya içlerine kadar işgal edilen topraklarda Arapların baskı ve zulmüne sonunda tüm milleteler çaresizlikle boyun eğerken, Türklerin yaşadıkları ülkelerdeki bu amansız ve ölümüne direniş karşısında, Arap orduları artık verdikleri onca kayıplar yüzünden Türklerle doğrudan savaşa da girmez olmuşlardı.

İşgal edilen diğer ülkelerden özellikle Horasan ve İran’dan getirilen köle ve paralı askerler savaşlarda ön saflarda Türklerin üzerine sürülüyor, Arap askerleri geri saflardan mancınık atışları yapıyorlardı. Arap Orduları, Halid bin Velid’in bir zamanlar İran ordusu komutanına gönderdiği mektupta,” buraya öyle bir orduyla gelmişizdir ki ölmeyi sizin hayatı sevdiğinizden bile daha çok severler” diyerek İranlılar için yaptığı aşağılayıcı nitelemenin bile gerisine düşmüşlerdi.  Allah yolunda cihat ederek şehit olup, en ince ayrıntılarına kadar şiirsel bir şekilde tarif edilen cennetin sonsuz nimetlerine kavuşmak, Arap askerlerine artık hiçte cazip gelmez oluştu.

Sonunda Halife Ömer bin Abdülaziz, Ceyhun ve Seyhun nehirleri arasındaki Batı Türkistan’dan geri çekilme kararı alacak, ancak Buhara ve Semerkant’taki Arap koloniciler, üzerlerine kondukları bu zengin ve müreffeh şehirleri her şeye rağmen terk etmeye şiddetle karşı çıkacaklardır. Bu durumda Halife, kararından vazgeçmek zorunda kalır. (Doğan Avcıoğlu, Türklerin tarihi, cilt: 3 sayfa:1149)

Arap işgali altındaki Batı Türkistan ülkelerinin hakanları, Çin’e gönderdikleri elçilik heyetleri ve mektuplarla yardım talebedeler:   

Bir yandan Araplar girdikleri bu bataktan çıkmak için Çin’le anlaşma yolları arayıp olumsuz yanıt alırken, İşgal altındaki Türk ülkelerinin Hakanları da 717-731 yılları arasında Çin’e elçilik heyetleri ve mektuplar göndererek yardım talebinde bulunurlar.

Bu dönemde Soğd 11, Toharistan 5, Buhara 2 heyet gönderirler. Buhara’nın kukla hakanı Tuğ şad bile Müslüman olup oğluna Kuteybe adını koymasına rağmen, sonunda baskı ve zulümden yılmış ve Çin İmparatoru’na aşağıdaki mektubu göndermiştir:

“. Son zamanlarda her yıl Arap haydutlarının istila ve yıkımlarından acı çekiyoruz. Beni bu güçlüklerden kurtarmasını imparatorun Lütfundan bekliyorum. Ayrıca Türgiş’e yardımıma gelmesi için emir vermenizi dilerim. Atlarımın ve askerlerimin başına geçeceğim. Uygun buluşmada Arapları baştan aşağı ezeceğiz.”

Karatekin Hakanı, Çin imparatoruna gönderdiği mektupta Arapların ağır vergilerinden ülkesini kurtarmasını ister:

“Arap yıkım yapıyor. Tohoristan, Buhara, Taşkent, Fergana hepsi Arap’a bağımlı oldu. Krallığımda hazinelerime, depolarıma, halkımın zenginliklerine Arap el koydu. Bunları alıp gittiler. Araplara emir verin de krallığımdan aldıkları müsadere vergilerinden vazgeçsinler.”

Semerkant Hakanı Gürek, Çin imparatoruna yüz yılın dolduğundan, artık Arap egemenliğinin son bulacağından bahseder:

“Size sadakatle bağlıyız. 35 yıldır Arap haydutlarına karşı aralıksız savaşıyoruz. Her yıl sefere büyük atlı ve yaya ordular çıkardık. Ama yardımınızı alma mutluluğuna kavuşamadık. otuz Altı yıl önce Emir Kuteybe’yi bozguna uğrattık. Ama Arap çok sayıda kuvvetle beni kuşattı. Asker yollayınız. Araplar, toplam yüz yıl egemen olacaklardır. Bu yüz yıl doldu. Çin askeri gelirse, ben ve benimkiler, Arapları yeneceğiz.” (Erdoğan Aydın, Nasıl Müslüman olduk, Dokuzuncu bölüm, Sayfa: 103-104)

Seyhun nehrini geçerek Batı Türkistan’a giren Türgiş (Türkeş) Kağanının askerleri, Batı Türkistan’da kurtarıcılarının geldiği inancıyla büyük isyanı başlatır:

Batı Göktürk boylarını egemenliğinde birleştiren Türgiş Kağanı Su-lu, 720 yılında başlayan Soğd ayaklanmasını desteklemek için küçük bir askeri birliği Batı Türkistan’a gönderir. Kul-çur ünvanlı komutanının emrinde Seyhun nehrini geçen Türgiş askeri birliği Soğd ülkesine gelir.

Bütün Batı Türkistan Hakanlarından destek alan Su-lu Kağan’ın gönderdiği bu Türk askeri birliği, aldığı bu destek üzerine doğrudan Semerkant üzerine yürüyüşe geçer.  Yerel askerlerine güvenemeyen Arap Komutanları bu duruma seyirci kalırken bir kaledeki küçük bir askeri birliği bile güçlükle boşalta bilirler.

Kül-çur komutasındaki Türk birliği, Soğd’da hiçbir dirençle karşılaşmadan ilerler. Arap kolonicilerin bu durumu şiddetle protesto etmeleri ve Arap vali Said bin Haris’e hanımefendi lakabı takmaları üzerine, Arap vali Türklerle savaşmaya mecbur kalır. Ancak ağır bir yenilgi alarak Semerkant’a geri çekilir. Şehri kuşatacak güçte olmayan Türkler küçük bir akın yaparak geri çekilirler.

Halife Yezid bin Abdülaziz, bu başarısızlık üzerine Said bin Haris’i görevden alarak yerine Said bin Haraşi’yi atar. Yeni vali asileri itaate çağırırken durumdan memnun olmayan dihkanlar ve tüccarlar Fergana’ya göç etmeye hazırlanırlar. Pek çoğu Hocent’e yerleşir.

Fergana egemeninin ikiyüzlülüğü sayesinde Hocent’i kuşatan Said bin Haraşi, hafif koşullar öne sürerek teslim aldığı Hocent’e bütün soyluları ve askerleri kılıçtan geçirerek, 400 tüccarı servetlerini sakladıkları yerlerini öğrenebilmek için sağ bırakır. Yine kural değişmemiştir. “Kâfire verilen söz muteber değildir.”

Hocent’e ki katliamdan kurtulanlar Türgiş Kağanı’na sığınırlar. Bu sığınmacıların sayıları çoğalarak Araplara karşı askeri bir birlik oluştururlar. Arap valisi Buhara, Semerkant yolu üzerindeki kaleleri hile ile teslim alır ve sözünde durmayarak herkesi kılıçtan geçirir.

Peç-kent egemeni Divastiç’te, hileye kananlar arasındadır. Halkı ile kaleye çekilen Divastiç, canlarının bağışlanacağı sözü üzerine teslim olur. Ancak onu önce iyi karşılayan Said bin Haraşi, daha sonra kafasını kestirerek Halife’ye gönderir. Sol kolu da kesilerek, onu teslim alan askere hediye edilir.

Her şey yeniden en başa dönmüştür. Türklere bir türlü boyun eğdirilememiştir. Üstelik baskı ve zulme boyun eğip Müslüman olanlardan veya öyle görünenlerden parlak zaferlerin sona ermesiyle ganimetin kesilmesi ve mecburi Müslümanlaşmayla haracın da azalması üzerine, Müslüman olanlar veya öyle görünenler yeniden haraca bağlanır. Bu durum yeni ve daha büyük bir ayaklanma dalgasına yol açar.

Bu arada 722 yılında, Hişam yeni halife olur ve Said bin Haraşi’yi görevden alarak yerine Müslim bin Said’i atar. İslam ordusunu yeni bir düzene sokan ve ihtilaf çıkaran Yemenli birlikleri zor yoluyla etkisizleştiren Müslim bin Said, Seyhun’u geçerek Afşin şehrini kuşatır ve haraç vermeye razı eder. Daha sonra Fergana’ya hareket eder. Arap ordusu yoldaki bütün meyve ağaçlarını, ekinleri dahi tahrip ederek ilerler.

Ordusuyla Fergana’ya ulaşarak kuşatmaya alan Müslim bin Said, Türgiş Kağanı’nın bütün ordusuyla üzerine yürüdüğü haberini alınca derhal kuşatmayı kaldırarak ricat emri verir. Cebri yürüyüşle hızlı bir şekilde Seyhun nehrine doğru geri çekilen Arap ordusu, bütün ağırlıklarını bırakmak ve Türklerin eline geçmesin diye yakmak zorunda kalır.

Türgiş Kağanı’na sığınan Soğd göçmenlerinin Araplara karşı kurduğu birlik Seyhun nehri önlerinde Arap ordusunun önünü keser. Arkadan ise Türgiş Kağanı bütün gücüyle üzerlerine gelmektedir. Can havliyle Seyhun’un batısına geçebilmek için, Soğd Türklerinin üzerine saldıran Arap ordusu Türklerden de hiç ummadıkları bir karşı saldırıyla karşılaşırlar. Sonunda çok ağır zayiatlar vererek Seyhun’un batısına geçip Semerkant’a ulaşabilenler, Arap ordusundan geriye kalan kılıç artıklarıdır.

Seyhun nehrine varınca önlerinin kesildiği ve çok ağır kayıplar verdikleri güne, Araplar “susuzluk günü” adını verirler. Seyhun nehri ötesindeki Arap varlığı tamamen sona ermiştir. Bu olayla önemli bir nüfuz kaybına uğrayan Araplar, saldırı güçlerini uzunca bir süre yitirerek, artık Batı Türkistan’da tutuna bilmek için savunmaya geçmişlerdir.

Türgiş Kağanı karşısında Arapların düştüğü bu durum, Müslüman olan ya da olmuş görünen Türkler de dâhil olmak üzere İşgal altında yaşayan bütün Türkleri Arap işgaline karşı ayaklandırmıştır.

Tüm Türk yurtlarında Türgiş Kağanı’nın da desteğiyle başlayan bu yeni ve büyük isyan dalgasının yüzünden, bu kez İşgalci Araplar kendi canlarının derdine düşmüştür.

Gelecek yazımda bu konuyla devam edeceğim.

AHMET ELDEN

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.