Tarihimizle yüzleşmek: Nasıl Müslüman olduk? "Ceyhun Nehri Kan akıyor"- 15

Tarihimizle yüzleşmek: Nasıl Müslüman olduk? "Ceyhun Nehri Kan akıyor"- 15 DİN
0,0
23.12.2013 03:12:05
A+ A-

“Oğlum Oğuz, çocukluğunda mutlu, tacına tahtına bağlı bir kişi idi. Şimdi ise kulağıma çalındı ki, inancından ayrılmış ve kendisine yeni bir tanrı seçmiş. Bu, bizim için büyük bir onursuzluktur.  Genç bir adamın bize ve tanrısına ihanet etmesine nasıl katlanabiliriz?”

Reşid-üd Din, “Oğuzlar Tarihi’nde”, Oğuz Boyu’nun yaşlılar meclisinde, oğlu Oğuz hakkında babasının, işte böyle yakındığından bahseder. (Erdoğan Aydın, Nasıl Müslüman olduk? Cumhuriyet kitapları 15. Baskı, 1999, Sayfa: 228)

Görülmektedir ki Oğuzların İslam’ı kabul eden kolu, sadece Selçuk Oğuzlarıdır.

Oğuz yabgusunun vergi memurlarını “Müslümanlar kâfir’e haraç vermez” diye Selçuk Bey’in kovaladığı, daha sonra kâfir Oğuzlar üzerine akınlar yaptığı görülür. (Erdoğan Aydın, aynı eser s: 228)

İşte bu yüzden, Oğuz Yabgusu ve Karahanlılar’ın baskıları sonucu Ceyhun’un Aral gölüne döküldüğü yerdeki Cend’i terk ederler. Selçuklular, Samaniler ve Karahanlılar arasındaki savaşta Samaniler’in tarafında yer alıp onların kazanmaları karşılığında, Buhara-Semerkant arasına yerleşmelerine izin verilir. Karahanlı ve Gazneli baskısı sonucu yıkılan Samaniler’e bir kez daha yardım eden Selçuklu Oğuzları, daha sonra son Samani hükümdarı Ebu İbrahim Muntasır’a sırtlarını dönerler.

Oğuzlar’ın bu ihaneti sonucu Horasan’a kaçan, ancak orada da tutunamayan Ebu İbrahim Muntasır, sığındığı bir Arap kabilesi tarafından öldürülüyor ve Samaniler de tarih sahnesinden çekiliyordu, yıl: 1004. (Bu tarihi süreci, daha önce de incelemiştim).

Selçuk Bey’in torun sevgisi, oğlu ile arasını açar:

Selçuk Bey’inoğlu Mikail’in kâfir Türkler’e karşı yaptığı savaşlarda ölmesi üzerine, dedeleri Selçuk Bey, torunları Tuğrul ve Çağrı’nın bakımlarını üzerine alır. Bu durum onun oğlu Arslan (İsrail) ile aralarının açılmasına neden olur. Daha sonra dedeleri ölünce Cend bölgesini terk eden iki kardeşin, kendilerine bağlı Selçuk boylarıyla Talas yöresine gittikleri düşünülür, yıl: 1007.

Çağrı Bey, Anadolu önlerinde:

Talas’ın Karahanlı emirininhizmetine giren kardeşler, ona bir türlü güvenemiyorlardı. Bu yüzden çağrıldıkları zaman biri hizmete giderken, diğeri oymaklarının başında kalıyordu. Talas emiri, Tuğrul Bey’i tutsak alınca Çağrı Bey kardeşini kurtarır ve Maveraünnehr’e giderler. Ancak burada da Buhara emiri Alitegin ile anlaşamazlar. Tuğrul, bozkırlara çekilirken, kardeşi Çağrı, 3 bin atlı ile 1016-1021 yıllarında Bizans üzerine sefere çıkar.

Böylece Türkler, “ Rüzgâr gibi uçan atlar üstünde, uzun saçlı ve mızraklı” Van gölü çevresindeki Ermeni Krallığı arazisinde görülüyor ve ilk kez Anadolu kapılarına da dayanıyorlardı Yıl:1018. (Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, cilt:3 Sayfa: 1410)Çağrı Bey, bol miktarda ganimet ile geri döner. Amcaları Arslan Yabgu ile araları ise kopuktur, hatta düşmancadır.

“İslam olursan, bize reislik edemezsin.”

İbn Fadlan, karşılaştığı ilk Türk soylusu İbrahim Yınal’ın, daha önce İslamiyet’i kabul ettiğini, ancak oymağının “İslam olursan bize reislik edemezsin” diye karşı çıkmaları üzerine Müslümanlıktan vazgeçtiğini belirtir. Ancak İbn Fadlan’ın belirttiğine göre Oğuzlar’da herhangi bir dini bağnazlık ta yoktur. Hatta bazı Oğuzlar, Müslümanlar’ın hoşlarına gittiği için onların yanında “La ilahe illallah” çekerler. (Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, cilt: 3, sayfa: 1395)

Ancak bu durum zamanla değişecek ve İslam olan Oğuzlar kâfir Oğuzlar’a saldırılar düzenlemeye başlayacaklardır.Böylece Oğuzlar’ın bir bölümü cebren İslam’laşırken, İslam olmayanlar da Harizm’i terk ederek Peçenekler’in ülkesine giderler. Prof. Faruk Sümer, Müslümanların İslam olan Oğuzlar’a Türkmen adını taktıklarını yazar. (Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, cilt: 3, sayfa: 1425)

Gazneliler'in ağır vergi zulmü sonunda Horasan ahalisini canından bezdirecek, bundan da Selçuklular, yararlanmasını bileceklerdir:

Gazneli Mahmut, Horasan’ı tam bir mâli sömürü altına almıştır. Horasanı, pahalı ordusu ve seferleri için adeta sağmal bir inek gibi sağmaktadır. Bu durumun Gazneli Mahmut’a karşı yol açtığı şiddetli muhalefeti fırsat bilen Karahan Hükümdarı Arslan İlek Nasr Han, Sultan Mahmut’un Hindistan seferinde olmasından yararlanarak iki koldan Horasan’ı işgal eder, yıl: 1006. Nişapur eşrafı Karahanlılar'ı desteklerken, Belh şehri direnir. Hızla geri dönen Sultan Mahmut, Belh ahalisinin direnmesine kızar ve “sultan ve ordusu varken tebaaya savaşmak düşmez” diyerek şehir ahalisini azarlar.

1008 yılında Karahanlı ortak-kağan Yusuf kadir Han’la anlaşarak yeni bir sefer düzenleyen Arslan İlek Nasr Han, Ceyhun’u bir kez daha geçerken asker açığını Selçuklulardan daha önce Horasana gelen Oğuzlar’la tamamlıyordu. Ancak Gazneliler'in 500 fili savaşta belirleyici olur ve Karahanlılar geri çekilirler.

Yusuf Kadir Han’ınölümünden sonra Karahanlılar'ın bölünmesini fırsat bilen Sultan MahmutHarizm’i işgal ederek, Horasan egemenliğini de pekiştiriyordu, yıl: 1018.

Gazneli Mahmut farkında olmadan Tuğrul ve çağrı beylerin önünü açar:

 Sultan Mahmut, Karahanlılar'la yaptığı savaşlarda onların tarafında yer aldığı için, Tuğrul ve Çağrı beylerin amcaları Arslan Yabgu’yu yakalayarak Hindistan’da bir kaleye hapseder yıl: 1024. Böylece Tuğrul ve Çağrı Beyler, Selçuklular’ın yegâne egemenleri konumuna geliyorlardı. Arslan Yabgu ise, 1035 yılında kapatıldığı zindanda ölecektir.

Sultan Mesut’un babasını aratmayan zalimliği, sonunda Horasanlılar’ı isyan ettirir:

Sultan Mahmut’un ölümünden sonra yerine geçen kardeşini tanımayıp devirerek Gazneli tahtına oturan Sultan Mesut, 50 oğuz ileri gelenini bozgunculuk yatıkları suçlamasıyla el ve ayaklarını kestirerek astırır. Sultan Mesut, “Maide suresi 33.Ayeti”uygulamıştır.

Sonunda Selçuklu önderleri, Tuğrul, Çağrı ve Musa, uç beyliği karşılığında anlaşma talep etseler de, Horasan’da giderek çoğalarak, Tuğrul ve Çağrı etrafında toplanan Oğuz sorununu halletmeye kararlı Sultan Mesut, anlaşmak yerine üzerlerine bir ordu gönderir. 2 bin saray kölesi ve 15 bin atlıdan oluşan Gazneli ordusu büyük bir hezimete uğrar.

Sonunda Sultan Mesut, anlaşmaya razı olur. Ancak bu sefer de Gazneli zulmüne karşı Kirman’da başlayan büyük isyan dalga dalga bütün Horasan’a yayılırken Selçuklular’a da aradıkları fırsatı sunuyordu, yıl: 1034.

Dalga dalga batıya göç eden Türkmen boylarının sayıları giderek artmakta ve çapulculuk geçimliklerinde de önemli bir yer tutmaktaydı. Ancak Gazneliler'in vergi adı altında gerçekleştirdikleri ağır mali zulüm düzeni, soygunculukta Oğuzlar’ı son derece masum bırakmış olmalı ki, Harizm bölgesi halkı Türkmenler’i çağırarak işbirliğine giderler ve Gazne'den koparlar, yıl 1034. Aynı yıl, ağır vergi zulmü yüzümden Kirman ayaklanır ve Gazne askeri valisi Ahmet bin Ali Nuştegin, şehirden kovulur. Gazneli komutan, Kirman’dan ayrılarak Nişapur’a çekilir. Ardından ayaklanma Abıverdi ve Tus’a yayılır ve bu üç şehrin alt tabaka ahalileri dalga dalga Nişapur'a doğru yürüyüşe geçerler.

Doğan AvcıoğluBeyhaki’nin ayaklanmacılar hakkında, “fırsatı ganimet bilip Nişapur’u soymaya gelen ahlaksızların, karınca ve çekirge sürüleri gibi Nişapur’a aktıklarını yazdığını aktarmaktadır”. Ancak yazar eserinde aslında bunun gerçek sebebinin, Gazneli yüksek vergi memurlarını bu şehirde oturduğunu ve bu yürüyüşün vergicilere karşı bir halk tepkisi olduğunu da belirtir. (Doğan Avcıoğlu Türklerin tarihi, cilt: 3 sayfa: 1426/1427).

Gazneli komutan Ali Nuştegin’ ayaklanmacıları büyük bir bozguna uğratır ve çoğunu kılıçtan geçirir. Geri kalanlar darağaçlarında asılır. 1036 da Seistan ayaklanır. Türkmenler’in desteğiyle Gazneli yöneticiler şehirden kovulur.

Tüm bu olanlara rağmen Sultan MesutAmul bölgesine 1 milyon dinar vergi yükler. Mesut’un veziri bütün Horasan bile bu vergiyi veremez dese bile, vergi isteği Seyyid olan (Ali soyundan gelen) Amul egemenine bildirilir. Ancak bu Seyyid, olağan vergi 100 bin dinar dese de askerler zorla vergi toplamaya girişir. Amul halkı kaçar, 160 bin dinar ancak toplana bilir.

Tüm bu Gazneli zulmü Horasan halkını Türkmenler’in çapulculuklarını dizginleye bilecek güçlü bir liderin denetimine hazır hale getirir. Böylece Selçuklular, Horasan’a geldikleri 1035 yılından itibaren dalga dalga Horasan’ın fiili egemenliğini ele geçirirken, son bir gayretle üzerlerine gelen Gazneli komutan Sübaşı Tegin'in ordusunu ağır bir yenilgiye uğratırlar yıl 1038. (Doğan Avcıoğlu Türklerin tarihi cilt:3 sayfa: 1429). Şübaşı Tegin, Herat’a çekilir. Ancak Çağrı Bey, bu kez de Herat'ın üzerine gelir. Sonunda Şübaşı Tegin, Gazne'yekaçmak zorunda kalır. Sultan Mesut, komutanını ağır bir şekilde azarlarken, Şübaşı özür dileyerek başına gelenleri şöyle anlatır:

“ Düşman üç kola yarılıyor, hangisini kovalasam diğer ikisi memlekette istediğini yapıyordu.”Anlaşılıyor ki, Selçuklular’ın bu taktiği oldukça işe yaramıştır.

Horasan Başkenti Nişapur, hiç direnmeden kapılarını öncü komutan İbrahim Yınal’a açıyor ve sonrasında da Tuğrul Bey, kendi adına okuttuğu hutbeyle Selçuklu Devletinin kuruluşunu ilan ediyordu yıl: 1038:

Çağrı Bey, Merv ve Musa Yabgu Serasbölgesini alırken, aralarından eşitler arasında birinci seçtikleri Tuğrul Bey,200 veya 300 atlıyla önden gönderdiği yakın akrabası ve komutanı İbrahim Yınal’laNişapur halkına mektubunu iletir:

“ Ben Tuğrul, Davut (Çağrı Bey) ve Yabgu’un (Musa Bey) öncüsüyüm, Savaş istiyorsanız söyleyin, geri dönüp bildireyim. Eğer savaş istemiyorsanız kente girip onlar adına hutbe okutayım. Zira beni izleyen büyük bir ordu var.”

Şehrin en önde geleni Kadı Said başkanlığında toplanan eşraf, “bizler uyruğuz başımızda bir sultanımız var, eğer bize değer veriyorsa gelir egemenliğini korur, Zaten Sultan Mahmut, başınızda sultanınız varken siz reayanın savaşmak neyine gerek diye Belh şehrini azarladığında da, yine biz direnmemiştik” diyerek karar alır.

İbrahim Yınal’dan, daha önce Selçuk’lu Oğuzları’ndan başlarına gelenler nedeniyle güvence isteyen Nişapur halkına istedikleri güvence verilir. Ganeli zulmünden bıkan Nişapur halkı, yeterli güçleri olduğu halde hiç direnmez.

Horasan Başkenti’nin kapıları, sadece Selçuklu öncü kuvvet komutanı İbrahim Yınal’a değil, Türk Tarihi’nin yeni bir dönemine de açıyordu:

Tuğrul Bey, artık çobanlık ve çapulculuk yaparak geçinen Oğuz aşiretlerinin lideri değil, 3 bin kişilik zırhlı süvari kuvvetinin önünde, Horasan Başkenti’nin kapısından içeri girerken, süslü elbiseler giymiş başkent Nişapur şehri önde gelenlerinin saygı ile selamladığı, muzaffer bir sultandır, yıl 1038.

“Merv şehri yakınlarındaki Dandanakan hisarı önlerine, son hesaplaşmada Selçuklulardan ağır darbe alan Gazneliler, bir daha toparlanamaz, yıl: 23 Mayıs 1040.  Sonrasında Irak’a kadar İslam ülkesinin tüm doğu toprakları Selçuklu Devletinin kontrolüne geçer. Kendisine siyasi bir güvence arayan Halife El Kaim Bi-Emrillah, Bağdat’a çağırdığı Selçuklu Sultanı Tuğrul’a “Melik Ül-maşrık Vel-magrip” (Doğunun ve batının sultanı) unvanını verecektir, yıl:1055.”

Yazı dizisinin bundan sonraki son bölümünde, bu konuları inceleyeceğim.

AHMET ELDEN

  

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.