Tarihimizle yüzleşmek: Nasıl Müslüman olduk? "Ceyhun nehri kan akıyor"- 7

Tarihimizle yüzleşmek: Nasıl Müslüman olduk? "Ceyhun nehri kan akıyor"- 7 DİN
0,0
26.05.2013 23:11:52
A+ A-

“Siz daha kimden haraç alacaksınız? Çünkü halkın hepsi, artık Arap oldu..!”

Mislim bin Said’in komutasındaki İslam Ordusunun Türgişler (Türkeşler) karşısında uğradığı ağır yenilgi ile Seyhun nehri ötesindeki Arap varlığının sona ermesi, Seyhun ve Ceyhun arasındaki tüm Türk yurtlarında büyük bir isyan hareketine neden olmuştur.

Bunun üzerine halife Yezid bin Abdülaziz, 724 yılında Müslim bin Said’i görevden alarak yerine Esed bin Abdullah’ı atar. İşgal altındaki tüm Türk yurtları adeta yangın yerine dönmüş, Müslümanlığı kabul etmiş veya öyle görünenler bile bu büyük isyana katılmıştır.

Türgiş Hakanı Su-lu726 yılında Esed bin Abdullah’ı Hutal’da ağır bir yenilgiye uğratır ve Esed kaçar. Bunun üzerine halife, Esed’i de görevden alarak yerine Eşres bin Abdullah’ı atar. Yeni vali zulüm ve baskıyı artırarak direnişi kırabileceğini ummaktadır. Eşres bin Abdullah’ın, Türk direnişinin ideolojik temelini kırabilmek için zorla Müslümanlaştırma çabası ise tam bir başarısızlıkla sonuçlanır. (Z. Kitapçı, Türkistan’da İslamiyet ve Türkler, sayfa: 228)

“Siz daha kimden haraç alacaksınız?”

Semerkant önderi Guzek (Oğuz Beg) Eşres bin Abdullah’a gönderdiği mektupla, herkesin Müslüman olması nedeniyle haracın tamamen kesildiğini bildirir. Benzer bir çıkışta Buhara dihkanlarından gelir. “Siz daha kimden haraç alacaksınız? Çünkü artık halkın hepsi Arap oldu derler.” (Z. Kitapçı, Türkistan’da İslamiyet ve Türkler, sayfa: 236)

Burada dikkat çeken durum şudur, Türkler, İslamlaşma ve Araplaşmayı bir görmektedirler.

“İslam’ın kudreti haraçta yatar..!”

Bunun üzerine Eşres bin Abdullah Türklerin haraç ödememek için Müslüman oldukları gerçeğini anlar ve “İslam’ın kudreti haraçta yatar” mantığıyla hareket etmeye başlar. İşte burada İslam İmparatorluğu’nun yayılış nedeninin gerçek yüzüyle de karşılaşırız.

İslam İmparatorluğu da her yayılmacı ve fetihçi imparatorlukta olduğu gibi parlak zafer yıllarını geride bırakmış, en geniş sınırlarına neredeyse ulaşmıştır. Bu yüzden artık eskisi gibi zengin ganimet gelirleri yoktur. Bu nedenle haraca olan gereksinim de, yaşamsal bir öneme sahip olmuştur.

Görüldüğü gibi Arapların, fethettikleri ülkeleri hidayete erdirmek gibi bir dertleri yoktur. İslam İmparatorluğu, emperyalist bir zihniyetle hareket etmekte ve bu amaçla dini de bir araç olarak sonuna kadar kullanmaktadır.

Eşres bin Abdullah, Müslüman olmak için, “sünnet olmak, namaz kılmak ve Kur’an’dan en az bir sure okumak” gerektiğinin bildirir. Aldığı yanıt ise şudur: “Bütün yerliler gerçekten İslam oldu, cami yapımına başlandı. Böylece bütün halk Arap oldu. Kimseden vergi alınmamalı…” (Doğan Avcıoğlu, Türklerin tarihi, cilt: 3 Sayfa: 1156)

Bu durum karşısında Eşres bin Abdullah, eskiden vergi alınan herkesten yine vergi alınmasını kararlaştırır. Böylece fakirlik nedeniyle Müslüman olmuş pek çok biçare kimselerden, bile zorla haraç alınmaya başlanır. İşte bu yüzden de Semerkantlı ve Buharalı Müslümanlar isyan ederler ve Türgişlerden yardım isterler. 728 yılında Türgiş Hakanı Su-lu, Buhara’yı Araplardan geri alır.

Arap egemenliği, Türgiş Hakanı’nın ilerlemesi karşısında Semerkant ve Dabusiya şehirleri ile birlikte bir iki küçük kasabayla sınırlı kalmıştır. Arap vali bunun üzerine yerli halka pek çok müsaadeler verir, ancak gerekli ilgiyi görmez. Türgiş Hakanı, Baykent yakınlarında sıkıştırdığı Arap ordusuna ikinci birsusuzluk günü yaşatır.

Kemerce kalesinde kaçırılan tarihi fırsat!

Nihayet Semerkant’a doğru hızla ricat eden Arap ordusu, 729 yılında Kemerce kalesinde Türgiş ordusu tarafından 58 gün süre ile kuşatmaya alınır. Bu durum üzerine Harzem’de bile Araplara karşı isyanlar başlar. Türgiş Hakanı'nın amacı, Semerkant’ta ki Arap merkez ordugâhını düşürerek, Arapları Maveraün-nehr’den tamamen atmaktır. (İslam ansiklopedisi Türkler maddesi, Sayfa: 185)

Elli sekiz günlü kuşatmanın arkasından Araplar, açlık ve susuzluğun dayanılmaz hale gelmesiyle, Türgiş hakanından aman dilerler. Bunun üzerine Araplar, Debusia’ya gitmek üzere serbest bırakılır.

729 yılında meydana gelen bu olayda aslında Türgiş Hakanı, Arap ordusunu tamamen imha ederek tarihin akışını döndüre bilirdi. Böylece Ceyhun nehri ötesindeki Arap varlığı tamamen sona erer ve Türkler de Arap mezaliminden kurtula bilirdi. Aslında burada bir insaniyet edebiyatı yapmaya da gerekte yoktur. Ancak bu olay nedeniyle bazı tarihçiler bunu yapmışlardır.

Türklerin defalarca kendilerine karşı aynı duruma düştükleri zaman, zarar vermeyeceklerine söz vererek, sonra “kâfire verilen söz muteber değildir” diyen bir zihniyete karşı da, o zihniyetin yine “kısasta sizler için hayır vardır” ilkesiyle hareket edilebilirdi. Zaten bu olaydan sonra bile, ileride görüleceği gibi Araplar, Türklere karşı katliamlarını sürdürmüşlerdir. Kaldı ki tasallutçu bir zihniyetten de bundan farklı bir davranış ta beklenemez. Görüldüğü gibi, Türgiş Hakanı tarihi bir fırsatı kaçırmıştır.

Ordu yok olursa Semerkant da düşer, iki felaket yerine bir felaket olsun!

729 yılında Semerkant’ı kuşatan Türgiş Hakanına karşı, Arap merkez karargâhı komutanı Suhre bin Hurr, başarısızlıkları yüzünden görevden alınan Eşres bin Abdullah’ın yerine atanan Cüneyd bin Abdurrahman’dan yardım ister. Ancak yeni valiyi uyarmayı da ihmal etmez. “Bir Horasan valisinin 50 binden az askerle nehri geçmesi doğru değildir”diyerek haber gönderir. (Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, Cilt: 3 sayfa: 1157)

Cüneyd bin Abdurrahman, önce Keş şehrine gelerek asker toplar. Semerkant’a giden çöl yolu Türkler tarafından tutulmuş ve tüm su kuyuları da kapatılmıştır. Bunun üzerine dağ yoluna yönelen Horasan valisi, bunu haber alan Türgiş Hakanı tarafından ordusuyla birlikte Savdar dağlarının dar geçitlerinde sıkıştırılır. Semerkant'a yardıma giderken Türklerin tuzağına düşen Cüneyd bin Abdurrahman, “Ordu yok olursa Semerkant da düşer, iki felaket yerine bir felaket olsun” diyerek, Semerkant'tan yardım istemek zorunda kalır.

Semerkant komutanı Savra (Suhre) bin Hurr, 12 bin kişilik bir kuvvetle yardıma gelirken onun gelişini haber alan Hakan Su-lu, iki ateş arasında kalmamak için uygun bir yerde siper alır. Nihayet Semerkant’tan gelen yardım kuvveti beklenen noktaya gelince Türkler saldırıya geçerler. Diğer taraftan Türk Hakanı Arapların çevresindeki ot ve çalıları da ateşe verdirir. Her taraflarını ateşlerin sardığı Araplar canlarının derdine düşmüşler ve başlayan büyük panikte çoğu yanarak can vermeye başlamışlardı. Suhre bin Hurr bile o panik halinde atından düşerek belini kırar ve feryatlarla yanarak can verir.

Türk Hakanı Su-lu,sıkıştığı vadiden kurtulmayı başaran Cüneyd bin Abdurrahman’a taarruz eder. Cüneyd son bir çare olarak, ordudaki kölelere kurtulmayı başardıkları takdirde özgürlüklerini vaat eder. Özgürlük umuduyla ölümüne bir mücadeleye girişen köle askerler sayesinde Semerkant yolu nihayet Cüneyd bin Abdurrahman’a açılır, yıl 730.

Araplar, Türklere karşı yaptıkları bu amansız mücadelelerin sonunda, güç toplamak için yeni savaşlara girişmezlerken, ellerinde kalan Buhara, Semerkant ve Keş şehirleriyle yetinmek durumunda kalırlar. Kaybettikleri yerleri geri almak için Türklere yeniden saldırıp şehit olmaya ve cennetin sonsuz nimetlerine kavuşmaya artık pek niyetleri yoktu.

Cüneyd bin Abdurrahman’ın734 yılında ölmesiyle, Türk yurtlarındaki Müslüman nüfus tekrar önemli oranda azalır. 737 de Emevi hanedanına karşı ayaklanma başlatan Abbasi yanlısı Hariş, Türgişlere sığınır. Hakan Su-lu, Seyhun nehrini son geçişinde, Ceyhun ve Seyhun arasında Arap egemenliği altındaki bütün Türk hakanlarından başka, Abbasi yanlısı Hariş’in taraftarları dahi Türgiş Hakanı’nın tarafına geçmiştir. (İslam Ansiklopedisi, Türkler maddesi, sayfa: 186)

Bir ihanetin yaşattığı hezimet ve talihin tersine dönüşü:

Türk yurtlarında yaşanan büyük bozgunlar vali değişimini de hızlandırmıştır. Arka arkaya yapılan atamalar sonunda 735 yılında Halid bin Abdullah, yeni horasan ve Türkistan valisi olur. 737 yılında yeniden sefere çıkan Türgiş Hakanı Su-lu, onun yeniden sefere çıktığı haberini alarak Belh şehrinden yola çıkan Horasan valisini Ceyhun’u geçerken kıstırır. Ağır zayiatlar vererek hızla Belh şehrine doğru ricat eden Arap ordusunun peşine takılan Türk Hakanı, Arapların ağırlıklarına saldırır. Araplar ağır zayiatlar vererek Belh’e çekilmeyi başarırlar.

Kışı ülkesine dönmeyerek Toharistan’da geçiren Hakan Su-lu’yu, Cüzcan egemeninin ihanet etmesi üzerine Arap valisi yanında az bir kuvvetle Toharistan’da bastırır. Hakanın kuvveti 4 bin kadardır. Hakan ve müttefiki Hariş güçlükle kaçmayı başarırken, kar ve tipi Halid bin Abdullah’ın takip etmesine engel olur.

Uğradığı büyük ihanet yüzünden belki de kırgınlık içinde memleketine geri dönen Türgiş Hakanı,  Arapları Türk yurtlarından kovmak için bir ömür harcamıştır. Arapların, Ebu Müzahim (boğaların babası) adını verdikleri bu büyük Türk hakanı, ülkesinde de kendisine ihanet eden başkomutanı Kül-çur(Bağa Tarkan) tarafından bir gece karargâhı basılarak öldürülür.

Türk Hakanı Su-lu’nunölüm haberinin duyulması üzerine Horasan valisi bütün Araplara şükür orucu tutmalarını emreder. Araplarda büyük bir şaşkınlık ve bayram sevinci vardır. Halife Hişam, bu büyük müjdeye inanamaz ve adamı Muktaddil bin Hayyanı yollayarak haberi doğrulatır ve büyük bir cimri olmasına rağmen Hayyan’ı 100 bin dirhem altınla ödüllendirerek tahtının önünde şükür secdesine kapanır. Başlarının belası Ebu Müzahim (boğaların babası), artık yoktur.

Çinlilerin birbirine düşürdüğü Türgişler, hakanlarının da ölmesiyle birbirleriyle savaşmaya başlarlar. Bu savaşların sonunda Kül-çur ile birlikte birçok Onok beyi Çin’e bağımlılık için başvurur: “ Hakanımız öldüğü için saldırılara uğruyor ve birbirimizi öldürüyoruz. Çin’e bağlanmak ve daimi dış bağımlılar olmak istiyoruz.” Böylece Araplara karşı Türk direnişi kırılırken, ünvanlar dağıtan Çin, askeri destek göndermez.

Yeni vali Nasır bin Seyyar ile birlikte Araplar yeniden toparlanmaya başlar:

Yeni vali Nasır bin Seyyar daha önce de Türkistan’ın işgalinde önemli görevler almıştır. Bu sorunun eski yöntemlerle çözülemeyeceğinin ve tekrar kangrenleşeceğinin farkındadır. Yeni Horasan valisi Türk yurtlarına seferlere yeniden başlamadan önce ayrıca köleleştirilmiş Türklerden 20 bin kişilik paralı bir askeri birlik de kurar. İşte değerlerine yabancılaşmış bu yeni birlik ile güçlenen Arap ordusu, Türk yurtlarında yeniden sefere başlar.

 739 yılında Semerkant’a yeniden yerleşen Araplar, Taşkent ve Fergana’ya da yeniden tecavüzlere başlarlar. Ceyhun’u geçen Arap ordusunu sıkıştıran Kül-çur, gece çıktığı keşif gezisinde tedbirsizliğinin kurbanı olur ve devriye gezen bir Arap birliği tarafından ele geçirilir.

Nasır bin bin Seyyar karşısına çıkarılan bu yaşlı adamın Türklerin komutanı olduğunu öğrenince, önce büyük bir şaşkınlık, arkasından da sevinç yaşar. Kül-çur’un yüklü miktardaki fidye teklifini reddederek kafasını kestirir ve cesedini nehrin kenarında Türklerin göreceği bir yere astırır. Sabah cesedi Türk ordusunun göreceği bir şekilde yaktırır. Ardından başsız kalan Türk ordusuna ölümcül bir darbe vurulur.

Taşkent, arkasından Fergana teslim olur. Buhara ve bazı yerlerde yerel direnişler olmasına rağmen Arap egemenliği yeniden sağlanır. Nasır bu sefer farklı bir siyaset izler ve Türklerle iyi ilişkiler kurmaya çalışır. Yurtlarını terk edenlerin geri dönebileceği ve vergi borçlarının affedildiği duyurulur. Yerel egemenler le çıkar birliğine dayalı iyi ilişkiler kurularak çoğunun Müslüman olmaları sağlanır.

Ağır haraç vergileri azaltılır. Yerel egemenlerin halk üzerindeki etkilerini iyi bilen Nasır bin Seyyar, onlara Arap egemenliği karşısında saygın bir konum verir. Böylece maddi olarak daha az ama daha güvenli bir sömürü başlar. İslamiyet’in yaygınlaştırılması için gereken korku ve teşvik önlemleri alınır.

Görüldüğü gibi İngiliz usulü sinsi sömürü taktiği, ilk kez Araplar tarafından Türklere uygulanmıştır.

Nasır bin Seyyar, Merv şehrindeki Cuma hutbesinde Müslümanlara Şöyle sesleniyordu“…Duymuş olunuz ki artık ben de Müslümanların koruyucusuyum. Onlara her türlü iyiliği yapıyorum. Borçlarını ödüyor ve ağırlıklarını (vergilerini) müşriklerin üzerine yüklüyorum. Şunu iyi biliniz ki, bundan böyle daha önce kararlaştırılan ve toplanan vergiden fazla olanı, benim tarafımdan asla kabul edilmeyecektir.” (Z. Kitapçı, Türkistan’da İslamiyet ve Türkler, sayfa: 268)

Bir zamanlar Cerrah bin Abdullah ise şöyle söylüyordu: “Ben ırkıma düşkün bir adamım. Allah’a yemin ederek söylüyorum ki benim kavmimden olan bir kimse, benim için başka bir kavimden olan yüz kişiden daha sevimlidir.”

İşte bu iki söylem arasındaki fark, her türlü baskı ve zulme rağmen bir türlü teslim alınamayan bir ulusu, artık teslim almaktan vaz geçip kazanabilme çabasının bir göstergesidir.

Ümeyyeoğulları, artık geç kalmıştır:

Ümeyyeoğulları'nın bu dramatik siyaset değişikliğinin en önemli bir başka nedeni ise, egemen oldukları süre boyunca sadece Türklere değil tüm İslam İmparatorluğunun işgal ettiği topraklarda uyguladıkları acımasız bir baskı, zulüm ve sömürü (haraç) politikasının neden olduğu ve Haşimoğlularının Abbasoğluları kolu tarafından fark edilerek, alttan alta körüklenen büyük bir hoşnutsuzluk ve nefret dalgasının giderek yayılmasıdır.

Ancak Ümeyyeoğulları artık geç kalmıştır. Eski yöntemlerine geri dönmek ise kendilerine karşı oluşan bu nefreti daha da körüklemekten başka bir işe de yaramayacaktır. Bu politika değişikliğine rağmen kıvılcımın Horasan’da ateşleyeceği büyük isyan dalgası, oradan Türkistan, İran, Irak, Suriye ve Mısır’a kadar yayılacaktır.

Ümeyyeoğulları akıttıkları kan deryasında boğularak, tarih sahnesinden çekileceklerdir. Ümeyyeoğulları'nın tarih sahnesinden çekilmesi, Türklerde de dramatik bir değişime yol açacaktır.

Gelecek yazımda bu konuyla devam edeceğim.

AHMET ELDEN

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.