Tarihimizle yüzleşmek: Nasıl Müslüman olduk? "Ceyhun nehri kan akıyor"-4

Tarihimizle yüzleşmek: Nasıl Müslüman olduk? "Ceyhun nehri kan akıyor"-4 DİN
0,0
06.05.2013 20:19:39
A+ A-

Harizm (Harzem) uygarlığı yakılıp yıkılarak, halkı da kılıçtan geçirilerek yok edilir:

Zafer sarhoşu Haccac bin Yusuf ve Kuteybe bin Müslim ikilisi, bu kez de gözlerini Semerkant'a dikmiştir. Ancak Kuteybe, Semerkant'ın işgalinden önce, stratejik öneminden dolayı Harzem ülkesinin ele geçirilmesini uygun görür.

Harzem'deki iktidar mücadelesin fırsat bilen Kuteybe, Çaygan'nın tarafını tutarak, onu Halife'ye haraç ödemesi ve on bin asker vermesi karşılığında Harzemşahı yapar. İslam ordusunun Türklere neler yaptığını çok iyi bilen Harzemliler isyan çıkararak Çaygan'ın ihanetini ona canıyla ödetirler.

Kuteybe bin Müslim zaten Türk ülkesinde yaptıklarıyla İnsanlık tarihinin en eli kanlı canileri arasına girmiştir. Harzemlilerin isyanına karşı, mesleğini yine ustalıkla icra eder. Harzem'in üzerine yürüyen İslam ordusu tarafından bütün Harzem ülkesi ve uygarlığı yakılıp yıkılır. Harzem halkı kılıçtan geçirilir, zenginlikleri ganimet olarak yağmalanır, hatta Harzemlilerin tarih yıllıklarının bile tamamı yakılarak yok edilir.

Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi adlı eserinin 3. Cildinde Harzem'in yok edilişini, Harzemli Türk bilgini Biruni'den şöyle aktarır:

"Kuteybe, her çareye başvurarak, Harizmlilerin yazılı dilini bilenleri, geleneklerini koruyanları yok etti. Böylece her şey karanlıklara gömüldü, İslam Harizmlilerin içine girerken, onların tarihleri hakkındaki bilgileri öğrenme olanağı bırakmadı"

Görüldüğü gibi Kuteybe bin Müslim, bir Türk ülkesini bilinçli olarak kültürüyle birlikte yok etmiş ve böylece canilik mesleğinde tavan yapmış ender kişilerdendir.

Artık sıra, Türk uygarlığının en gözde şehirlerinden Semerkant'a gelmiştir:

Semerkant Hakanı Gurek, Kuteybe bin Müslim komutasında doğrudan Semerkant'ın üzerine yürüyen 50 bin kişilik İslam ordusuna karışı, bütün Türk hakanlarından yardım talep eder. Taşkent ve Fergana'dan acele yola çıkarılan yardım kuvvetleri, Kuteybe'nin tuzağına düşerek yenilirler.

Arap ordusu tarafından kuşatılan Türk uygarlığının bu güzide şehri, mancınık atışlarıyla yıkıma uğratılıyordu. Yardımsız kalan halk, var güçleriyle şehirlerini vermemek için çarpışıyorlardı. Ancak bu kez Türklerin amansız mücadelesinden derslerini iyi alan Araplar, canlarının kıymetini iyi biliyor ve İran'dan getirdikleri köleleri ve paralı askerleri Türklerin üzerine sürüyorlardı.

 Araplar askerleri, her ne hikmetse Allah'ın kendilerine vaadettiği cennete Türklerin üzerine sürdükleri bu birliklerin girmesini, daha uygun görmüşlerdi.

Semerkant hakanı Gurek, Kuteybe'ye bir mektup göndererek, onu mertliğe davet eder:

"Bu ettiğin harbi zannetme ki Arapların kuvveti ile edersin. Belki Acem'den benim kardeşlerimdir ki sana yardım edip cenk ederler. Harbe Arapları gönder ki, gör bak biz neler ederiz"

Ancak yüzsüz Kuteybe'nin ruhu bile duymaz. Arap askerlerine geriden mancınık atışlarını sıklaştırmalarını emrederek daha çok dirhem vaadinde bulunur. Sonunda Gurek, şehrin daha fazla yıkıma uğramaması için, halka dokunmamak şartıyla Semerkant'ı teslim eder.

Böylece Gurek'in şartını kabul ederek şehre girmeyi başaran Kuteybe, derhal ağır bir antlaşmayı Gurek'in önüne koyar:

"Semerkant halifeye her sene 2 milyon 200 bin altın ödeyecek. Bir seferlik 30 bin sağlıklı genç, esir olarak verilecek. Şehirde cami yapılacak. Eli silah tutmaya müsait her kes, şehirden sürülecek. Tapınaklardaki tüm putlar ve mücevherler teslim edilecek."

Sadece teslim alınan putlar yakılarak, küllerinden 50 bin miskalden fazla altın elde edilir. (Taberi'den aktaran, Z. Kitapçı)

Kuteybe bin Müslim, kardeşi Abdurrahman bin Müslim'i muhakkak yerine getirmesini emrettiği bir talimatname ile şehrin egemeni yaparak, Merv şehrine geri döner.

"Semerkant'a gelen bütün yolları tutacak ve kapılarından hiçbir Türk'ün serbestçe girmesine müsaade etmeyeceksin"

"Şayet şehre mutlaka girmesi gerekenler olursa ellerine balçık sürülecek ve balçık kuruyana kadar şehirde kalabilecekler."

"Balçık kuruduğu halde şehri terk etmeyenleri derhal öldüreceksin."

"Hiç kimsenin demir parçası dahi olsa bir silahla dolaşmasına izin vermeyeceksin. Şüphe üzerine arananların üzerinden demir parçası dâhil bir silah çıkarsa, onları üzerlerinde bulunan silahla derhal öldüreceksin."

"Gece sur kapıları kapandıktan sonra şehirde yabancı kalmışsa, onları derhal öldüreceksin."

(Sabri Gündüz, İslamlık Türklük, sayfa: 128)

Böylece binlerce Semerkant Türkü çöllere sürülerek açlığa terkedilirken, Araplar tüm zenginlikleriyle birlikte Semerkant'ın üzerine konuyorlardı.

Kuteybe bin Müslim'in başı, kendi askerleri tarafından bizzat kesilirken, adeta yaptıklarının cezasını da böylece çekmiş oluyordu:

Haccac bin Yusuf'un emriyle bu kez de Taşkent ve Fergana'yı hedefine alan Kuteybe, bağlı olduğu Irak, Horasan ve Türkistan genel valisi Haccac bin Yusuf'un, ölüm haberinin gelmesiyle kendisini bir anda boşlukta bulur.

Çünkü İslam imparatorluğunda iktidarı ele geçirmek için, herkes birbirinin kuyusunu kazmaktadır. Haccac'ın ve özellikle de kendisinin, en zengin ganimet bölgesinin komutanı olduğu için yerine geçmek isteyen pek çok rakibi ve düşmanları olduğunu iyi bilmektedir. Ele geçirdiği zengin ganimetler sayesinde, adına şiir bile yazılmıştır:

"Kuteybe Türkleri öldürüp duruyor;

Biz onun sayesinde, ne ganimetler elde ediyoruz"

 O güne kadar yakın koruyucusu Haccac'ın sayesinde yerini koruya bilmiştir. Ancak artık bu korumadan yoksundur. Merv şehrine çekilerek beklemeye geçer.

Halife Velid, Kuteybe'in seferleri bırakarak komutanlığının merkezi Merv'e geri çekilmesi üzerine, ona bir mektup gönderir:

"Müminlerin halifesi şüphesiz senin Müslümanların düşmanlarına (Türklere) karşı çetin mücadelelerinle verdiğin imtihanları ve cihadını bilmektedir. Yine müminlerin halifesi senin şanını yükseltecek ve sana gerekli olan her şeyi yapacaktır. Harp etmeye önem ver, Rabbinin sevabını bekle"

Halifeden gelen bu destek mektubuyla endişeleri dağılarak emrindeki orduyla Kaşgar şehrini kuşattığı sırada, bu kez de halife Velid'in öldüğü ve daha da kötüsü can düşmanı Süleyman bin Abdülmelik'in halife olduğunu öğrenir.

Kuteybe'nin şansı, en yakın koruyucu Haccac'ın ölümüyle artık dönmüştür. Yeni halife onun can düşmanıdır ve onu mutlaka ortadan kaldıracağının farkındadır. İşte bu ona hayatının en büyük hatasını yaptıracak ve emrindeki askerleri, yeni halifeye karşı kışkırtmaya kalkışacaktır.

Ancak isyana teşvik ettiği askerler, kendilerinin halifenin askerleri olduklarının ve başlarındaki Kuteybe'nin de halifenin atadığı bir memur olduğunun bilincindedirler. Bir hain olarak çevresini kuşatan askerlerin arasında kalıverir. İşte sonunda bir hiç olmuştur.

Zaferlerinin göstergesi olarak kestirerek Şam'a gönderdiği binlerce Türk'ün kafalarının ardından, şimdi Kuteybe bin Müslim'in kesilen kafası da, ihanetinin cezasını çektiğinin göstergesi olarak Şam'a gönderiliyordu, yıl: 716.  

Ancak Kuteybe'den boşalan yere hiç de onu aratmayacak yeni bir kan dökücünün gelmesi gecikmeyecektir.

İşte bu yeni kan dökücü, Türklerin akan kanıyla değirmen döndürerek değirmenin yaptığı unundan ekmek pişirtip yiyecek ve insanlığa karşı işlenen en büyük zulümlerden biri olarak tarihe geçen ünlü kanlı değirmen hadisesiyle, insanlık tarihinin en eli kanlı canilerinden biri olarak, adını tarihe yazdırmayı başaracaktır.

İşte bütün bunlar, Türklerin İslam ile şereflenmeleri adına yapılıyordu. Gelecek yazımda bu konuyla devam edeceğim.

AHMET ELDEN



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.