Temel Kitap: Kur'ân- Kerîm

Temel Kitap: Kur'ân- Kerîm DİN
5,0
22.10.2014 10:32:30
A+ A-

Müslümanlar için temel referans (müracaat, başvuru) kaynağı 'Kur'ân- Kerîm'dir. (Kerîm: kerem sahibi, ulu, yüce, asîl, cömert.) Ondan sonraki başvuru kaynağı da Hadîs-i şerîflerdir. (Şerîf: şerefli, asîl, temiz, mübarek.)  Allah'a inanan ve bağlanan, son peygamber Hz. Muhammed'e (sav) tâbi ve ümmet olan insanlar için her çağda bu iki başvuru kaynağı, onların dünya görüşlerini, yaşam anlayışlarını, duruşlarını belirleyici olmuştur. Tabii marifet iltifâta tâbidir. Müslüman olduğunun farkında olsa bile bu temel kaynaklarla irtibatı hiç olmayan, böylece İslâm'ı hayâta geçirme kaygısı taşımayan insanlar her devirde olmuştur büyük ihtimalle. Ama çağımızda görünürde Müslüman olup da bu temel müracaat kaynaklarına iltifatı hiç olmayan, dolayısıyla yaşamasının Müslümanca olmasını kaygı edinmeyen insanların varlığı ortada.

Kur'ân- Kerîm'i yaşamı boyunca sadece yüzünden okuyanlar, ne dediğini merak etmeyenler ya da sezinlediğiyle yetinenler yaygın. Bu da düşünme (tefekkür) açısından önemli bir handikap. Okuma ama gerçekten okuma değil.

Müslüman olmayanlardan ya da görünürde Müslüman olup da ne bu temel kaynaklarla ilgilenen ne de Müslümanca bir yaşam kaygısı taşıyanlardan, entelektüel yeteneği ve okuma, düşünme merakı olan insanlar neden "Kur'an"ı merak etmezler yaygın olarak(çünkü istisnaları vardır), merak ederim. Bildiklerini sanıyorlarsa ya da tahminlerine güveniyorlarsa, kesin yanılıyorlar.

Kur'ân, mucizedir çünkü. Onu ömür boyunca okuyanlar, ister sadece yüzünden, ister meâline ve tefsîrine de bakarak okusunlar, hiç kanıksar duruma gelemezler. Kur'ân hep merak ettirir içerdiğini. Çocukluktan itibaren okunan kısa sûreleri bile, meâline defalarca baktırır insanı. O tatmin etmez, tefsirine baktırır. Onunla da tatmin bulmaz. İnsanlar bu alanda ne kadar bilgili, ne kadar entelektüel yeteneğe sahip olsalar da Kur'ân âyetlerini tam anladıklarını, dolayısyla meal veya tefsir çalışması yapmakta zorlanmayacaklarını söyleyemezler. Kendilerine vehim musallat olmuşlar hariç. Onlar her şeyi en iyi bilirler (!) çünkü.

Mehmet Âkif Ersoy, Türk dili ve edebiyatına da Arap dili ve edebiyatına da vâkıf, dinî bilgisi yönünden de sıradışı biri olduğu halde, 1925 yılında TBMM tarafından Kurân-ı Kerîm'in Türkçe tercümesini hazırlama işi kendisine teklif edildiğinde, bu işin zorluğunu ve sorumluluğunu düşünerek, hemen üstlenmek istememiş, fakat ısrarlar üzerine kabul etmek zorunda kalmıştır. Mısır'da bu çalışmaları yaparken ne kadar kaygılı ve sıkıntılı olduğu, bir süre sonra da bu iş için kendisine verilen ücreti iade ederek bu işin yükümlüsü olmaktan kurtulduğu ama çalışmalarını özel olarak sürdürdüğü bilinir.

Mesela Fâtır Sûresi'nin bazı âyetleri içinde geçen (bana çok düşündürücü gelen ve yorum gerektiren) şu sözleri meâl (Türkçe anlamıyla çevirisi) olarak aktaracağım. Belki benim gibi üzerinde düşünenler ve yorumunu merak edenler olur.

"O, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içerisine." (Fâtır 35/13)

"Ey insanlar, siz Allah'a muhtaçsınız." (Fâtır 35/15)

"Günah işleyen hiçbir nefs, başkasının günahını çekmez. Eğer yükü (günahı) ağır bir kişi (diğer birini) onu taşımaya çağırırsa, bu, hısımı da olsa, kendisine ondan hiçbir şey yükletil(mesine rıza göster)mez." (Fâtır 35/18)

"Körle gören bir değildir." (Fâtır 35/19)

"Dirilerle ölüler bir olmaz. Allah dilediği kimseye elbette işittirir. Sen kabirlerde olanlara da işittirecek değilsin ya!.." (Fâtır 35/22)

Kaynak: Kur'ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, İkinci Cild, Balıkesirli Hasan Basri Çantay, Yedinci Baskı, Naşiri: Mürşid Çantay, İstanbul

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.