Toplumsal Düzen ve Din

DİN
0,0
07.12.2012 11:09:36
A+ A-

 İnsanoğlu, dünyaya ayak bastığı günden bu yana toplumsal ilişkileri düzenlemek amacıyla çeşitli kurallar, normlar, davranışlar ve kurumlar yaratmıştır. Bu yapıp ve ettiklerinin, yarattıklarının bütünü olan kültür içerisinde kendini gösterir. Din de kültürün bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. 
                Dinler toplumsal yapının ve kültürün devam ettirilmesi üzerine kuruludur. İnsanlar bu kültürel yapının devamını sağlamak için "ateşi, şimşeği, gök gürlemesini" kendilerine kutsal saydılar. Bu kutsallık, çoğunlukla korkular üzerine şekillenmiştir. İnsanların, diğer canlılardan güçsüz, korumasız ve aciz oluşu "bir şeylere inanma, iman etme ve kutsallık" anlayışını ortaya çıkardı.
Toplumsal hâkimiyeti elinde bulunduran krallar ve firavunlar "kutsalın", Tanrının yeryüzündeki görünümü oldular ve Tanrı adına toplumu şekillendirmeye çalıştılar. Böylelikle kutsalın değer yargılarından, normlarından, rol ve davranışlarından oluşan olgular bütünü olarak toplumu belirlemeye başladı. Din kurumu da bireyler üzerinde ve bireyler arası ilişkilerde kendisini gösteren "baskı" aracı olarak ortaya çıktı. İnsanların "bir arada yaşama arzusu" olmasaydı, bu yaşamı düzenleyecek kurallar da olmayacaktı. İnsanların, başka insanlara "hâkim" olma anlayışı olmasaydı din de hâkimiyet için kullanılmayacaktı. Yani halkı uyutmaya yarayan "afyon" ve baskı aracı olmayacaktı.
                Bütün dinler gibi İslam dini de toplumsal yaşamı şekillendirmek, düzenlemek ve gelecek kuşaklara aktarılmak adına ortaya çıktı. Ortaya çıkarken de zayıfı ve ezileni yanına alarak hâkim olana, güçlü olana karşı savaşarak büyüdü. Bu büyüyen ve giderek farklılaşan anlayış her kültürel yapıda farklı algılanmaya başlandı. Din "kutsal fikrine dayalı olan ve müminleri bir sosyo-dinsel topluluk içinde birleştiren bir inançlar, semboller ve pratikler (örneğin, ritüeller) kümesi" olarak tanımlanır. Fertleri mukaddes duygu ve alışkanlıklarla birleştiren, toplumları yükselten bir kurum; insanlara yön veren, kanun ve nizamların kavuşamadığı yerlerde de, onları iyi ve faydalı şeyleri yapmaya yönlendiren bir hayat tarzıdır savı tanımlanan olgunun insanlar üzerindeki etkisinden kaynaklanır. 
                Bir dizi simge içerir; saygıyla karışık bir korku duygusu uyandıran bu simgeler ayin ya da törenlerle bağlantılıdır. Bu öğelerden her birinin derinlemesine incelenmesi gereklidir. Bir dinsel inanışta tanrılara yer olmayabilir, ama korku ve hayranlık uyandıran bir varlık ya da bir nesne mutlaka vardır. Geleneksel toplumlarda din, toplum yaşamının merkezinde yer alır. Dinsel simge ve ayinler, çoğunlukla toplumun maddi kültürü ve sanatıyla (müzik, resim, dans, oymacılık ve edebiyat) bütünleşmiştir. 
                Sosyoloji genel olarak, insanın sosyal eylemiyle veya başka bir ifadeyle rol davranışıyla ilgilenmesi gibi, dinin, amaçlı spesifik cemaatleşme ve insanların din tarafından belirlenmiş sosyal davranışlarıyla ilgilenir. Dolayısıyla bireysel olmayıp, toplumsal ve kolektif niteliklidir; inanç ve bilgiden ziyade sembollerle ilgilidir ve bu yüzden, bilimsel bilginin gelişiminin dinin toplumsal işlevleri açısından bir önemi yoktur. 
                Böylece, dinin toplumsal düzeyde, toplumsal düzenlemeleri haklı çıkaran ve meşrulaştıran bir muhafazakâr güç olarak işlev görür din bireysel düzeyde de insanın gerçek potansiyelinin gizlenmesine neden olur. Bu çerçevede dünyanın gerçek mahiyetini ve insanın onu belirleme ve şekillendirme kabiliyetini de örter. Gerçek bilincin gelişmesini; insanın, toplumsal dünyasını oluşturacak ve kontrol edecek gücünü gerçekleştirmesini engeller. Halkı manevi yollarla dizginlemek gerektiği zaman din; yığınlar üstünde, ilk ve başlıca etkileme aracı olmuş ve hâlâ da olmaya devam etmektedir



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.